<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754</id><updated>2012-02-12T09:26:57.073+02:00</updated><category term='bilgi'/><category term='taksici'/><category term='baba'/><category term='özlemek'/><category term='ebeveyn'/><category term='Marquez'/><category term='Mustafa Sarıgül'/><category term='Nuri Bilge Ceylan'/><category term='uyuşma'/><category term='tuhaf'/><category term='türkiye'/><category term='Zeki Demirkubuz'/><category term='minibüs'/><category term='Cihangir'/><category term='küçük prens'/><category term='korna'/><category term='David Gilmore'/><category term='30&apos;lu yaşlar'/><category term='tatil'/><category term='bebek'/><category term='mutluluk'/><category term='derrida'/><category term='mahalle'/><category term='hayat'/><category term='Yıldırım Türker'/><category term='tarif'/><category term='ilhan berk'/><category term='aysel gürel'/><category term='sosyal medya'/><category term='assos'/><category term='internet'/><category term='yol'/><category term='vatan'/><category term='kardeşlik'/><category term='kıl oldum'/><category term='kedi'/><category term='rekabet'/><category term='facebook'/><category term='aile'/><category term='30lu yaşlar'/><category term='kadın'/><category term='Binbir Gece'/><category term='Ergenekon'/><category term='sosyolocik analiz'/><category term='biseksüel'/><category term='çizgi film'/><category term='istiklal caddesi'/><category term='Georgie'/><category term='kürt'/><category term='Emir Kusturica'/><category term='şişko'/><category term='TRT'/><category term='turist'/><category term='politika'/><category term='müzik'/><category term='Kral TV'/><category term='gubilik'/><category term='dizi'/><category term='eşkiya'/><category term='ergen'/><category term='türk'/><category term='erkek'/><category term='gündem'/><category term='seyahat'/><category term='çakma'/><category term='şair'/><category term='Yazı'/><category term='cemal süreya'/><category term='McCarthy'/><category term='rüya'/><category term='Blog'/><category term='başa gelenler'/><category term='bodrum'/><category term='sistem'/><title type='text'>Dutluk</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>89</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-6297463460849126525</id><published>2011-11-16T23:23:00.001+02:00</published><updated>2011-11-16T23:41:45.520+02:00</updated><title type='text'>Yeni yıl, yine yıl</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Yine okkalı bir aradan sonra beraberiz...Biraz alkolün de etkisiyle, biraz Kasım olmasıyla, ve biraz da gece olmasıyla tabi, duygu salınımları had safhada. Gerçekten yine bir Kasım, yeni bir Kasım ve kapının arkasında duran yeni bir yıl. Artık yılların çok daha önemli, çok daha değerli olduğu zamanlar, her gidenin arkasından bir durup bakıldığı, bir değerlendirildiği, baktıkça hüzünlenildiği zamanlar. On seneden fazla bir zamandır hiç bir yılın arkasından sevgiyle bakmadığımı hatırlıyorum. Ölümler, hastalıklar, kayıplar, mücadeleler sanki tüm güzelliklerin ve deneyimlerin önüne geçmiş yıllardır. Hele her Aralık'ta, bir fenalığın beklemesi yok mu köşede... ve zalimce ortaya çıkması haber vermeden... Bu senenin öyle olmayacağını umarak, biraz da korkarak geriye bakıyorum ve bakınca şaşkınlıktan dilimi yutuyorum. Tüm acıların ve hüzünlerin içinde bu yıl son on küsur senenin en iyi yılı olmuş olabilir gibime geliyor. Öyle bir potansiyeli var sanki...&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nihayet mutlu olmayı öğrendiğim, kendime değer verdiğim, keyifle yaşamayı, sevmeyi ön plana koyduğum, acıyı bal eylediğim, dünyalarca şey öğrendiğim, dünyalarca şey değiştirdiğim, yepyeni ve harika insanlarla tanıştığım, tanıdıklarımı daha da çok sevdiğim, heyecan duymayı tekrar keşfettiğim böyle şaşkınlık verici bir yıl...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdiden selamlar 2012, lütfen bir son dakika golü atma 2011...Seni sevmeye devam etmek istiyorum...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;öptüm, bye&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-6297463460849126525?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/6297463460849126525/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=6297463460849126525' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6297463460849126525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6297463460849126525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2011/11/yeni-yl-yine-yl.html' title='Yeni yıl, yine yıl'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-7580874958421456242</id><published>2011-09-29T19:16:00.001+03:00</published><updated>2011-09-29T19:17:53.474+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='minibüs'/><title type='text'>Tuhafiye is back</title><content type='html'>Tuhafiye serisine uzunca bir süre ara verdiğimin farkındayım, bu tabi ki de vatan toprağında tuhaf şeyler olmuyor anlamına gelmesin. Şöyle bir 2 saniye düşününce bile tuhaflıklar çağlayanı akıyor beynimden klavyeye...&lt;script charset="utf-8" src="http://sonific.com/widgets/js/ca1eade0dcdb88581bf4cbeab9a1edcfaeda8a12/blogger" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son zamanlar zaten tuhaf zamanlar, ama içlerinden bazıları gerçekten traji-komik (böyle bir kelime var mı ki?) olabilecek seviyede. Bir kaç hafta önce arabam bozulduğunda minibüs dünyasına girme ve bu derya dünyayı inceleme fırsatı buldum. Pişman değilim, bu sayede dışardan psikopat,cani, manyak gibi sıfatlarla yaftaladığımız minibüs şöförlerinin ne kadar kırılgan, ne kadar zarif olabileceklerini, cani ve zarif arasındaki tuhaf köprüde bir oraya bir buraya koşturmaktan ruhsal olarak ne kadar yorulduklarını gözlemledim. Misal, arabaya yeni binen bir müşteriye, "iyi günner efendim" diyen şöför, aynı müşteri inerken ineceği yeri geç söylediği için "amk o....su" diyebiliyordu rahatlıkla, böylesi değişken bir ruh halinin tuhaf olduğu kadar da zor olduğunu düşünmenizi isterim. Bu yalnız insanların halet-i ruhiyelerini, herkesi her an potansiyel düşman ilan edebilme kapasitelerini anlamak için aynadan gözlerini seyretmek yeterli oluyor genelde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-7hdNblsrqVc/ToSZwXE6GsI/AAAAAAAAA-E/ktHy9zOcFpA/s1600/mini.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-7hdNblsrqVc/ToSZwXE6GsI/AAAAAAAAA-E/ktHy9zOcFpA/s1600/mini.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Taşımacılık endüstrisi başlı başına tuhaf. Bu endüstriye dair son derece tuhaf bir hikaye bir tanıdıktan geldi bugün. Bahsi geçen tanıdık kişi (bundan sonra kendisinden TK diye bahsedelim), yol kenarında validesiyle telefondan konuşarak durmakta, bir yandan da az sonra servisle gelecek kızını beklemektedir. Böyle kozmik bir 3lü jenerasyon zinciri kurulmuş dururken, ansızın bir araba direksiyonu TK'nın üstüne doğru kırar ve panik halinde "çabuk elindeki telefonu ver" diye yarı açık camdan haykırır. TK, bütün bunların ne anlama geldiğini düşünedursun, gerçekler tez zamanda aydınlanır. Şöför TK'nın canına ya da malına kastetmemektedir. Kendisi şarjı bitmiş bir korsan taksidir, ve sadece durağı ya da müşterisini aramak istemektedir. TK telefonu verdiğinde, bu iyiliği yaptığı için kendisine şöför koltuğunun altında sakladığı lahmacun ve çiğ köfteden ikram edecektir. Telefonunu edip, ikramını da yaptıktan sonra hiçbirşeyin hayat kadar şaşırtıcı olamadığını bu vesileyle bir kez daha hatırlayan TK'yı kaldırım kenarında, kendi halinde ve suratında şaşkın bir ifade ve elinde çiğ köftelerle bırakıp akşam üstünün toz dumanında gözden kaybolur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mahallede kaybolan Kediş'i telsizle arayan MİT ajanları hikayesini bir sonraki tuhafiye serisine bırakıyorum. Şimdilik esenlikler diliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-7580874958421456242?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/7580874958421456242/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=7580874958421456242' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7580874958421456242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7580874958421456242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2011/09/tuhafiye-is-back.html' title='Tuhafiye is back'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-7hdNblsrqVc/ToSZwXE6GsI/AAAAAAAAA-E/ktHy9zOcFpA/s72-c/mini.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-4220429280127761373</id><published>2011-09-27T00:05:00.000+03:00</published><updated>2011-09-27T00:05:10.800+03:00</updated><title type='text'>İyi ki Doğdun Aslan Baba</title><content type='html'>Önceleri ara ara uzaktan takip ettiğim bir blog olan &amp;nbsp;&lt;a href="http://babaolmak.com/"&gt;babaolmak.com&lt;/a&gt;'un daha sonraları yakın da arkadaşım olan yazarı sayesinde babamı bu aralar çok daha sık düşünür hale geldim. Bu blogda okuduğum şeyler bana öyle çok kendi babamı hatırlatır oldu ki, ister istemez geçmişe dönüp "benim babam nasıldı", bunu düşünür buldum kendimi sık sık... &amp;nbsp;Burdan yola çıkarak, &lt;a href="http://babaolmak.com/"&gt;babaolmak.com&lt;/a&gt; fikrinden de&amp;nbsp;esinlenerek baba olmak benim için ne anlama geliyor onu biraz netleştireyim istedim, özellikle günümüzün taze babaları ve baba adayları için ve özellikle benim için önemli olan bu günde...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bana göre...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-Baba olmak küçük kızının hasta Japon balığı bir gece vakti ansızın öldüğünde sabaha kadar açık akvaryumcu arayıp, aynı balığı bulup ölenin yerine koymak, sonra da balığın mucizevi bir şekilde iyileştiği müjdesini vermek için yavrunun uyanmasını beklemektir heyecanla. (geleceğin babalarına not: kız yıllar sonra kurutulmuş balık cesetini bir çekmecenin içinde bulmasa daha iyi olabilir) 1983&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Baba olmak artık kazık kadar olmuş kızının bir gün telefon açıp "otobüse binmek istemiyoruuum, gel beni Olimpos'tan aaal" demesi üzerine, "hadi ordan şımarık, az ye de uşak tut" demek yerine arabaya atlayıp 8 saat yol gidip Olimpos'a varıp, hızlı bir kahve içip, kızı da alıp tekrar yola çıkmaktır hiç dinlenmeden. 1994&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Baba olmak sırf kız "the Smiths" seviyo diye, o arabada horlayarak uyuklarken, kapkaranlık bir gece yolculuğunda içini kasvet basmış olsa bile çalan müziği değiştirmemektir. 1991&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Baba olmak kız araba kullanamayacak kadar akşamdan kalma ve uykusuz olduğu için bir telefon açıp talepte bulunduğunda bi anda bütün işini gücünü bırakıp ona şöförlük yapmak ve üstüne 4 saat trafikte kalıp gıkını bile çıkarmamaktır. Ara ara direksiyona atılan sessiz yumruklarla gerginlik atmaya çalışmaktır çaresizce. 2011&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Baba olmak sonsuz bir güven ve güç vermektir miniklikten danalığa uzanan uzun yolda, yavruya... Hep destek, tam destek politikası gütmektir, durmadan, yorulmadan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Babamın bütün yaptıklarını her bir yazısıyla bana tekrar tekrar hatırlattığı, kendisini yaşlandığı için affetmemi ve onunla daha çok vakit geçirmemi sağladığı için burdan &lt;a href="http://babaolmak.com/"&gt;babaolmak.com&lt;/a&gt;'a sonsuz teşekkürler...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün 63 yaşını dolduran canım babam, hiç yaşlanmaman gerekiyordu ama seni affediyorum, iyi ki doğmuşsun, iyi ki benim babam olmuşsun... Fırk&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Vn-8qji0OQ4/ToDooFJhGUI/AAAAAAAAA98/XUD4rawAd20/s1600/aslanbaba.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="132" src="http://2.bp.blogspot.com/-Vn-8qji0OQ4/ToDooFJhGUI/AAAAAAAAA98/XUD4rawAd20/s200/aslanbaba.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;not: Veliler lütfen yavrularınıza Aslan Baba şarkısının sözlerini değiştirerek söyleyin. Harpte vurulan Aslan Baba ve köyden kovulan küçük aslan onulmaz yaralar açabilir ilerde dana mertebesine erişecek yavrunuzda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-4220429280127761373?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/4220429280127761373/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=4220429280127761373' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4220429280127761373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4220429280127761373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2011/09/iyi-ki-dogdun-aslan-baba.html' title='İyi ki Doğdun Aslan Baba'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Vn-8qji0OQ4/ToDooFJhGUI/AAAAAAAAA98/XUD4rawAd20/s72-c/aslanbaba.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-1580705842186077961</id><published>2011-09-11T18:17:00.002+03:00</published><updated>2011-09-11T18:19:16.386+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='30lu yaşlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlemek'/><title type='text'>Progresif Geçmiş Sayıklamaları</title><content type='html'>&lt;br /&gt;Geçmişle kurulan ilişki tuhaf bişey... Tamamen yok saysan kötü, orda asılı kalsan daha da kötü. Esas olan geçmişle şimdi arasında sağlıklı bir köprü inşa etmek ve güvenli bir şekilde ara ara ziyaret etmek. Ordaki güzellikleri şimdiye taşımak, mümkünse çirkinlikleri de çürümeye bırakmak.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçmiş benim için bir daha hiç geri gelmeyecek hüzünlü bir şey oldu hep ve hep de öyle olacak galiba. Ama hatırladıkça içimi ısıtan şeyleri devam ettirmenin mümkün olacağını da farkettim yakın zamanda. Küçük çapta bir aydınlanma belki de. Ortalıklarda dolaşan bir "seksenlerde, doksanlarda şunları yapardık" listesi var ya, benim de geçmiş (ya da gençlik) deyince aklımda hatları çok net olmasa da bir liste oluşuyor. Bu listeye giren şey ya şeylerle alakalı hisleri şimdiye taşımak mümkün mü değil mi bilemiyorum, ama o hislere benzer hislerden çok da uzaklaşmamak gerektiğini seziyorum gittikçe. Aksi takdirde insan yaşlandıkça sığlaşıyor, odunsu bir yapıya bürünüyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bahsi geçen listeye göz attığımda aklıma ilk düşenler sesi sırf klavsene benzediği için aşık olduğum sevgilim, bıkmadan biriktirilen gazete küpürleri, bazen Nejat İşler'in tezgahından bazen de Zihni'den alınan çekme kasetler, sokakta manyaklar gibi oynanan yaz akşam üstleri, arka arkaya 3 filme birden gidilen festivaller, çok değerli konserler için bazen bir gece önceden girilen bilet kuyrukları, eski ev damlarında gizlice şarap içmeler, hiç durmayan bir macera arayışı, king crimson, eloy, grateful dead dinlemek, pink floydu kesinlikle karanlıkta dinlemek, salak olmaktan korkmak, ama bayağı da salak olmak, birbirini ardına okunan kitaplar, sabahlara kadar telefonda konuşmak, anket yapmak, komik skeçler hazırlayarak şovlar yapmak... İşin aslı hayata biraz daha maruz kalmak, biraz daha keşifli bir ruh hali, sınırları zorlamak ve çok ama çok daha az korkarak yaşamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunları tekrarlamak çok anlamlı olmayabilir haliyle, ama dediğim gibi en azından bu tür hisleri yaratacak yeni şeyleri keşfetmekten çok da korkmamalı insan. Geçmişi tekrar yaşayamasan da, gençlik kafasını ara ara hatırlamak iyi olur, yerinde olur. Yeni yıl gelmiş olsaydı iyi bir yeni yıl kararı olabilirdi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz didaktik konuştum galiba, ama bu yaşta da bu kadarı doğal olsa gerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-1580705842186077961?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/1580705842186077961/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=1580705842186077961' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1580705842186077961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1580705842186077961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2011/09/progresif-gecmis-sayklamalar.html' title='Progresif Geçmiş Sayıklamaları'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-6302657845968792413</id><published>2011-09-05T14:33:00.000+03:00</published><updated>2011-09-05T22:31:12.438+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rekabet'/><title type='text'>Tatil Güncesi 2011-III</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Tatil sonunda bitti. Her tatil gibi, biraz "artık hayatıma geri döneyim" (ne bok varsa), biraz "yaa bitiyor bi son denize gireyim" söylenmeleriyle, biraz da yeni öğrenmişlikler ve deneyimlerle donanmış olarak nihayete erdi. Tatillerin sadece yorgunluğu atma, yan gelip yatma ve bol bol dinlenmeden ibaret olduğunu düşünmüyorum. Özellikle benim gibi alışkanlıklarına bağlı insanlar için, alışkanlıklar dışında bir hayatı kurgulama, ondan zevk almaya çalışma ve bol bol gözlemleme yeri olduğuna da inanıyorum çokca. Bunların yanı sıra rutin hayatın alışılageldik uyarıcılarının dışında bir dolu yeni ve farklı uyarıcıya ev sahipliği ettiği için de beyinsel olarak aslında epey de yorucu bir zaman dilimi tatil...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Son 17-18 senedir sevgiliyle ve arkadaşlarla tatil yapan biri olarak, bu bol aileli tatil benim için değişik, çok keyifli, bir yandan serin bir deniz kadar rahatlatıcı, bir yandan da&amp;nbsp;bol uyarıcılı ve yorucuydu.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Öncelikle bizim aileyi tanımayanlar için kısa bir ön bilgi vereyim, nesiller boyu kapalı bir komünite içinde evlenilmiş olunmasından dolayı belki de, ailenin her ferdinde dehşet verici bir iddia ve rekabet DNA'sı mevcut. Bu iddiaların zaman kavramını bile zorladığını da söylemek lazım. Örnek vermek gerekirse, Gönül Yazar'ın yaşı ile ilgili iddia 20 senedir, kimin en iyi para maçı yaptığı meselesi 36 senedir, &lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt;Fener-Galatasaray rekabeti ise sittin senedir devam etmekte (bu noktada ben 3-4 yaşlarındayken, halamın ve eniştemin GS-FB konusunda iki koldan tam saha yaptıkları presden ve sonunda eniştemin beni "kuzenini bir daha asla göremezsin tehtidiyle Galatasaraylı yaptığından bahsetmeden de geçmeyeyim). Bir de ezelden beri devam eden "kim en acı yiyebilir" iddiası var ki, söylenenlere göre 80'lerde babam ve eniştem hastanelik olmuşlar. Eniştem babamın yıllar içinde defalarca acıdan ağladığını ama hep yemeye devam ettiğini söyler. Yalnız sanırım eniştem bu iddiadan artık çekildi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LDFme6vu_hQ/TmPsNuecn6I/AAAAAAAAA9w/3g6M2SM6Wtg/s1600/paramaci.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="149" src="http://3.bp.blogspot.com/-LDFme6vu_hQ/TmPsNuecn6I/AAAAAAAAA9w/3g6M2SM6Wtg/s200/paramaci.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Babam ve Eniştem para maçı yaparken&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt;Bütün bu iddia ve rekabet hadiselerinin centilmenlik kuralları içinde cereyan ettiğinin sanılmasını istemem. Mevzu iddia ya da rekabet olunca her daim alay etme, küçümseme, dalga geçerek aşağılama unsurları son derece ön plandadır. Bu alay etmelere yine DNA'yla beraber doğuştan gelen bir dirençle göğüs gerilir, bazılarımızın biraz daha az dirençli olduklarını da eklemek lazım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;Bu insanlık dışı davranışlar en çok da, benim annemin genlerinden ötürü asla parçası olamadığım, kart oyunlarında ortaya çıkar. Bu oyunlarda büyük kuzen yenilmez olduğu iddiasıyla, halam çamura yatmasıyla, eniştem de kendi işine gelmeyen kartı ortaya atanları aşağılamasıyla ünlüdür. Tatilde ise bermuda üçgenlerinin girdabına zavallı küçük kuzeni de alarak, ondan da bir canavar yarattıklarına bizzat şahit oldum. Hikaye şöyle: Ergen kuzen, büyük kuzen, ve halam 3-5-8 oynamaktadırlar, ergen kuzenin kafasının ve gözlerinin %80'i facebook'ta, %20'si de oyundadır ve halamın deyişiyle "laubalilikle" oynamasına rağmen en iyi eller ona gelmekte ve halam da buna çok içerlemektedir. Kağıtları 16şar dağıtması gerekirken, kağıtlar 15 çıkınca, ergen kuzen bana kumpas yapıyorsunuz diyerek oyun masasını terkeder. İlerleyen ellerde halam diğer oyuncuların ellerine bakmak, büyük kuzen de koz değiştirmek konusunda yaptığı hamlelerle oyunu sabote ederler. Herkes birbirine hakaret eder, kavga dövüş oyun biter ve herkes birbirine küser ve ertesi akşam bu kumpanya bırakılan yerden aynen devam eder.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Bahsi geçen bu kadınların ne kadar rekabetçi olduklarını biraz daha iyi anlamak için, başka bir rekabet alanına, misal sosyal medyaya bir göz atalım. Sanırım bu noktada aşağıdaki resim yeterli olacaktır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LavXivEQvYw/TmSj5Q-gc_I/AAAAAAAAA90/DM-uWKgiFvM/s1600/4sqr.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="236" src="http://1.bp.blogspot.com/-LavXivEQvYw/TmSj5Q-gc_I/AAAAAAAAA90/DM-uWKgiFvM/s320/4sqr.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Foursquare üzerinde &amp;nbsp;ezeli rekabet&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Sayemde tanıştıkları foursquare'de, yaşını burda belirtmeye iznim olmayan halam yürüyüş yaptığı yol üzerindeki her yere, vefakar bir anne olan büyük kuzenim kendi evinden 10 km ötede olan bizim eve her gece gizlice, ergenliğinden beklenmeyecek kadar hin olan küçük kuzenim ise sahte mekanlar yaratıp oraya check-in yaparak komik ve bir o kadar da tuhaf bir yarış başlattılar ki belki ben de yarışta geri kalmamak için geceleri tuvalete kalktığımda, köşedeki taksi durağına gizlice check-in etmiş olabilirim tatil boyunca... Halam yeni bir blog yazısı geldiğini öğrenince, "lütfen 3 gün öncesine kadar 1. olduğumu yazmayı ihmal etme" diye rica etti. Ricasını kırmayıp bunu da burdan ilan etmiş olayım. Tabi kendisinin mayor olduğu yerlere biz check-in edip de mayor kotasından fazla puan almayalım diye check-in etmemişliği de var, böyle de bir stratejik yaklaşım söz konusu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: inherit; font-size: 11pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: inherit; font-size: 11pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Tatilimizin spor alanındaki  rekabet ve iddia faaliyetlerinden en çarpıcısı, bundan yaklaşık 30 sene önce, üstünde yelkene benzer en ufak bir bez parçası olmayan kıçtan motorlu bir teknecik sahibi olan eniştem, bir ara yelken kullandığını iddia eden, ama hiç kimsenin görmediği ve inanmadığı amcam ve bir-iki yaz haspel kadar yelken ve katamaran dersleri almış olan ergen kuzenim arasında geçti. Katamaranı en iyi kendinin bildiğini düşünen bu 3 insan bir gün katamaran yapmaya çıktılar. Üstlerinde 2 gün önce üstünde güneşlenen insanların da olduğu bir sala bindirmiş olmanın ezikliği ya da utancı malesef yoktu ve hiç olmamıştı. Hala en iyi katamaranı onlar yapmaktaydılar, ve bir hocaya dahi ihtiyaçları yoktu. Bu 3 baş bilenin katamaran macerası da haliyle 3 başlı olmaya mahkumdu. Anlatılana göre flokda durana, ana yelkeni tutan talimat verir, en çok bilen &amp;nbsp;olmasına rağmen ergen kuzenin küçük diye başı ezilir, onun söylediğine eniştem hayır öyle değil böyle der, eniştemi amcam sallamaz ve bütün bu iktidar savaşı içinde alabora olması fizik kurallarına göre neredeyse imkansız olan katamaran, alabora olmaya yüz tutar... Ve işin tuhaf tarafı bu 3 kişinin 3 ü de karaya çıktığında kendinin haklı olduğundan nerdeyse emindir...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: inherit; font-size: 11pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Spor alanındaki bir diğer enstantane hep beraber denize girdiğimiz esnada, beraber aheste aheste dubalara doğru yüzdüğümüzü sanarken, kafamı çıkarıp etrafa baktığımda, "yendim seni" çığlıkları duymamdı. "Lan noluyoruz" filan derken, aile efradının büyük kuzenle beni yarıştırdığını anladım. "Ne yarışı, yüzüyorduk güzel güzel" dememe kalmadı, hoop bu defa gerçek bir yarışın içinde buldum kendimi. Huzurla girilen bir "akşam üstü denizi" daha rekabetin yorucu kolları tarafından sarılmıştı birden. Yarışı &lt;b&gt;kendi irademle&lt;/b&gt; kaybedip karaya çıktığımda halamı bana nanik yaparken, kuzenin kocasını da "işte şampiyon" diye tezahürat yaparken buldum. Hayat bazen gerçekten zor olabiliyordu tatilde.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: inherit; font-size: 11pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: transparent;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: inherit; font-size: 11pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Babamla eniştemin çıktığı uzun yürüyüş sonrası, eniştemin koşup halama babamın nefes nefese kaldığını yetiştirmesi (ki babam ısrarla kardiyo yaparken ağızdan sesli nefes aldığını söylüyor), amcamla eniştemin bitmek bilmeyen kim daha iyi park eder yarışları (ki bu arada en iyi parkeden benim ailede) ve diğer bir sürü ufak tefek iddia konusu, bizi deli, komik ama bir o kadar da eğlenceli bir insan güruhu haline soktu elbette. Bu yarışa çok dahil olmayan yengem, annem, en küçük kuzen, büyük dayı ve büyük yenge, kuzenin eşi gibi insanlar da ara ara resme girerek kah seyirci, kah şakşakçı, kah provokatör oldular.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: inherit; font-size: 11pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: transparent; color: black; font-family: inherit; font-size: 11pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;"Yorgunluk sadece bunlardan mı" derseniz, elbette ki değil. Aile söz konusu olunca bir dolu vicdan, duygu sömürüsü, abartı sanatı, kızgınlık, kırgınlık da olmuyor değil. Herkes herkesi çekmek zorunda olduğundan, bu duygulardan bazıları yorgan altına, bazıları da tepkiyle birbirinin suratına atılıyor ve ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi devam edilebiliyor. Herşeye rağmen, nerdeyse ful kadro aileyle geçirdiğim bu tuhaf, renkli, eğlenceli ve yorucu tatil,  kış gününde her şeyiyle vücudu saran ılık bir battaniye kadar güven ve huzur verici, yaz günü içilen buz gibi limonata kadar rahatlatıcı ve keyifliydi. Ve işte bu yüzden dönüp baktığımda diyorum ki: Yine olsa yine yaparım, yine giderim, yine o iddiaya girerim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-6302657845968792413?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/6302657845968792413/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=6302657845968792413' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6302657845968792413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6302657845968792413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2011/09/tatil-guncesi-2011-iii.html' title='Tatil Güncesi 2011-III'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-LDFme6vu_hQ/TmPsNuecn6I/AAAAAAAAA9w/3g6M2SM6Wtg/s72-c/paramaci.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-2699715165556701437</id><published>2011-08-29T11:21:00.012+03:00</published><updated>2011-08-30T19:11:41.833+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ergen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ebeveyn'/><title type='text'>Tatil Güncesi 2011-II</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Tatilde günler tembel tembel akıp gitmeye devam ediyor. Evi 2 ergen kuzenle paylaşmanın getirdiği değişik tecrübelere gark oluyorum. Zavallı ebeveynlerimizin çile içinde geçen yıllarını minnet duygularıyla anıyorum. Ergenle zaman geçirmek gerçekten başka bir seviyede sabır ve dirayet gerektiriyor. Söz konusu ergenle iletişim olunca iyi bir canbaz olmak, gerektiğinde kırk takla atabilmek ve en karanlık zamanlarda bile morali hiç bozmamak gerekiyor.  Karanlık zamanları biraz olsun gözünüzde canlandırabilmek için, "acıktınız mı" kadar basit bir soru sorduğunuzda bile hiç cevap gelmediğini, sürekli oflayıp poflayan iki çocuğu mutlu etmeye çalıştığınızı ve  söylediğiniz her şeye ama her şeye ters bir laf yetiştirildiğini, hatta laf sokulduğunu hayal edin. Böyle bir dünya gerçekten karanlık olabiliyor. Bir de küfür olayı var tabi, oraya girmek bile istemiyorum. &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu ahval ve şerait içinde ev temizlemeye karar vermenin başlı başına bir deneyim olduğunu söylemeliyim. Aşağıdaki resimden de görülebildiği üzere zorlu bir challenge söz konusu olan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-dAC5GGu826o/Tlzn0fcCWJI/AAAAAAAAA9k/vhU5YE-P84Y/s320/ergen2.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 166px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5646642921794066578" /&gt;Ev temizlemek kadar kapsamlı bir proje için gençleri önce motive etmek, sonra koordine etmek ve işe koşmak gerekiyor ki, işe koşmak kısmı deveye hendek atlatmaktan kesinlikle daha zor, deveye hiç hendek atlatmamış olmama rağmen iddia ediyorum... Bir yandan da ergen dünyasında rüşvetin işe yaradığını da keşfetmiş durumdayım, bazı şeyleri para teklif ederek yaptırmak, "yapmazsan döverim, ağzına patlatırım" demekten daha etkili olabiliyor, zaten ergen denen ırk tehdit ve şiddete kesinlikle bağışıklık kazanmış durumda. Ne kafalarına bir şey fırlatmak ne de tehdit etmek, bu ırka istediğini yaptırmaya yetiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yöntem her ne olursa olsun söylenenle, söylenen şeyi algılayıp tepki vermeleri, sonra da harekete geçmeleri arasında en az bir 20 dakika geçiyor, o yüzden ergenle yaşamda zaman planlama çok mühim ve kritik bir hal alıyor. Misal sabah kahvaltısından sonra gazete keyfi yapmak ve ergeni gazete almaya göndermek istiyorsanız, ergeni uykusundan "haydeee gazete almaya" diye bağırarak ve mümkünse sarsarak uyandırmanız ve başını daha sabahtan ezmeniz gerekiyor ki aksi takdirde gazeteyi akşam yemeği esnasında okumak zorunda kalmayasınız.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonuç itibariyle bu koşullar altında ev temizleme projesi için girdiğim zorlu mücadeleden alnımın akıyla çıkmış olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Yukardaki resimden aşağıdakine geçişin dikenli yollarını aşıp bu zafer bayramında yeni bir zafer kazanmış olmanın ılık mutluluğuyla, önümüzdeki günlerde devam etmek üzere diyorum... Esen kalın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-3y2EVWmCnus/TlzzEsLheFI/AAAAAAAAA9s/m1vHkA1p_EE/s320/320219_10150288533557476_625137475_8249865_2154305_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5646655294720276562" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 238px; height: 320px; " /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-2699715165556701437?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/2699715165556701437/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=2699715165556701437' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2699715165556701437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2699715165556701437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2011/08/tatil-guncesi-2011-ii.html' title='Tatil Güncesi 2011-II'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-dAC5GGu826o/Tlzn0fcCWJI/AAAAAAAAA9k/vhU5YE-P84Y/s72-c/ergen2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-6317703418464435686</id><published>2011-08-27T13:15:00.004+03:00</published><updated>2011-08-30T19:08:45.670+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başa gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bodrum'/><title type='text'>Tatil Güncesi 2011-I</title><content type='html'>Bu blogu takip edenler geçen sene babanem, halam ve kuzenle yaptığımız komik tatili hatırlarlar. Bu sene tatilin babanemli versiyonunu bir gün arayla kaçırdım. Hem de babanenin yanında bir de anane bonusu vardı ama o seviyedeki komikliğe bu sefer malesef yetişemedim ve yine aileyle ama farklı bir ekiple yeni bir tatile başladımç. Bu seferkinde farklı olan sadece babanemin eksikliği değil tabi. Aradan geçen bir senede o kadar çok şey oldu ve o kadar çok şey değişti ki, geri dönüp bakınca geçen sene gerçek bile gelmiyor. Bu değişikliklerin arasında en müthiş olanı ise, geçen sene bize yasak olan otoparka girmek için kullandığımız &lt;a href="http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/08/aile-boyu-tatil-ii.html"&gt; hamile kartı&lt;/a&gt; nı kullanmamızı sağlayan küçük bir mucize...Adı Erim... &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hikayenin başını, Erim'in doğuş hikayesini bilenler Erim'le beraber tatil yapabiliyor olmanın gerçekten de ne kadar mucizevi olduğunu anlamışlardır zaten. Bilmeyenler için özet gerekirse, geçen sene, tam da bugün, doktorlar daha doğmamış Erim'in yaşama şansı olmadığını ve 7 aydır annesinin karnında büyümeye çalışan minik şeyin güneş ışığını bir kere bile göremeden alınmasının daha doğru olacağını buyurmuşlardı.  Bu ihtimali duydudukları anda reddeden anne-babası Erim'in dünyaya gelip yaşaması için o kadar savaştılar ki, adı da "müjde" anlamına gelen bu minik mucize doğduğu andan itibaren hem onlar hem de ailenin geri kalanı için inanılmaz değerli bir küçücük cancık oluverdi.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabi söz konusu bizim aile olunca bu "değerli" olma mevzunun ne kadar bokunun çıkabileceğini de belki yine bu blogun takipçileri tayahhül edebilirler belki. Bir örnek vermek gerekirse, Erim hergün tam kadro bir koro eşliğinde yemeğini yiyor, ve bu koro ancak sevdiği şarkıları söylerse yemeğini bitiriyor. Koro performansını gerçekleştirdikten sonra yine ful kadro olarak banyoya gidiliyor ve bu kez farklı bir repertuar eşliğinde kutsal tartma işlemi gerçekleştiriliyor. Bu işlem günün moodunu belirleyen çok önemli bir mevzu. Erim tartı üstündeyken kazara işeyip ya da son yediği lokmalardan birini kusarsa (ki bu onun en azından 100 gr kaybetmesi anlamına geliyor) annesinde korkunç bir moral bozukluğu oluşuyor ve bir sonraki öğün Erim'in daha da iştahla yemesi için Michelin yıldızlı bir şefin yazdığı yemek kitabından daha da besleyici ve çekici bir yemek seçilip, yemek korosunun söyleyeceği şarkı repertuarı tekrar bir düzenleniyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Abarttığımı mı düşünüyorsunuz? Daha neler, bizim ailede abartı yoktur! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu seneki ekip (farklı mekanlara dağılmış ve arada gelip gidenler olsa da) daha geniş olduğu için daha da komik maceralar bizi bekliyor olmalı diye düşünüyorum... Önümüzdeki günlerde devam etmek üzere...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-6317703418464435686?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/6317703418464435686/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=6317703418464435686' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6317703418464435686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6317703418464435686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2011/08/tatil-guncesi-2011-i.html' title='Tatil Güncesi 2011-I'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-4641106555265975391</id><published>2011-08-17T23:20:00.004+03:00</published><updated>2011-08-27T13:14:52.798+03:00</updated><title type='text'>Efkar yağmurları</title><content type='html'>Ren Nehri'nin kenarında bir kasaba otelinde, yağmur sonrası serinliğinde, otel odası melankolisinde ojelerim yarı çıkmış efkarlı bir halde oturuyorum. İnsanın neden orda olduğunu, neden bu tuhaf hayat yaşadığını bilemediği anlardan biri. Aklıma her giren şey efkarlandırıyor. Babamı düşünüyorum efkarlanıyorum, sevdiklerimi düşünüyorum efkarlanıyorum, "kısa boylu olmak ne güzel, insan kendini çocuk gibi hissediyor" diye bir sevinçli bir cümle geçiyor içimden, çocukların sevmeye kıyamadığın masumiyeti geliyor aklıma, yine efkarlıyorum. Anlaşılan bundan kaçış yok. Madem öyle dibine vuralım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-4641106555265975391?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/4641106555265975391/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=4641106555265975391' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4641106555265975391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4641106555265975391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2011/08/efkar-yagmurlar.html' title='Efkar yağmurları'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-3178676263907928294</id><published>2011-08-06T23:51:00.002+03:00</published><updated>2011-08-07T00:00:55.615+03:00</updated><title type='text'>Siz Ruhi Bey Nasılsınız?</title><content type='html'>Sizi anlamayı sizi sevmenin bir parçası yaptım. Sizi severek acınızı içime kattım. Sizi severek kendimden uzaklaştım. Şimdi size söyleyemediklerim var, söylemekle sayıklamak arasında bir yerlerde bekleşiyorlar. Sizi anlarken arttırdım, arttırırken azaldım. Azaldıkça sizi anlamaktan uzaklaştım. Konuşurken gözlerinize bakamadım. Oysa gözleriniz olmadan yapamam bilirsiniz. Ruhi Bey, beni de sever misiniz?&lt;script src="http://sonific.com/widgets/js/ca1eade0dcdb88581bf4cbeab9a1edcfaeda8a12/blogger" type="text/javascript" charset="utf-8"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-3178676263907928294?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/3178676263907928294/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=3178676263907928294' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3178676263907928294'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3178676263907928294'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2011/08/siz-ruhi-bey-naslsnz.html' title='Siz Ruhi Bey Nasılsınız?'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-8222847613529364804</id><published>2011-06-19T11:59:00.020+03:00</published><updated>2011-09-12T07:53:05.946+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='baba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='30lu yaşlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlemek'/><title type='text'>Babalar ve Kızları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;1 ile 5 yaş arasındaki neredeyse tüm anılarım babama dair... Tüm çocuk kahkahalarımın, tüm hayranlıklarımın, tüm oyunlarımın içinde babam var. Neden bu anıların çoğunluğunda babamın olduğu bu yazının konusu değil, ancak babamın benim için ne anlama geldiği tam da bu yazının konusu...&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Babama dair ilk duygum/düşüncem onun kudretli, harikulade bir büyücü olduğu... İnsan üstü güçleri olan bu baba her gece yatağımın baş ucuna gelip, havadan uçup gelerek ustalıkla ağzıma giren küçük bir parça çikolatanın ardındaki esrarengiz güçtü. Her gece usanmadan sorardım, "yaaa babacım, sen mi atıyorsun çikolatayı", o da "ben değil büyücü atıyor" diye cevap verince hiç sorgulamadan inanırdım. Biraz büyüyüp 4-5 yaşına geldiğimde, sıkı bir saklambaç oyununa sardırmıştık beraber. Saatler süren ve babamın asla oynamaktan sıkılmadığı oyunda, babam saklanınca, bir türlü onu bulamayıp nerede saklandığını sorduğumda beni çekmeceye saklandığına inandırmıştı. Sıra bana geldiğinde kendimi çekmeceye sokmaya çalışırken bulurdum. Giremediğimde ise kendi kendime cevabım hazırdı... Babam büyücüydü, tabi ki herşeyi yapabilirdi, benim yapamamam normaldi...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha da büyüyüp okula başladığımda babama mevsimleri sormaya başlamıştım. O zamanlar Accuweather filan da yoktu hayatımızda. Yarın kar yağıp, okul tatil olacak mı? 23 Nisan töreninde yağmur yağacak mı? Verdiği yanıtları bir saniye bile sorgulamamıştım. Yavaş yavaş büyücüden Tanrı'ya giden bir yola girmişti babam benim için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk ergenlik yıllarımda babamın insan olduğunu farketmemle beraber korkunç bir kızgınlık bürüdü içimi. Artık ders çalışmak yerine TV seyretmeme kızan, yemek istemediğim kerevizi zorla yediren bir baba figürü vardı hayatımda. Bana ısrarla "insanlara hayır demeyi öğren" diyordu. Üstelik kar yağacak dediği günlerde kar yağmıyordu (evet o yaşta da  hala sormaya devam ediyordum). "Babamın aslında ne kadar haklı olduğunu sonraları anladım" filan demeye çalışmıyorum, sadece babasına bu kadar hayran bir kız çocuk olarak bu kızgınlık evresine girebilmiş olmaya şaşıyorum. Benimle olan ilişkisinde yaptığı her şeye o kadar çok kızıyordum ki, işin tuhafı onun da bu yeni durumu sindiremediğini, bocalayıp üzüldüğünü de görüp, daha da çok sinirleniyordum. İnsandı işte, kudretsiz bir insan! Ergenle, hele benim gibi fazlasıyla baş belası bir ergenle başetmek gerçekten insan üstü bir güç gerektiriyordu kesinlikle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Liseye geldiğimde ise çok yakın bir dostum, bazen kızıp kavga ettiğim ama ne olursa olsun bana korkunç inanan, her şeyiyle bana güvenen, destek olan, hep bana taraf olan bir babam vardı. 16 yaşında "arkadaşlarımla tatile gidiyorum" dediğimde, yine tarafını benim yanımda tutmuştu. O ve ben, gitmemem gerektiğini düşünen bütün diğer aile fertlerine karşıydık...Bu taraflık hali çok uzun yıllar devam etti. Genel geçer normların dışında kalan tüm eylemlerimde tek desteğim, bana tek güvenen insan hep babam, hep babam oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;script charset="utf-8" src="http://sonific.com/widgets/js/ca1eade0dcdb88581bf4cbeab9a1edcfaeda8a12/blogger" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;18-19 yaşlarında ilk erkek arkadaş darbesini yediğimde, ağlamaktan sırılsıklam olmuş yatağımın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;başucuna gelmişti yine... Bu kez büyücü olarak değil, sonsuz özel bir baba olarak... "Seni hep sevecek, hep yanında olacak bir erkek var" hayatında deyip göz yaşlarımı dindirmişti. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Babam kişiliğiyle, iddiasıyla, babalığıyla hep farklı, hep aykırı bir adam oldu. Bense büyüyüp çocuk renkliliğimi yitirdikçe onu sorgular oldum. Neden aykırı, neden bunu yapıyor, niye hayatı zorlaştırıyor? Biliyorum ki, tüm bu sorgulamalarım yüzünden onulmaz pişmanlıklar yaşayacağım bir gün...İşte bununla hiç başedemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zamanla, ölümle, insanların zamana karşı kaybettikleri yarışla ilgili meselelerim olduğu ortada, Bu meselelerin en büyüğü ise babamın bu yarışçılardan biri olması karşısında duyduğum kızgınlık. Ergen yıllarımdaki kızgınlığa benzer, babamın yaşlanıp bütün ona atfettiğim tanrısal özelliklerinin her birini yavaş yavaş yitirdiğini, ya da aslında hiç sahip olmadığını görmek içimde korkunç bir isyana yol açıyor. Gizli gizli sigara tüttürmesi, duygularıyla başa çıkamayıp aşırı tepkiler vermesi, duygularını dillendirememesi, konuşmadan iletişim kurmaya çalışmasına çok kızıp, sonra aynı zayıflıkların hepsine sahip olduğumu, babamın da en az benim kadar insan olduğunu görmek tuhaf duygular uyandırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;İşte tüm bu tuhaf duyguların içinde en büyük aymazlığım babamın ne kadar özel, ne kadar muhteşem bir insan olduğunu hatırlamadığım  anlardadır, babamın insan olmasını hala hazmedeyip ona ergen tepkileri verdiğim günlerdedir, ona bir türlü her şeyimle kendisini ne kadar sevdiğimi söyleyemeyişimdedir. Bu yazıyı yazıp, ona okutacak yetişkinliğe bile sahip olmayışımdadır.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu babaların suçu mudur, evlatların mı hala çözebilmiş değilim ancak babayla olan ilişkide bir türlü büyüyemek, içinde yanan tutuşan ergen çatışmalarla hala babaya kızmak sanırım bana özel bir durum değil. Neyse ki bütün bu çatışmaların hiçe indirgendiği bir hal de var, o da koşulsuz, mutlak, enginler kadar büyük sevgiyle babayı sevme hali...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5619899699582190978" src="http://3.bp.blogspot.com/-XhaUfP2ltLc/Tf3lAFLrxYI/AAAAAAAAA7c/WjPiP21-RmQ/s320/babam%2Bve%2Bben.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 166px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 222px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space: pre;"&gt;                                                                      &lt;span class="Apple-style-span"&gt;Belgrad Ormanı, 1979&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space: pre;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Babama baktığımda ölümsüzlüğü öyle çok istiyorum ki, çok istersem evrenin bana yardım edeceğini düşünmek, babamla beni hiç ölmediğimiz bir uzay boşluğunda sonsuza kadar salınarak tutmasını istiyorum. Ben, Belgrad ormanın'daki o bankın üzerindeki kadar küçük; O, bankın yanına oturmuş göle bakar hali kadar genç, elele tutuşmuş, zamanın içinde  huzurla donalım istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tüm babalara sevgiyle...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-8222847613529364804?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/8222847613529364804/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=8222847613529364804' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/8222847613529364804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/8222847613529364804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2011/06/babalar-ve-kzlar.html' title='Babalar ve Kızları'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-XhaUfP2ltLc/Tf3lAFLrxYI/AAAAAAAAA7c/WjPiP21-RmQ/s72-c/babam%2Bve%2Bben.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-2864503805738589740</id><published>2011-03-26T14:32:00.008+02:00</published><updated>2011-03-26T22:47:22.547+02:00</updated><title type='text'>Kainat Yaprak Gibi Kat Kat</title><content type='html'>Çook uzun zamandır yazılmaya blogu tekrar canlandırma zamanı... En son Ağustos sonunda yazmışım. Bu böyle; artık çok da sorgulamamak lazım. Yaz bayar, içimi sıkar, kış gelir, depresyona sokar, bahar gelir ve benim kısa ömrüm başlar. Tekrar iyi, tatlı, sevgi dolu biri oluveririm. Taa ki yazın sonları yeniden yaklaşıp, kısır döngüm başlayana kadar. O yüzden Ağustos sonunda susup, Mart sonunda konuşmaya başlamam sadece normaldir.&lt;script src="http://sonific.com/widgets/js/ca1eade0dcdb88581bf4cbeab9a1edcfaeda8a12/blogger" type="text/javascript" charset="utf-8"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ağustos'dan bu yana, aradan geçen zaman çok devrimci gözükmese de geri dönüp baktığımda yine ölümler, yine doğumlar, kahkahalar, hüzünler, çabalar, çabalamalar, sosyallikler, yalnızlıklar, kararlar, hırslar, bezginlikler son 6 aya dizilmiş durumda. Kısaca hayat...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son 6 ayda olan olup biten önemli ya da dönüştürücü hadiseleri buraya yazma niyetim yok. Yazmaya çalışsam da altından kalkamam, kendime sinirlenirim, kayıt tutma derdiyle sayfalara sığmam, o yüzden gerek yok diyelim ve bu aralar (bu da son 6 ayın eseri) kitap klübümüzde okuduğumuz bir kitapla devam edelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet bu sefer ki kitabımız Ahmet Hamdi Tanpınar'dan "Saatleri Ayarlama Enstitüsü". Hala buluşup kitap üzerinde konuşamadık o ayrı (siz bu satırları okurken kahvelerimizi ve konyaklarımızı yudumlarken-kitap klüplerinde sadece kahve ve konyak içilebiliyor-bu tuhaf kitap hakkında konuşuyor olacağız büyük ihtimalle) ama yine 3-5 satır bir şeyler karalamak istedi canım. Hem bana da idman olur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu, yıllardır övgüsünü duyduğum, baş yapıt olarak değerlendirilen, "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" adındaki kitap, son zamanlarda okuduğum en tuhaf şeydi. Bu tuhaflığın bir Boris Vian, ya da Kurt Vonnegut tuhaflığına denk olmadığını ya da bizarre akımıyla da pek alakası olmadığını söylemeliyim.  Tuhaf bir kurgusu olan, giriş ve gelişmesinin birbirine girdiği onlarca sayfanın sonunda bir anda sonuçlanan, yazarın alay mı ettiğini yoksa tam tersine hiç bir şeyle alay etmeyip her şeyi çok mu ciddiye aldığını bir türlü anlayamadığın bir kitap.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;SAE bir yandan yazıldığı zaman için uygun kaçsa da zamanımızın ruhuyla  okunduğunda basmakalıp betimlemelerden ibaret modernleşme eleştirisiyle iç sıkan, grotesk türk filmlerinde yer alan içki içip hunharca danseden zengin ama zalim sosyete basmakalıbı kadar bayık anlatımları içeren, ancak bir yandan da Türkçe'nin yazılmış belki de en güzel cümlelerine ev sahipliği yapan, nereye oturtacağını bir türlü kestiremediğin bir kitap.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kitap belki de kafa karışıklığının tarihte tezahür etmiş en güzel hali.  Yazarın bir türlü karar veremediği, ne demek istediğinin anlaşılmadığı öyle çok mesele var ki...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kitabın baş kahramanı Hayri İrdal, ezik, silik ve çekicilikten uzak bir karakter mi yoksa bütün sahteliklerin ortasında duran sahici ve samimi, dürüst bir insan mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kitabın şatafatlı bir diğer karakteri Halit Ayarcı şarlatanın önde gideni mi yoksa insan tabiatının en derin detaylarını sökmüş, işini bilen, kendine güvenli bir lider mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayat acılarına rağmen olduğu gibi mi yaşanmalı yoksa yaşandığı gibi mi olmalı (Böğk)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve bu kitap aslında fazla uzun bir öykü mü yoksa hakkını veren bir roman mı? İşte belki de yazarın bile bilemediği bu soruların cevaplarını az sonra tartışmaya gidiyorum. Giderken de ıslık çalıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-2864503805738589740?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/2864503805738589740/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=2864503805738589740' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2864503805738589740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2864503805738589740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2011/03/kainat-yaprak-gibi-kat-kat.html' title='Kainat Yaprak Gibi Kat Kat'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-3277118807628034113</id><published>2010-08-21T12:08:00.004+03:00</published><updated>2010-08-21T23:22:09.519+03:00</updated><title type='text'>Aile Boyu Tatil-III</title><content type='html'>&lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; widows: 2; orphans: 2"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Geçtiğimiz günlerde aile boyu tatil yapmaya devam ettik. Ailenin 4 ferdi de kadın olunca günlerin çok da pürüzsüz geçmediğini kabul etmek lazım. Hem bizim ailenin beklenti skalasının biraz yüksekte olmasından hem de ortamdaki östrojen fazlalalığından kaynaklanan bir müşkülpesentlik bulutu içinde günler geçiyor. Plajda en iyi koltuklar, lokantadaki en iyi masa, Bodrum'daki en iyi yemekler, Türkiye'deki en iyi gün batımı gibi hedefler peşindeyiz devamlı. Kazara bir şey beklentilerin bir çıt altında ya da ortalama kalitede olursa, "iğrenç, rezalet, bok gibi" lafları havada uçuşmaya başlıyor. Biri diğerinin istediği birşeyi beğenmezse ya da istemezse de yine aynı sıfatları hatta daha ağırlarını kullanarak orayı boka batırmak suretiyle karşısındakini isteyip isteyeceğine pişman ediyor. Mütemadiyen şu tipte konuşmalar cereyan ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; widows: 2; orphans: 2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; widows: 2; orphans: 2"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;"denize 'hebele'den girelim mi bugün" &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Nee hebele mi, bi defa orası iğrenç bi yer, denizi çiş kokuyor, yemekler korkunç kötü, oraya gideceğime halk plajında denize girer, pideciye giderim daha iyi, zaten babanen de dönünden geçerken hiç beğenmemişti hebeleyi. " (evet bişeye bok atarken cümle içinde bir yandaş kullanmak da çok makbul)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; widows: 2; orphans: 2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tatilin 3. günü mesela çok estiğini bildiğimiz bir beach'e gittik, fakat malesef deniz biraz ılık ve yemekler de normal çıktı. Akşam dönüşte herkes oranın ne kadar iğrenç bir yer, denizin sidik kıvamında, yemeklerin de berbat olduğunu söyleyerek çok rahatladı. Yine o günün akşamında Gümüşlük'te balık yiyelim dedik, ama çok da kazık olmasın diye oranın en iyisi diye bilinen Mimoza'dan vazgeçmek  zorunda kaldık. Sonuç olarak deniz kenarında cici sayılabilecek bir lokantada yedik ama ordan çıkarken yine balık rezalet, mezeler ortalama ve ambiyans da vasattı bizim için. Ama yanlış anlaşılmasın lütfen biz böyle çok mutluyuz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; widows: 2; orphans: 2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ancak tabii ki de bu grupta memnuniyetsizliğin kraliçesinin babaanne olduğunu belirtmeye gerek yok. Tatilin 4. günü kaldığımız sitenin plajından denize girdikten sonra babaannemi akşam 6.30 gibi yukarı çıkardık. Hem biraz o dinlensin, hem de biz biraz "haydi kalkın artık"  nidaları  olmadan keyif çatalım diye...Akşam 8'de biz mojitoları devirirken,  babaanem “saat 9 oldu nerde kaldınız diye” aradı.  1.5 saat evde kalmaktan çook sıkılmıştı ve ne büyük talihsizlik ki ertesi gün bütün günü evde geçirmek zorunda kalacağı bir şey başına geldi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; widows: 2; orphans: 2"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;4. günün sabahında babaannem kalktı ve kalkar kalkmaz bir çığlık attı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="text-decoration: none"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt; Dizi davul gibi şişmiş ve ağrıyordu. “Ben bugün denize girmiycem evde kalıcam” dedi.  Böyle birşey söylediğine göre durum çok kritik olmalıydı. Babaanemin dizine buz, yanına da voltereni koyarak dışarı çıktık.  Denize girmeden önce eczaneye uğrayalım dedik, deyiş o deyiş. Kendimizi bir alışveriş merkezinde şuursuzca alışveriş yaparken bulduk. Babaanemin yanımızda olmamasından faydalanarak kendimizden geçercesine alışveriş yapıyorduk, arada bir “hadi gidelim geç kaldık” sesleri duyuluyor ama kimse kendini alışverişin büyülü dünyasından çıkaramıyordu.  3. saatin sonunda, bu kez de kuzen sıcaktan fenalaşınca geri döndük, biraz da denize girip eve  geldik.  Merdivenlerden eve doğru çıkarken birden kapı açıldı, ve “Allah'ım içime doğdurdu sizin geldiğinizi, ruhsal bunalım geçiriyorum, kendimi dışarı atacaktım tam” diyen bir babaanne kapıda bizi karşıladı. Evde yalnız kalmaktan (bir-iki saat) kafayı yemiş ve “Allah bana acıdı, Allah beni iyileştirdi” gibi abartılı ruhani cümlelerle dizin artık ağrımadığını bize bildirdi. Fakat diz hala oldukça şişti, bu sebeple evde kalmasının daha iyi olacağını ima ettiğimiz saniyede babanem çoktan içeri gitmiş ve üstüne akşam yemeği kıyafetlerini geçirmişti bile. Hayatımda hiç onu bu kadar hızlı hazırlanırken görmediğimi söyleyebilirim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; widows: 2; orphans: 2"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="text-decoration: none"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Babaannem o akşam gittiğimiz hoş ve şık lokantayı yemekleri berbat bularak, menüde de köfte ve şehriye çorbası olmamasından dolayı ağır sözlerle eleştirdi. O kadar vasat bir lokantaymış ki, yemeklerden midesi bulanmış. O bunları söylerken hepimiz dünyaya kimden geldiğimizi hatırladık. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-3277118807628034113?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/3277118807628034113/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=3277118807628034113' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3277118807628034113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3277118807628034113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/08/aile-boyu-tatil-iii.html' title='Aile Boyu Tatil-III'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-6413094849381647553</id><published>2010-08-16T20:10:00.004+03:00</published><updated>2010-08-17T00:51:11.555+03:00</updated><title type='text'>Aile Boyu Tatil-II</title><content type='html'>&lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2. gün uykumdan tiz bir arya ile uyandığımı sandım. Aryanın oldukça yüksek frekanslı bir sese sahip babaannemin çoktan uyanmış ev ahalisine anlattığı hikayeler olduğunu farketmem pek uzun sürmedi. Kalkış, denize giriş ve kahvaltı sekansı gayet pürüzsüz ve iyi gitti. Bir gün önce sıcaktan öğlen ve akşam olmak üzere birer kere tansiyon düşmesi, baş dönmesi ve baygınlık yaşamış, hem de ortamda bir adet hamile ve bir adet yaşlı varken ve onlar da turp gibi takılırken bunu yaşamış olduğum için adım çürüğe çıkmış ve şahsıma gösterilen saygıyı tümden yitirmiştim. Kahvaltıdan önce denize giderken babaannem "senin bünyen zayıf, kahvaltı etmeden denize giriyosun, yine fenalaşma" dediğinde ne vahim bir halde olduğumu anladım. 25 haftalık hamile kuzenime kimse bişeycik demiyo ama bana sürekli laf geçiriliyordu. Kahvaltı öncesinde markete gitmek istediğimi söyleyince de halam benle dalga geçti, “sen market yolunda ölüp gidersin” dedi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kahvaltı sonrasında büyük bir aile faciasına yol açan “babaanneme laptop alınıp, internet bağlanması” hususu açıldı. Babam laptop alınmasına büyük şerh koymuş ve bunu engellemek için elinden geleni yapmıştı ama tabii ki zafer babaannemin olmuş ve laptopu da internerneti de elde etmişti. Bu hususla ilgili konu açılınca, babaannem “kimse benim hürriyetime karışamaz, karışanı silerim”  diye bir hönkürdü. Kuzenle beraber panik içinde konuyu kapamaya çalıştık. Bu ilk çıkış, o gün yaşayacaklarımızın küçük bir habercisiydi adeta.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Denize gitmeye sıra geldiğinde, kaldığımız siteye ait ama sadece orda ev sahibi olanların arabayla girebildiği bir plajı denemeye karar verdik. Ev sahibi olmamamıza rağmen, hamile ve yaşlı kartını oynayıp, en azından plaja yakın bir yere kadar arabayla gidebilmeyi umuyorduk.  Hakkaten de bir hamile, bir 86lık, bir de çürük yumurtadan oluşan, ve sadece bir  adet tam sağlıklı bireye sahip (halam) talihsiz bir gruptuk.  Plajın kapısına geldiğimizde oldukça komik sahneler yaşandığını tahmin edebilirsiniz. Kapıdaki adamı görünce planladığımız gibi, hemen kartımızı oynadık; adam kartımızı gördü ve arttırdı, “Kusura bakmayın kimseye ayrıcalık yapamıyoruz, emir böyle”.  Sonra zavallı görevli adam 4 kadının, 4 koldan uyguladığı ısrarcı baskılara  dayanamayıp müdürünü aradı, ararken de durumuzu teyit etmek için aynı zamanda şöför olan halama sorular sormaya başladı:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;“ &lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şimdi arabada bir hamile, bir de yaşlı var değil mi”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;“&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Evet&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;”&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;“ &lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Müdürüm, arabada bir hamile, bir de çok yaşlı.... kaç yaşındaydı hanım”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;“&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;86”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;“ &lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Arabada bir 86 yaşında hanım, bir hamile, bir... siz kaç yaşındasınız hanfendi”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;“&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;50” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;(Halam nedense burda hiç anlamadığımız bir şekilde yaşını küçültmeyi uygun gördü, oysa gerçek yaşını söylese, elimiz güçlenecek ve belki de istediğimizi elde edebilecektik ama hayır! Ne olursa olsun gerçek yaş asla söylenmemeliydi)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;“&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şimdi amirim, arabada bir hamile, bir çok yaşlı, bir de yaşlı” (50 demesine rağmen yaşlılıktan kurtulamayan talihsiz halam) “ bir de genç var...arabayla içeri girmek istiyorlar. Anladım efendim, peki, ileticem”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sonuç: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;-İstediğimizi elde edemedik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;-Hamile/yaşlı kartının sadece belediye otobüslerinde, o da bazen, geçerli olduğunu da bir kez daha anlamış olduk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;-Canı pahasına da olsa gerçek yaşını söylemeyen halam sayesinde gülmekten geberdik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Akşam olunca babaannem yemek masasında bana,  "ben seni buraya getirdim, sen beni başından atmak istiyorsun" dedi durup dururken.  Afalladım, oysa ben sadece iyi misiniz,   hoşnutsuz gözüküyorsunuz gibi sorular soruyodum tam da. Büyük ihtimalle, bir önce yazdığım blog yazısını halamla kuzenim okurken görmüş, "ne okuyorsunuz" diye sorduğunda iyi kıvıramamaları sebebiyle kendiyle ilgili şeyler yazdığını anlamış olduğu için bunun hıncını çıkarıyordu. Zaten o yazıyı okuyamayınca, beni “merak etme ben sana dersini veririm” diye uyarmıştı... Herhalde akşam ders vermeye karar vermiş olacak ki, bayağı bi esti coştu... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal; widows: 2; orphans: 2"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Belli ki maceramız ilginç günlere ve olaylara gebe. Heyecanla izlemeye devam. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-6413094849381647553?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/6413094849381647553/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=6413094849381647553' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6413094849381647553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6413094849381647553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/08/aile-boyu-tatil-ii.html' title='Aile Boyu Tatil-II'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-8470523836349958673</id><published>2010-08-16T14:25:00.004+03:00</published><updated>2010-08-16T18:14:50.916+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><title type='text'>Aile Boyu Tatil Notları-I</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/TGlVdDlIDcI/AAAAAAAAAk0/WRXMLQgvhnE/s1600/babane.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Haziran, Temmuz geçmiş, Ağustos gelmiş, bir türlü tatil yapamamıştım... İstanbul'da süregelen Dubai sıcakları yüzünden cinnetvari belirtiler göstermeye başlayınca da atlayıp Bodrum'da tatil yapan kuzenim ve halamın yanına gitmeye karar verdim. Ancak bu kararın bir bedeli vardı, o da 86 yaşındaki babaanneyi, beraberinde götürmek... Babaanne de 86 yaşına rağmen her saniye seyahat ve tatil hayalleri kuran biri olduğu için, benim Bodrum'a gideceğimi duyduğu anda kızı ve diğer torununun yanına rezervasyonunu yaptırmıştı bile, dolayısıyla kaçışı olmayan bir misyonum oluvermişti birden. "Ne var canım, yaşlı bir insanı sevindirmişsin işte" diyenler olabilir, bunu babaannemi ve onun diğer seyahat maceralarını bilmemelerine veriyorum. Babaannem, bir seyahatinde oda arkadaşına kızıp, arkadaşının minibardan yürüttüğü içecekleri bizzat görevlielere ihbar etmiş,  bodrumda yaşayan kardeşinin evinde tatil yaparken, kardeşinin 75 yaşındaki karısına Anadolu gelini  muamelesi yaparak, burası benim evim sen git diyebilmiş, başka bir (tek başına yaptığı) uçak seyahatinde ise kendisine rahat etsin diye getirilen tekerlekli sandalyeyi getiren görevlinin başına çalmış ve bağırıp tepinmek suretiyle sandalyeye binmeyi uçağın kapısına giden 500 metrelik yolu 45 dakikada yürümek pahasına da olsa reddetmiş bir kimsedir.&lt;script src="http://sonific.com/widgets/js/ca1eade0dcdb88581bf4cbeab9a1edcfaeda8a12/blogger" type="text/javascript" charset="utf-8"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse, sahip olduğum bu ön bilgiler yüzünden biraz gergin, biraz da "bakalım n'olcak" diyerek merak eder bir şekilde geçtiğimiz Pazar günü babaannemi evinden alıp havalimanına avdet ettik. Sorunsuza yakın bir yolculuktu diyebilirim.  Tek problem babaannemin bitmek tükenmek bilmeyen bir ısrarla bavulları taşımaya yardım etmek istemesiydi.  Sıcak ve ısrarın etkisiyle biraz sabrımı kaybetmiş olabilirim itiraf ediyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pazar günü öğle vakti, İstanbul sıcağını özletecek bir sıcaklığa sahip Bodrum'a hasıl olduk. Havaş'ın otobüsünden inince, ben panik halinde "aman kadın sıcaktan ölecek, bayılacak,  hadise çıkacak" filan diye, babaannemi klimalı bi pastaneye oturtup,  bir de limonata koydum önüne. Tek derdim  babaannem sıcaktan bayılıp kalmasın, sağ salim eve varalım. Sonunda sıcaktan afallamış bir şekilde halamın ve kuzenimin kaldığı eve geldik.  "Allah'ım bu sıcakta nasıl yaşayacak bu kadın, hayallah kuzen de hamile, çok sıcak  n'apıcaz, sıçtık" filan derken hoop benim tansiyon bi düştü ve 2.80 uzandım yere... Ben böyle sıcaktan ayılıp bayılır, bi yandan kafama su döküp, bi yandan da önüme getirdikleri tuzlu ayranı içmeye çalışırken göz ucuyla babannemi gördüm. 86 yaşındaki babaannem keyifle 4. böreğini mideye indiriyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/TGlVdDlIDcI/AAAAAAAAAk0/WRXMLQgvhnE/s320/babane.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5506025977102732738" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 227px; height: 222px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bol babaanne dolu tatil maceralarımızı burdan naklen izleyebilirsiniz...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-8470523836349958673?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/8470523836349958673/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=8470523836349958673' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/8470523836349958673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/8470523836349958673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/08/aile-boyu-tatil-notlar-i.html' title='Aile Boyu Tatil Notları-I'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/TGlVdDlIDcI/AAAAAAAAAk0/WRXMLQgvhnE/s72-c/babane.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-6780419846337044424</id><published>2010-05-23T17:37:00.012+03:00</published><updated>2010-05-23T20:14:45.843+03:00</updated><title type='text'>Köpük</title><content type='html'>Bugün köpeğim öldü. Onunla beraber benim de bir parçam öldü. Bana ve aileme insan hayvan diye ayırmadan her canlıyı koşulsuz sevmeyi öğreten, hayatımın en güzel yıllarını paylaşıp, beraber büyüdüğüm güzel Köpük'üm artık bizimle değil. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1995'in Aralık ayı boyunca günlerce önünden geçip ne yapacağımı bilemez halde minik yüzüne bakmıştım. İstiklal Caddesi'nde pis suratlı bir adam hepsi avuç için kadar yavru köpekler satıyordu. Kar lapa lapa yavrucukların üstüne yağarken, bu adam da insanların duygu sömürüleri üzerine oynayıp yavruları satmaya çalışıyordu. Adamla kavga etmem işe yaramıyordu çünkü her geçişimde orda olmaya devam ediyordu. Sonra sulukarlı bir günde, yine İstiklal caddesi'nden geçerken, adamın elinde son yavrunun kaldığını gördüm. Bembeyaz, sürme gözlü, sürme burunlu dünyalar güzeli minicik yavru köpeğimi işte o adamın elinden bir anlık bir kararla almaya karar verdim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sıra evde hayvan beslemeye son derece karşı olduğu yetmiyormuş gibi, köpeklerden tiksinen ve korkan annemi ikna etmeye gelmişti. Elimde beyaz güzellikle eve vardığımda tahmin ettiğim gibi sert rüzgarlar esti. Adını Köpük koyduğum minnoşla beraber çatı katındaki odama kapandık. Yerlere gazete kağıdıyla döşeyerek çişe ve kakaya karşı önlem aldığımı sanmıştım. Ne kadar da salakmışım. Yavrumun çişi kakası gazete kağıtlarını delip geçip halının en derin noktalarına nüfuz ediyordu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Veteriner "çok küçük, anne kalbinin sesini duyması gerek" dediği için, kalbime bastırarak uyuyordum geceleri. Henüz dışarı çıkamayacak kadar küçük olan Köpük'ün mütemadiyen odama yaptığı çiş ve kaka henüz beni yeteri kadar afallatamamıştı ama bir sabah uyandığımda gördüğüm manzara bunu ziyadesiyle becerdi. Uyandığımda yatakta Köpüş ve ben dışında 2 tane 1er metre uzunluğunda yaratık yatmaktaydı. Veteriner parazit dökeceğini söylerken buların 1er metre uzunluğunda olacağını söylemeyi unutmuş olmalıydı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Annemler aşağıda, biz yukarıda odada, biraz sancılı da olsa, beraberce mutlu mesut takılıyorduk. Yavru kuşum gittikçe büyüyordu. İlk havlamasını, aşağıda annemlerle yemek yerken duyduk. Onu da yanımıza almamızı istiyordu. Sonra bir gün kendini bir basamak aşağı attı. Kendinden 3 misli büyük olan basamaktan gözünü karartıp kendini atması sonsuz komik bir manzaraydı. İkinci basamağı denerken kucağıma alıp yerine koydum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonra Köpük, kendini anneme o basamakları iner gibi yavaş yavaş sevdirdi ve evin her köşesine kendi bayrağını dikerek (Köpek dilinde bu çiş oluyor) egemenliğini ve bağımsızlığını ilan etti. Her gün yukardan aşağı yuvarlanarak iniyor ve evin her yerinde oyun oynuyordu. Annem 2 sene boyunca "ne zaman gidecek" diye sordu, sonra pes etti.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Minik, beyaz ve pofidik Köpüş büyüdükçe tam bir oburcuk oldu. Bu kadar çok yiyebilmesine ve yedikçe daha da fazlasını istemesine hepimiz çok şaşıyorduk ama gerçek kapasitesini bir türlü tahmin edemiyorduk, taa ki yine bir sabah uyanıp mutfak masasının üstünde duran bir kazan dolusu irmik helvasının bittiğini görene kadar. Evdeki herkes birbirini suçlarken, bizim Köpük bir köşede yalanıp, bir patisiyle şişmiş göbeğini sıvazlıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazlıkta bizi kimse tanımaz ama Köpük'ü herkes tanırdı. Beraber dolaşırken "Köpük akşam pirzola var bekleriz" gibi davetler gelirdi tanımadığımız komşulardan. Boğaziçi'nde bir kedi tarafından meydanda 3 tur kovalanınca da, okulda da benden daha tanınır olmuştu birden. Oturduğumuz mahallede de Köpük'ün ailesi olarak bilinirdik. Bizi takan pek yoktu Köpük varken.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir gün annem hıçkıra hıçkıra ağlayarak beni arayıp Köpük kayboldu dediği zaman onu ne kadar sevdiğini anladım. Annem telefonda ağlarken Köpük yanımda çok sevdiği fıstıklardan yiyordu. "Merak etme Köpüş benimle" deyince de, annem küfredip suratıma kapadı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Beraber okula gittik, tatillere gittik, kamplar yaptık, sahiplerine benzer köpekler konulu haberlere konu olduk. Sonra ben bir gün Amerika'ya gittim ve Köpüğümü geride bırakmak zorunda kaldım. Yazları eve döndüğümde nerde bıraktıysak ordan devam ediyorduk. Beraber uyuyor, oynuyorduk. Köpük hiç kızmıyor, kin gütmüyordu onu bırakıp gittiğim için. Annem o artık senin köpeğin değil deyip kızdırmaya çalışsa da Köpük hep benim köpeğimdi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kanseri, zehirlenmeyi ve mide fesadını dahi yenmiş çok güçlü bir köpekti. Annem genlerinde savaşçılık olduğunu söylüyordu hatta daha da ileri gidip Türkçe bildiğini iddia ediyordu, ama annem kendinin köpekçe bildiğini de iddia ediyordu, ona ne kadar güvenmek doğru olur bilemem. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Köpük tüm hınzırlığı, oburluğu, aksiliği ve inatçılığıyla inanılmaz karakterli ve çok akıllı bir kardeşti benim için. Hayatımdaki tüm insanların hayatlarının şu veya bu şekilde bir parçasıydı. Kendimin yaşlandığını en çok onun yaşlandığını görerek anladım. Adını ciyak ciyak bağırmadıysak kafasını çevirmeyecek kadar sağırlaştığında ve yarım metre kadar yaklaşmadıkça tam göremeyecek kadar gözleri bozulduğunda ilk kez net olarak anladım hayatın yaşam ve ölüm denen çaresiz döngüden ibaret olduğunu. Bunu anlamaya ve zor da olsa kabul etmeye doğru beni bir adım daha yaklaştırdığı için bile çok şey öğrenmiş sayılırım Köpüşümden.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ölürken yanında olamadım, başını okşayıp, son bir kere yumuşak tüylerine yüzümü dayayamadım, bu beni kahrediyor ama dediğim gibi Köpüğüm bununla bile beni güçlendirmeye, sırada bekleyen acılara karşı hazırlamaya devam ediyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Rahat uyu bebeğim, seni şimdiden çok özlüyorum, acın nasıl dinecek bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474502880385824370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S_lXXVM_9nI/AAAAAAAAAko/jXDChgY5pdw/s320/k%C3%B6p%C3%BCk.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-6780419846337044424?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/6780419846337044424/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=6780419846337044424' title='7 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6780419846337044424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6780419846337044424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/05/bugun-kopegim-oldu.html' title='Köpük'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S_lXXVM_9nI/AAAAAAAAAko/jXDChgY5pdw/s72-c/k%C3%B6p%C3%BCk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-646887001647267507</id><published>2010-04-23T10:57:00.007+03:00</published><updated>2010-04-23T12:19:15.789+03:00</updated><title type='text'>Sevinin Çocuklar, Öğünün Büyükler</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S9FlvIZXz6I/AAAAAAAAAjk/eYNiCIgV-gg/s1600/ilkokul.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S9FhSms2ZEI/AAAAAAAAAjc/nwh3kQ9cXTc/s1600/ilkokul.jpg"&gt;&lt;/a&gt;23 Nisan'ları oldum olası severim. Küçükken kutladığımız en abidikgubidik olmayan bayramdı diye herhalde. Gerçi yine bir tören zulmü, bir "yoklama alacağız, gelmezsen disiplin" saçmalığı, böğürerek okunan freak show tadında tören şiirleri, uygun adım marş yürünen tören alayları gibi bir dolu saçmalıkla bezenmiş bayramlardı ama işte ne bileyim, belki ertesi gün de tatil diye, ya da aynı zamanda komşumuz Kazım Amca'nın doğum günü olduğu ve kendi doğum gününde bütün mahalle çocuklarına hediyeler dağıttığı için severdim.  Ama çocukluğumdaki en büyük travmaları da 23 Nisan'da yaşadığımı söylemek isterim. Bunlardan biri öğretmen tarafından Osmanlı kadını olmak için seçilmemdi. Aman Allah'ım o ne büyük bir acı, ne büyük bir kederdi. Sınıftaki bütün kızlar Cumhuriyet kızı olurken, ben ve bir kız daha Osmanlı kadını olmuştuk. Neyse ki ben Osmanlı köylüsü olmuştum da, diğer kız gibi çarşaf giymek zorunda kalmamıştım. Bu iğrenç rol için annemle anneannem gereksiz yere sevinmiş, bohçaların içinden anneannemin annesinin şalvarını, ipek başörtüsünü filan çıkarmışlardı. Ucunda ponpon olan zibidi çarıklarından almıştık. Aksi gibi hava da sıcak olmaz mı, bütün tören boyunca herkesin benden nefret ederek baktığına emin olmam yetmiyormuş gibi, bir de ter içinde kalmıştım. Allah'ım neden kırmızı elbiseli, başında seksenler bantı olan bir Cumhuriyet kızı olamamıştım ben.&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S9FlvIZXz6I/AAAAAAAAAjk/eYNiCIgV-gg/s320/ilkokul.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5463259683359281058" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 230px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;  burda (göremediğiniz) yüz ifademden bütün nefret duygularım anlaşılıyor&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte bilinçli bir şekilde Osmanlı'dan nefret etmem, ilkokul 2'de yaptığımız o törenle başladı. Sonra kitaplarda okuduklarımızla, şerefsiz Vahdettin, basiretsiz Baltacı Mehmet Paşa gibi bir dolu mitle pekişti. Geri dönüp bakınca Althusser'in ne büyük bir adam olduğunu bir kere daha anlıyorum. Eğitim ve devlet ideolojisi arasındaki bağ gerçekten ürkütücü. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir diğer 23 Nisan travması da ilkokul 1'de gerçekleşmişti. "TRT Çocuk Korosu" denen o üstün insanlar topluluğuyla beraber söylemek üzere "İzmir Benim Van Benim, Şeref Benim Şan Benim" adlı şarkının provasını yapmıştık haftalarca. 23 Nisan'da TV'de gözükecektik, hem de TRT Çocuk Korosu'yla beraber!! Ne hazindir ki, TRT'de çekimlerinin yapılacağı gün suçiçeği denen illete yakalanmış, yüksek ateşle yatıyordum. O zamanlar canlı yayın pek popüler olmadığı için 23 Nisan'dan bir hafta evvel kaydedilmişti program, bana da 23 Nisan sabahı göz yaşları içinde, sınıf arkadaşlarımın o caanım şarkıyı söylemesini TV'den izlemek kalmıştı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geldik bir 23 Nisan'a daha. Sanırım artık, 23 Nisan'lar özel okullarında kıyafet balolarıyla kutlanıyor. Çocuklar Sindirella, Pamık Pirenses, Pokahontas gibi karakterlerin kılıklarına bürünüp, cupcake yiyorlar. Devlet okullarında şiir okunuyor mu hala bilemedim şimdi. Sanki ideoloji de değişti gibi ama...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse 23 Nisan Kutlu olsun &lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:arial;font-size:small;"&gt;&lt;img src="https://mail.google.com/mail/e/814" goomoji="814" style="margin-top: 0px; margin-right: 0.2ex; margin-bottom: 0px; margin-left: 0.2ex; vertical-align: middle; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-646887001647267507?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/646887001647267507/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=646887001647267507' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/646887001647267507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/646887001647267507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/04/sevinin-cocuklar-ogunun-buyukler.html' title='Sevinin Çocuklar, Öğünün Büyükler'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S9FlvIZXz6I/AAAAAAAAAjk/eYNiCIgV-gg/s72-c/ilkokul.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-7945962591058369909</id><published>2010-04-11T10:16:00.006+03:00</published><updated>2010-04-11T10:29:59.121+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turist'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyolocik analiz'/><title type='text'>Yavrunuz Turist Olmasın</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S8F4Kt5ab2I/AAAAAAAAAjQ/M07hTO6tyGc/s1600/ninjaturtle.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Bizler şanslı sanılan şanssız çocuklardık. Saçma sapan yarışlara sokularak sözde Türkiye'nin en iyi okullarını kazanmıştık. Hepimiz orta okuldan başlayarak dünyayı değiştirecek, özel yeteneklere ve süper güçlere sahip olan süper kahramanlar olarak yetiştirildik. Liseden mezun olduğumuzda ise artık bir grup "mutant"tık. Üniversitenin ilk senesinde halka karıştığımda "bu insanlar da kim" diye bir sene boyunca ağladığımı hatırlarım. Üniversite'ye alışmak bir sene, halka alışmak birkaç sene aldı. Tam alışıyoruz derken, hop Amerika'lara, İngiltere'lere yollandık. Artık dönüşü olmayan bir yoldaydık. Geri döndüğümüzde nefret suçu, ayrımcılık, "politically correct" vb gibi bu ülkenin sözlüğünde olmayan kelimelerle konuşuyorduk. Sadece birbirimizle görüşebilir, konuşabilir olmuştuk. Gerçek birer ucube olmak üzereydik.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fakat bizler hiç olmazsa devlet yuvalarına, devlet ilkokullarına gitmiştik. Muz yemenin ayıp olduğu, spor ayakkabı diye bir kavramın bile olmadığı, liberal piyasa etkilerinin "sahip olma" değerlerinin üzerinde henüz hissedilmediği bir dönemde,  bir sırada en 2-3 kişinin beraber oturduğu, 50-60 kişilik sınıflarda okuyup, ülkeyi tanıyabilme, anlayabilme fırsatı edinmiştik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi ki orta-üst sınıf çocukları içinse durum çok farklı. Özel okul faunusuna 3 yaşından itibaren giriyorlar. Kutu kutu sitelerde büyüyen bu çocuklar, 3 yaşından itibaren 8 dil birden konuşulan yuvalara gidip, 4 yaşında annelerinin düzenlediği konsept doğum günü partisi yarışında buluyorlar kendilerini. Eğer 6 yaşında bir özel okul velediysen, en az 3-4 farklı konseptte doğum günü partisi vermiş olman, en az bir yabancı dili akıcı konuşabiliyor, bir diğerini de anlayabiliyor olman bekleniyor senden. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Bugünün çocukları, yarının Mahputpaşa'ya yolu düşmüş İsviçre'li turistleri, şaşkın, sudan çıkmış balık misali, elinde bir dolu bilgi ve donanımla ne yapacağını bilmez, çaresiz yabancılarıdır.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Burdan anne babalara,  en azından yazları çocuklarını Tahtakale'de bir esnafın yanına çırak olarak vermeleri ya da ellerine bir bidon verip pazarda limonata satmaya göndermelerini öneriyorum. Aksi takdirde çocuklarınız önce teenage mutant ninja turtle, sonra da birer yetişkin X-Men olabilirler.&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S8F4Kt5ab2I/AAAAAAAAAjQ/M07hTO6tyGc/s320/ninjaturtle.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458776348864180066" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 110px; height: 127px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#0000EE;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://sonific.com/widgets/js/ca1eade0dcdb88581bf4cbeab9a1edcfaeda8a12/blogger" type="text/javascript" charset="utf-8"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-7945962591058369909?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/7945962591058369909/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=7945962591058369909' title='7 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7945962591058369909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7945962591058369909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/04/yavrunuz-turist-olmasn.html' title='Yavrunuz Turist Olmasın'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S8F4Kt5ab2I/AAAAAAAAAjQ/M07hTO6tyGc/s72-c/ninjaturtle.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-3961783567251825493</id><published>2010-03-18T21:25:00.008+02:00</published><updated>2010-03-23T13:17:54.362+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyolocik analiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><title type='text'>Tuhafiye III</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Tuhafiye serisini uzunca bir süredir ihmal etmiştim. Kaldığımız yerden devam edelim.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Spor salonları enteresan yerler. Gerçi ortak bir ülkünün etrafında buluşmuş insanların tıkıldığı her türlü mekan enteresan ama spor salonları ayrı bir ilginç. Sınıfsal bir tad, bir doku olduğu için mi desem, soyunma odalarının renkliliği mi desem, bilemiyorum...Ama bu yazımda özellikle soyunma odalarının tuhaf alışkanlıklarından bahsetmek istiyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiye'yi ve bu topraklarda yaşayan insanların oluşturduğu toplumu üç-beş hepimiz biliriz. Muhafazakar ve  farklılığa tahammül edemeyen insanlar topluluğu desek yerinde olur.  C-NBCE seyreden, misafirlerine şarap ve gouda peyniri ikram eden, Golden Retriever sahibi en batıcı ailelerde bile, misal, ailenin kızının evlenmeden önce cinsel ilişkiye girmesi pek fena yadırganır. Gizlenmeye çalışan ama yine de gayet sıkı bir muhafazakarlık mevzu bahistir her zaman, bu batı sevdalısı ailelerde. Gerçi bir yandan da başka bazı ailelerde çocuk yaştakiler gönüllerince sevişebilsinler diye erkenden imam nikahı kıyılır filan...Muhafazakar olduğumuz kadar, ucube de olduğumuz su götürmez bir gerçek.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse bu tuhaf toplumun tuhaflıkları her yerde ortaya çıkabiliyor.  Gittiğim spor salonu bunlardan bir tanesi. Muhafazakarlığı farklı şekillerde de olsa, her sınıfta ayrı ayrı taçlandıran bu toplumun, orta üst sınıfa mensup, spor salonu müdavimleri diye adlandırabileceğimiz bir kesimi, artık nereden gördülerse, soyunma odalarında cıbıl cıbıl takılmayı adet edinmişler. Bahsettiğim cıbıllık, giyinip soyunurken ister istemez ortaya çıkan meme, popo ortamı diil.  Bu insanlar cıbıl çıplak saçlarını fönleyen, birbirleriyle muhabbet eden, aynada dakikalarca saçlarını tarayan kadınlar. Aralarında diri popolu, kalkık memeli, manken görünümlü hatunlar kadar, sarkmış koltuk altı ve lömbür bacaklarıyla 70-75 yaşında teyzeler de var.  Soyunma odasına her gidişimde, "ya ben de kendi işime bakayım bana ne başkalarından" demek istiyorum ama ortamda istatistiksel analiz yapacak kadar bol malzeme var.  Üçgeninden, karesine, kızılından, siyahına türlü türlü ön takım, yayvanından, armuduna, bir sürü popo ve popolet mevcut.  İnsan cinsinin bu kadar çeşitli olmasına şaşıp kalıyorum. Biz resimlerden sadece taş kadınların vücutlarını öğrenmiştik oysa ki ve onlarda da pek çeşitlilik söz konusu değildi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama konuyu dağıtmayalım... Beni bu kadar şaşırtan bu insanların çeşitliliğinden ziyade, sanki sittin senedir çıplak dolaşmaya alışkınmışçasına rahat tutumları. Hamam kültürüne pek aşina değilim, belki orda da böyle bir ortam vardır, ne de olsa yıkanıyorsun filan, fakat bu insanların da 'tiki spor salonu soyunma odasına' taşıyacak  kadar o kültüre aşina olduklarını zannetmiyorum. Hadi diyelim, hamam olayına aşinalar ve o kültürü yansıtıyorlar... Ama ayna karşısında bu kadar öz güvenle anadan üryan bir şekilde saç fönleyebilmek ya da başka biriyle on dakika sohbet edebilmek için, ne bileyim, bi İsveç'te en az 5 yıl kalmış olmak, bi Münih'te  Englischer Garten'da nüdistlerle onbeş yoğun gün geçirmiş olmak filan gerek bana göre. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S6J--wquygI/AAAAAAAAAis/iyRhyYRfn1k/s1600-h/hamam.jpg"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S6J--wquygI/AAAAAAAAAis/iyRhyYRfn1k/s320/hamam.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5450058115752839682" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 217px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-size:x-small;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt; &lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-small;"&gt;Edouard Debat Ponsan, Masaj, Hamam Sahnesi,1883&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi soruyorum...Bu insanlar, bu muhafazakar toplumun fertleri, çıplak takılmayı nereden öğrendiler ve bunu öğrendikten sonra bu özgüveni nerden buldular? Bundan sonra sahip olduğum tüm kaynakları bu soruların cevaplarını bulmaya adayacağım. Bu soruların cevapları çözüldükten sonra, bu tuhaf toplumun şifreleri kırılmış olacak ve "onca darbeye rağmen neden ordu hala en sevilen kurum", "yok efendim, depremden sonra kimse niye ders almadı" gibi gibi sorular artık teferruat olacak. Her şeyi çözmüş olmayı ümidediyorum.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://sonific.com/widgets/js/ca1eade0dcdb88581bf4cbeab9a1edcfaeda8a12/blogger" type="text/javascript" charset="utf-8"&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-3961783567251825493?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/3961783567251825493/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=3961783567251825493' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3961783567251825493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3961783567251825493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/03/tuhafiye-iii.html' title='Tuhafiye III'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S6J--wquygI/AAAAAAAAAis/iyRhyYRfn1k/s72-c/hamam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-791480768340539253</id><published>2010-02-23T15:57:00.004+02:00</published><updated>2010-03-23T13:34:08.211+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vatan'/><title type='text'>Cihangir Savoy</title><content type='html'>Cihangir Savoy Pastanesi'nde oturuyorum. Etrafta 3 masa; 3'ü de elde avuçta son kalmış Rumlar. Bir masa hararetli hararetli Rumca sohbet ettiği için anlayamıyorum. Diğer iki masa karışık konuşuyorlar, birbirlerini ve aynı zamanda buranın garsonlarını da tanıyorlar. Bir masa Yasin Bey diye garsonu çağırıp, profiterol ve ıhlamur istiyor, diğer bir masa yine ismiyle çağırdığı başka bir garsondan gazete rica ediyor. Gazete gelince de "yaşşaa" diyerek seviniyor. Arada, bir masa diğerine laf atıyor, diğeri kahkahalarla karşılık veriyor. Biri Rumca bir şarkıya başlıyor, diğeri kendi masasından şarkıya eşlik ediyor. O kadar yerliler ki, kendimi yabancı hissediyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vatan, millet konuları çok karışık. Çok da inanmadığım değerler, ancak insanların yüzyıllar boyunca oturdukları, çocuklarını, torunlarını büyüttükleri, dedelerinin elinden tutup sokaklarında dolaştıkları yere, başka bir deyişle evlerine, yuvalarına vatan demeleri çok yabancı gelmiyor burda otururken. O yeri sahiplenmelerini anlıyor, terketmek zorunda bırakıldıklarında duydukları acıyı içimde hissedebiliyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Feriköy'de ananemin evinde büyürken şekillenen hatıralarımın temel taşları arasında Ermeni komşumuz Madam Eliz'in bana özel reçel saatleri, Madam Şirin'in hamursuzları (hepsinin madam olması ne ilginç), Eleni'nin apartman boşluğunda ciyak ciyak "mamaaa" diye bağırışı, en aşağıdaki komşumuz Sultan'ın evinden usulca sızan Zaza türküsü... Böyle müthiş bir zenginliği koruyamamış hatta yok etmeye çalışmış insanların yönettiği topraklarda yaşamak ne hazin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu  hoyratlığı sadece Cumhuriyet'e atfedenlerden değilim. Osmanlı zamanında da ayrı mahallelerde farklı hayatlar süren Müslüman ve gayrimüslüm aileler.  Çoğunluğun azınlığa kah gavur kah kafir demesi. Müslüman olmayan halkın ödemek zorunda olduğu ağır vergiler.... Bu tekdüzeleştirme, homojenize etme kaygısı farklı sosyo-politik/ekonomik düzenlerin, farklı ideolojilerin ortak derdi tasası olmuş hep.  Ne yazık ki, kaybeden ise görünürde değeri bi türlü bilinemeyen azınlıklar, görünenin altında ise toplumun kendisi olmuş. Renkli, zengin, birbirine toleranslı bir toplumu öyle çok özlüyorum ki. Özellikle de bugün, Cihangir'de Savoy'da oturup, bütün Anadolu'nun bir zamanlar böyle olduğunu; farklı dillerin, farklı kültürlerin, farklı halkların bir arada yaşadığı mucizevi bir yer olduğunu olduğunu hayal ederken...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-791480768340539253?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/791480768340539253/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=791480768340539253' title='8 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/791480768340539253'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/791480768340539253'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/02/cihangir-savoy.html' title='Cihangir Savoy'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-1680688213116971383</id><published>2010-02-19T19:01:00.002+02:00</published><updated>2010-02-19T19:40:53.509+02:00</updated><title type='text'>Cemre Sevinci</title><content type='html'>&lt;script src="http://sonific.com/widgets/js/ca1eade0dcdb88581bf4cbeab9a1edcfaeda8a12/blogger" type="text/javascript" charset="utf-8"&gt;&lt;/script&gt;Dedem toprağa düşecek ilk cemreyi en büyük coşkuyla bekleyen insandı etrafımızdaki. Her sene "cemre düştü, düşecek, tamam şimdi düşüyor" diye bir  bizi haberdar ederdi ciddi bir bilim adamı edasıyla. Çok da emindi cemreyle beraber havaların ısınacağına ve baharın toprağa değeceğine. Mart'ın kapıdan baktırdığını da söylemeyi ihmal etmezdi tabi.  Çook uzun seneler sonra ilk cemre ilk kez onsuz bir dünyaya düştü bugün ve mucizevi bir şekilde baharın adeta habercisi bir günü de yanında getirdi. Dertler, tasalar bir anda unutuldu. İnsanlar sokaklara döküldü. Etraf çay içen öğrencilerle, birbirlerine laf atan esnafla, yolda karşılaşıp keyifli keyifli konuşan komşularla doldu. İlk cemrenin toprağa düşüşü adı konmamış şenliklerle kutlandı.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dedemin göremediği bu cemreyi ben de kendi çapımda kutladım bugün, yüzümü güneşe döndüm, içimi ısıttım, bi bira içtim ve hiçbişey yapmadan durdum ve kapıdan baktırmayacak bir Mart diledim doğadan.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-1680688213116971383?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/1680688213116971383/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=1680688213116971383' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1680688213116971383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1680688213116971383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/02/cemre-sevinci.html' title='Cemre Sevinci'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-7116838328677656041</id><published>2010-02-09T21:58:00.009+02:00</published><updated>2010-03-19T10:12:38.433+02:00</updated><title type='text'>Kış Nefreti</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S3aeboSYINI/AAAAAAAAAeQ/3MJiNJjJlbc/s1600-h/k%C4%B1%C5%9F.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 234px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S3aeboSYINI/AAAAAAAAAeQ/3MJiNJjJlbc/s320/k%C4%B1%C5%9F.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437707797604606162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Kıştan gerçekten nefret ediyorum. Depresyona müsait olan bünyenin serotonin eksikliğiyle yorganla yekpare hale gelmesinden dolayı değil sadece. Bütün hastalıkların, kötü haberlerin, her sene hiç sektirmeden  Aralık'ta başlayıp Şubat sonuna kadar eksiksiz sıralanmasından veya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;bütün canlıların olabildiğince korunmasız hale gelmelerinden, ve yalnız yaşayan yaşlı insanların evden çıkamayıp yalnızlıklarının içinde daha da boğulmalarından duyduğum derin sancı da değil bu nefretin esas sebebi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Esas sebep bu ülkeye kış geldiğinde insanların suratlarında bitiveren iğrenç ifade. Ne zaman Kasım'la beraber kış yüzünü göstermeye başlasın, T.C. vatandaşlarının suratlarına düşmanlık, zulüm ve çaresizlik karışımı bir ifade çöküveriyor. Herkes kendi çaresizliğini ve zavallılığını bir diğerini ezerek yok etmeye çalışıyor bu mevsimde. Otuzbirinin son demlerindeki tosun misali, elini hiç kaldırmadan kornaya asılan taksici daha büyük bir nefretle asılıyor kornasına, minibüsçü daha yoğun bir hınçla sürüyor arabasını yayanın üstüne. Yolda yürüyenlerin suratları karanlık, her an saldıracakmışçasına bilenmiş. Her kim bu millet için "efendim sıcakkanlı, misafirperver, duygusal" demişse haltetmiş. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gerçi aynı ifade bende de var bu mevsimde. Kış hiç bitmeyen bir PMS benim için. Bilmiyorum başka bir yerde, mesela Amerika'nın medeniyeti ve huzuruyla meşhur New England bölgesinde, tanıyan tanımayan herkesin birbirini bir sıcaklıkla selamlamak zorunda olduğu Pleasantville vari bir kasabada yaşasaydım böyle mi olurdu. Tahminim " o zaman bu kadar ağır geçirmeyebilirdim bu uzun PMS'i" yönünde.  Zorlama bir aydınlık ve mutluluğun da gerçeğine yaklaştırdığına inanıyorum zira. Ama her koşulda kışın çok zor ve ağır geçtiği kesin benim için. Gavurlar da dalga geçer gibi isim takmışlar bu hadiseye: SAD, yani Seasonal Affective Disorder. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lafı uzatmadan, kovaların yavaş yavaş balığa dönmeye başladığı, sevgili şaklabanlıklarınin başını alıp gittiği Şubat'ın ortası bu günlerde, Kış mevsimine son bir kez daha seslenmek istiyorum burdan, "sevgili kış, lütfen artık bit, çünkü ben de bittim"&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-7116838328677656041?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/7116838328677656041/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=7116838328677656041' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7116838328677656041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7116838328677656041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/02/ks-nefreti.html' title='Kış Nefreti'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/S3aeboSYINI/AAAAAAAAAeQ/3MJiNJjJlbc/s72-c/k%C4%B1%C5%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-7211385063028551966</id><published>2010-01-08T15:31:00.004+02:00</published><updated>2010-01-08T23:46:27.098+02:00</updated><title type='text'>Taraf'ı Sevmiyorum</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="  white-space: pre-wrap; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Taraf'ı sevmek için çok çaba gösterdim ama olmuyor. Üslupları ve diğer saçmalıkları savundukları şeyin doğruluğunu gölgede bırakıyor. Ahmet Altan'ın dindarlık sevdası, bu sevda dahilinde Erdoğan'a devamlı methiyeler düzmesi, AKP yönetimindeki Türkiye'yi bıkmaz usanmaz bir coşkuyla Pleasantville vari betimlemelerle tanımlaması, nerdeyse her yazarının içinde bulunduğumuz dönemi beyaz, geçmiş dönemleri siyah olarak tasvir edecek kadar siyah beyazcı ve vizyonsuz olması ve bu eksende yazdıkları yazılar midemi bulandırıyor. Altan'ın Özkök'ten hiçbir farkı yok gözümde. Hele bi de Halil Berktay gibi bir adamın da böylesi bir parodinin parçası olması içimi burkuyor. Şimdi de dini eleştiren bir yazısı yüzünden Sevan Nişanyan Taraf'taki Kelimebaz adlı köşesini bırakmak zorunda kalmış. Bu zorunluluk Taraf'ın gittikçe artan elitist tavrına yakışmış. Turkuaz grubunun Taraf'ın dağıtımını para almadan üstlendiğini biliyoruz, ama bu kadar kör göze parmak atmayı artık en liboş bünyenin bile kaldıramayacağını düşünüyorum. Taraf'ın hayal ettiği dünya çok güzel,ama kendileri o dünyaya yakışmıyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;script src="http://sonific.com/widgets/js/ca1eade0dcdb88581bf4cbeab9a1edcfaeda8a12/blogger" type="text/javascript" charset="utf-8"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Sevanyan'ın konuyla ilgili yazısı:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;a href="http://nisanyan1.blogspot.com/2010/01/kelimebaza-ne-oldu.html"&gt;http://nisanyan1.blogspot.com/2010/01/kelimebaza-ne-oldu.html&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Trebuchet, 'Trebuchet MS', Tahoma, 'Lucida Grande', 'Lucida Sans Unicode', Arial, Verdana, sans-serif; font-size: 14px; white-space: normal; line-height: 22px; "&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Taraf Gazetesi’nin bu sansürüne karşı tepkilerini Nişanyan’ın yazısını yayınlayarak gösteren bloglar ise şöyle &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Hasan Rua –&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#990000;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;http://lektuel.net/&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Lermontov – &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#990000;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;http://cengizchefikir.blogspot.com/&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Taylan - &lt;/span&gt;&lt;a href="http://cengizchefikir.blogspot.com/" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview('/outbound/article/cengizchefikir.blogspot.com');" target="_blank" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; color: rgb(138, 23, 23); text-decoration: none; "&gt;&lt;strong style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;http://www.seviyesizsiyaset.com/2010/01/sansur-ve-nisanyan/&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Kenar -&lt;/span&gt;&lt;a href="http://kenardan.wordpress.com/2010/01/08/sansurden-sansur-dogdu-sevan-nisanyan-olayi/" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview('/outbound/article/kenardan.wordpress.com');" target="_blank" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; color: rgb(138, 23, 23); text-decoration: none; "&gt;&lt;strong style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;http://kenardan.wordpress.com/2010/01/08/sansurden-sansur-dogdu-sevan-nisanyan-olayi/&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Ali Rıza Esin -&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#990000;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;http://ali.riza.esin.net/yazilar/sansurlu-yazi-sesi-kisilan-nisanyan/&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Cansu Elter – &lt;/span&gt;&lt;a href="http://manaaramayin.blogspot.com/2010/01/taraf.html" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview('/outbound/article/manaaramayin.blogspot.com');" target="_blank" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; color: rgb(138, 23, 23); text-decoration: none; "&gt;&lt;strong style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;http://manaaramayin.blogspot.com/2010/01/taraf.html&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;5posta – &lt;/span&gt;&lt;a target="_blank" href="http://5posta.org/fekat-bu-censure%E2%80%99dur-azizim/" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview('/outbound/article/5posta.org');" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; color: rgb(138, 23, 23); "&gt;&lt;b style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;http://5posta.org/fekat-bu-censure%E2%80%99dur-azizim/&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-7211385063028551966?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/01/kelimebaza-ne-oldu.html' title='Taraf&apos;ı Sevmiyorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/7211385063028551966/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=7211385063028551966' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7211385063028551966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7211385063028551966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2010/01/taraf-sevmiyorum.html' title='Taraf&apos;ı Sevmiyorum'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-3239523054278092207</id><published>2009-11-13T12:30:00.011+02:00</published><updated>2009-11-13T19:24:40.215+02:00</updated><title type='text'>Ayıntap Notları-III</title><content type='html'>Baklava diyarında son günümüz.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403590199984857682" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 131px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sv1oqE3hIlI/AAAAAAAAAcE/SOYWpzTcHgc/s200/IMG_1281.JPG" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;br /&gt;Duraklarımız sırasıyla Kastel, Zeugma Müzesi, Mutfak Müzesi, Dülük Mağaraları ve Cam Müzesi... Müzecilik bu şehirde gerçekten hevesle geliştirilmiş. Herbir müzenin müdürü/sorumlusu ayrı bir coşku ve kıvanç taşıyor. Gaziantep'te çocukluğumdan hatırladığım kalkınmacılık, aydınlanma filan gibi kavramların ne kadar taze kalmış olduğunu görüyorum. Sanki tüm Antep bir yerli malı haftası coşkusuyla bezenmiş. Belediye, billboardları "Var mısın yok musun yarışmasındaki Antep'li hemşerinize oy verin" posterleriyle donatmış. Hemşerilik, yerelcilik almış başını yürümüş. Mesela tur rehberimiz bizi hiç bir yerde Şam fıstığı demememiz konusunda ciddi ciddi uyarmıştı. Antep fıstığı dememiz gerekiyormuş doğal olarak. Bu uyarısında ne kadar haklı olduğunu, yediğimiz her öğünün içinde yer alan en az 3 şeyde mutlaka fıstık olmasından anlamıştık zaten. Fıstık böreği, fıstıklı baklava, fıstık muskası, fıstık kebabı, fıstık otu vb. Atatürklü bir fıstık efsanesi bile var.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Rehberimiz bu son günde bizi, gözleri parıldaya parıldaya modern Antep denen Ataşehir bozması bir yere götürdü. Son derece sevimsiz, pastel apartman bloklarının yan yana dizildiği, araya da ayıp olmasın diye güdük güdük çocuk parklarının serpiştirildiği bir yerleşim. Çimentonun güzelim Anadolu mimari geleneğine tecavüz edişinin canlı kanıtı. Koşarak modernlikten nasibini almamış Antep'e geri dönesim geliyor, lakin tur otobüsünün buharlı camları bir turun parçası olduğumu hatırlatıyor. Homurdanarak otobüsün içinde oturuyorum, arkadan moderniteyi alkışlayan kadınların takdir ve huşu dolu çığlıkları geliyor. &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Antepliler yüzyıllar boyunca suyun değerini bilmişler. Kastel denen yeraltı depolama sistemleri kurmuşlar, bu sistemler bütün kuyulara su dağıtmış. Sonra noolmuş tam olarak bilemiyorum ama yeri gelince yeraltı kastellerini de camiye çevirmeyi ihmal etmemişler. Gerçekten yurdumdaki farklı yapıları camiye dönüştürme azmi inanılmaz. İşte yeraltı su depolama sisteminden, yeraltı camiine dönüştürülen meşhur Pişirici Kasteli de böyle ilginç bir yapı.&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sv2GaIdHxxI/AAAAAAAAAc0/DJl1HSIdAek/s1600-h/pisirici_kasteli.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403622911418812178" style="WIDTH: 143px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sv2GaIdHxxI/AAAAAAAAAc0/DJl1HSIdAek/s200/pisirici_kasteli.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Bu arada Zeugma Müzesi'ni acaip adam etmişler. 5 sene önce geldiğimde gördüğüm çöplükle alakası yok. Şimdi çok daha fiyakalısını biraz ileriye açıyorlar. Gerçekten kocaman ve şık bir yapı olmuş en yenisi. Ama adı malesef Zeugma Müzesi ve Kültür Merkezi olacakmış. Kültür Merkezi adında olan heryeri yakmak için derin bir istek duyduğum için bu yeni ismi çok heyecanla karşılayamadım. Zeugma'da yapılan kazılarda, mozaikler sular altında kalmadan, çarçabuk ortaya çıkarıp taşıyabilmek için hırsızlardan öğrendikleri bir yöntemi kullanmışlar. Ama belli ki hırsızlar bu yöntemi çok daha iyi kullanmış. Mozaiklerin yarısını alıp götürmüşler. Bizimkilere de dizlerini dövmek ve sonra da ibret olsun diye bazı mozaikleri aşağıda gözüken şekilde sergilemek düşmüş...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sv1v64X845I/AAAAAAAAAcM/19Ilt6pOElA/s1600-h/IMG_1362.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403598185270403986" style="WIDTH: 274px; CURSOR: hand; HEIGHT: 184px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sv1v64X845I/AAAAAAAAAcM/19Ilt6pOElA/s200/IMG_1362.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Antep'in inanılmaz bir gastronomik zenginliği var. Gaziantep Üniversitesi'nde bir gastronomi okulu bile açılmış ve tabii ki müzesini de kurmuşlar. Şiveydis, omaç, elma tavası, şirinli çorba gibi daha yüzlerce adını hiç duymadığım yemek var bu şehirde. Anadolu'nun bir çok yerinde olduğu gibi yemek pişirmek sosyal bir olay ve uzun saatler boyunca, eşle dostla, güle eğlene yapılıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son olarak Antepliler'in çok vecizsever insanlar olduklarını söylemek isterim. Gittiğimiz birçok mekanda A4 üstüne yazılıp asılmış vecizler vardı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sv1x7z7tdWI/AAAAAAAAAcU/dc8PHxPDrtM/s1600-h/IMG_1356.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403600400281335138" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 148px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sv1x7z7tdWI/AAAAAAAAAcU/dc8PHxPDrtM/s200/IMG_1356.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sv11JtLaYZI/AAAAAAAAAcc/GxsU_Rx3GUw/s1600-h/IMG_1320.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403603937521197458" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sv11JtLaYZI/AAAAAAAAAcc/GxsU_Rx3GUw/s200/IMG_1320.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir Pazar akşamı yorgun, argın, bitkin, ama bir sürü bakır eşya, kilolarca baklava, katmer ve kahke, onlarca lahmacun, bir dolu yemeni, metrelerce kutnu ve poşu, gümüş takılar, kutular dolusu sabun ve en az yüz torba baharat alarak Antep ekonomisine yapmış olduğumuz katkının verdiği gururla Antep'i terkediyoruz. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-3239523054278092207?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/3239523054278092207/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=3239523054278092207' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3239523054278092207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3239523054278092207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/11/ayntap-notlar-iii.html' title='Ayıntap Notları-III'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sv1oqE3hIlI/AAAAAAAAAcE/SOYWpzTcHgc/s72-c/IMG_1281.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-9062275686546303079</id><published>2009-11-11T12:27:00.016+02:00</published><updated>2009-11-13T19:21:05.092+02:00</updated><title type='text'>Ayıntap Notları II</title><content type='html'>İkinci gün&lt;img class="gl_photo" alt="Add Image" src="http://www.blogger.com/img/blank.gif" border="0" /&gt;ümüzde yosyoğun programı tamamlayabilmek için Recep(tion) tarafından sabah odalara edilen telefonu başarıyla bertaraf ediyorum. Geceden, odadaki bütün telefon kablolarını devre dışı bırakmıştım. Makulcene bir saatte kalkıp (yine 8den önce tabii) agresif programımıza başlıyoruz. İlk durak iyi niyetli, hafif kitsch fakat bir o kadar da öğretici Antep Müzesi. Burda Antep'in tarihini etraflıca öğreniyoruz. Binlerce yıllık tarihin büyük çoğunluğu Antep'in Gazi ünvanını almasına sebep olan Antep Savunması'na ayrılmış ama olsun, yine de ortada iyi niyet ve çaba görünce takdir eden ılıman! kişiliğimiz sayesinde, bu durumu hafifçe gülümseyerek karşılıyoruz. Son cümlede biz derken bizzat kendimden bahsettiğimin altını çizmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Müzeden öğrendiklerimiz:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Antep ya da Ayıntap (suyun özü, gözü, çıktığı yer manasına geliyormuş) bölgesi sırasıyla şu siyasi yapıların egemenliği altına girmiş: Hitit şehir devletleri, Roma-Bizans, Türk Devletleri, Moğol, Memluk, Dulkadir, Osmanlı (Osmanlı topraklarına katılması 1516 gibi oldukça geç bir zamanda aslında)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Zeugma Kenti bölgenin bin yıllar boyunca en önemli merkezi olmuş. Sebebi de kentin Fırat'ın en dar yerinde konumlanması sebebiyle karşı kıyıya geçişin kolay olması. Zeugma köprü, geçit yeri anlamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Antep'e ait ayakkabıcılığa "Yemenicilik", dokumacılığa "Kutnuculuk" adı veriliyor. Sedef ustalarının adı ise sedefkar. Bizim bildiğimiz manadaki yemeniye de ayakkabı denseymiş keşke. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yemeni kutnu sedef&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsND2A0q9I/AAAAAAAAAbM/Wffn5xhImYw/s1600-h/IMG_1274.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402926537650777042" style="WIDTH: 152px; CURSOR: hand; HEIGHT: 136px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsND2A0q9I/AAAAAAAAAbM/Wffn5xhImYw/s200/IMG_1274.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsLe5XvxbI/AAAAAAAAAa8/xEluexa3thA/s1600-h/kutnu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402924803385443762" style="WIDTH: 151px; CURSOR: hand; HEIGHT: 135px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsLe5XvxbI/AAAAAAAAAa8/xEluexa3thA/s200/kutnu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsLn1cAkFI/AAAAAAAAAbE/FA2f1NNEN9w/s1600-h/sedef.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402924956948402258" style="WIDTH: 148px; CURSOR: hand; HEIGHT: 135px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsLn1cAkFI/AAAAAAAAAbE/FA2f1NNEN9w/s200/sedef.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;-10 ay süren Antep savunmasında Karayılan ve Şahin Bey adında iki kahraman karakter mevcut. Karayılan biraz Kenan İmirzalıoğlu'na benziyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsPckYlueI/AAAAAAAAAbU/batnTBRlBK8/s1600-h/IMG_1271.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402929161438607842" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsPckYlueI/AAAAAAAAAbU/batnTBRlBK8/s200/IMG_1271.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Fıstıksız Antep düşünülemez. Baklavasız, kebapsız düşünülür, ama fıstıksız asla. Müzede fıstık ayıklayan Antep insanı canlandırması bile vardı. Hafif kitsch olduğu konusunda uyarmıştım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Antep'teki ilginç karakterlerden biri de, 19.yüzyılda kilise olarak inşa edilen sonra cezaevine ve en sonunda da camiye çevrilen yapının bekçisi Davut Amca. Davut Amca adam bıçaklamaktan cezaevine giriyor, girdiği cezaevi camiye çevrilince, o da caminin bekçisi oluyor. Camiyi gittikçe "şirin" bulduğunu, bahçeye çıkınca da çok" heybetlendiğini" söyledi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsYQsyATdI/AAAAAAAAAbc/IAP4A6ZtnWo/s1600-h/IMG_1323.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402938853138910674" style="WIDTH: 158px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsYQsyATdI/AAAAAAAAAbc/IAP4A6ZtnWo/s200/IMG_1323.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsZPHjChEI/AAAAAAAAAbk/-7PMavZrJKU/s1600-h/IMG_1310.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402939925475787842" style="WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsZPHjChEI/AAAAAAAAAbk/-7PMavZrJKU/s200/IMG_1310.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her Antep turistinin elbet bir gün tadacağı şeyleri yapıyoruz birbiri ardına. Etnografya müzesi ziyareti, İmam Çağdaş şenlikleri, bakırcılar ve baharatçılar çarşıları, Elmacı pazarı vs gibi aktiviteleri gün içinde tamamladıktan sonra, akşamın yaklaşmasıyla alacakaranlığa vuran Antep'te Mevlevi Müzesi'ne bir uğruyoruz. Müzeyi gezerken "keşke tekke ve zaviyeler kapanmasaymış" diyorum. Müzenin her odasında bir koruma görevlisi olmasından ve girerken çantayı, pılıyı-pırtıyı kasalara bırakma zorunluluğundan etkiliyorum. Antep hırsızlıktan çok çekmiş belli. Zeugma'nın yarısının Amerika'da olduğunu düşünecek olursak, gayet mantıklı geliyor bu uygulama.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;,&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsneQ-5V1I/AAAAAAAAAbs/v9kQLRbF9S4/s1600-h/IMG_1327.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402955578869372754" style="WIDTH: 188px; CURSOR: hand; HEIGHT: 202px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsneQ-5V1I/AAAAAAAAAbs/v9kQLRbF9S4/s200/IMG_1327.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsqRSTuerI/AAAAAAAAAb0/WTr3KNBy71I/s1600-h/IMG_1334.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402958654421760690" style="WIDTH: 186px; CURSOR: hand; HEIGHT: 143px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsqRSTuerI/AAAAAAAAAb0/WTr3KNBy71I/s200/IMG_1334.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;Hiç bitmeyecekmiş gibi gözüken günün sona yakın kısmında, tur rehberimizin hevesle beklediği Savaş Müzesi'ne geliyor sıra. Burası en 'benim' diyecek liboşu milliyetçi yapmaya muktedir bir yer. Bir defa karşılaştığımız diğer müzeler gibi yine iyi niyetle ve iyi organize edilmiş. Eski bir Antep evi olduğu için, halkın oturduğu bu evlerin Antep Savunması'ndaki rollerini iyi yansıtıyor. Müzede 10 aylık savunma sürecini anlatan bir de film gösterimi var ki, seyrederken ayağa kalkıp İstiklal Marşı söyleyesim geldi. Film boyunca Antepli Ermenilerin Antep'i nasıl sattıklarına dair sürekli okunan terane biraz sinirlendiriyor ve iç bayıyor ama yine de bu filmi seyrederken ibre önce vatansever sonra da milliyetçiye vurabiliyor rahatlıkla. "Sattılar köpekler bu vatanı" diye söylenirken buluyorum kendimi. Dediğim gibi müzenin etkisi bayağı güçlü&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bu müzeden öğrendiklerimiz:&lt;/p&gt;&lt;div&gt;-Antep'in jeolojik yapısı kalkerli ve bu da neredeyse tüm binaların altında binanın kendisinden büyük mahzenler, yaşam alanları kurmaya izin vermiş. Şehrin altında yer yer birbirine bağlanan bölümlerden oluşan, koskoca bir başka şehir var. Bu yer altı şehri, Antep'in Fransızlara karşı verdiği on aylık mücadelede çok etkin olmuş.&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Svsr_nw9I_I/AAAAAAAAAb8/CRIhNlsFcvg/s1600-h/IMG_1339.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402960549967111154" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Svsr_nw9I_I/AAAAAAAAAb8/CRIhNlsFcvg/s200/IMG_1339.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Bütün Antep halkını savunma süresince en çok açlık kırmış. Ankara hükümeti, " önceliğimiz batıdaki Yunan harbidir, başınızın çaresine bakın" deyince Fransızlar tarafından kuşatılan şehre gıda, cephane, insan vs gibi takviyeler yapılamıyor. İnsanlar çaresizlikten atları, kedileri, köpekleri yiyor. Hikaye malesef mutlu sonla bitmiyor, bunca acıya rağmen Antep sonunda teslim oluyor. Tabi filmde bu teslim oluş bir zafer ve başarı hikayesiyle taçlandırılmış ama eminim onca sefaleti yaşayan o insancıklara epey koymuştur bu durum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Müzeden ayrılırken gezi boyunca her küçük detayı acaip takdir eden grubumuzun dişi fertleri gözyaşlarını silmekle meşgul. Gözyaşları ve burun sümüğü içinde, yoğun program sonrasında yorgun ve perişan yeni bir kebap, baklava sarmalına doğru hazırlanmak üzere otele dönüyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-9062275686546303079?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/9062275686546303079/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=9062275686546303079' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/9062275686546303079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/9062275686546303079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/11/ayntap-notlar-ii.html' title='Ayıntap Notları II'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvsND2A0q9I/AAAAAAAAAbM/Wffn5xhImYw/s72-c/IMG_1274.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-5164795273536516082</id><published>2009-11-10T10:52:00.015+02:00</published><updated>2009-11-11T12:18:18.261+02:00</updated><title type='text'>Ayıntap Notları I</title><content type='html'>&lt;p align="left"&gt;Herşey halamın ACG mezunu bir kaç arkadaşıyla Antep’e gideceğini ve aralarında Antepli biri de olduğu için çok farklı yerler göreceklerini söyleyerek beni Antep’e onunla gitmem için ikna etmesiyle başladı. Lokal birinin eşliğinde Antep fena olmayabilirdi. Gerçi yıllar önce bir kurban bayramında Antep’e gitmiş ve sokaklarından oluk oluk akan kanlardan başka bir şey hatırlamayarak geri dönmüştüm ama herkes ve her yer ikinci bir şansı hakketmeliydi. Bunun üzerine kendimi bir Cuma sabahı, A SES grubuna mensup, yaşları 57-60 arasında değişen, 25 kadar kadınla aynı uçakta buldum. Uçaktan inince bizi bir tur otobüsü ve hareketlerinden tur rehberi olduğunu anladığım bir adam karşıladı. Eyvah tura mı geldik yoksa diye paniğe kapıldım. Bir anda acı gerçek yüzüme bir tokat gibi çarptı. 25 kişilik bir kadın grubuyla tura çıkmıştım! Ve bir tur rehberimiz vardı! Rehber otobüse biner binmez bir kaç yavan espiri patlatıp, üstüne de ''sabah 7’ye uyandırma verdim efendim" deyince, acı gerçeği daha da iyi sindirebilme fırsatı buldum. Tur programına uygun olarak, iki saniyecik bile dinlenemeden, uçaktan iner inmez harala gürele Fırat’ın kıyısındaki Zeugma şehrine gittik. Bir zamanlar zalimliğiyle ünlü olan ancak Birecik Barajı yüzünden artık sakin ve berrak bir göle dönmüş olan Fırat yükselince Zeugma sular altında kaldığından, gittiğimiz yerin bir zamanlar müthiş bir medeniyete sahne olduğunu sadece hayal etmekle yetindik.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Sular altında kalan kenti hüzünle anıp, züğürt tesellisi olarak biraz içimize Antik kent havası çekip, Fırat’ın şarıl şarıl aktığı yıllarda üstüne inşa etmek istediği köprü yüzünden, salcılıkla geçinen köy halkının ekmeğine göz diktiği gerekçesiyle öldürülen genç mühendisin hikayesinin geçtiği köyden geçip Urfa'ya bağlı Birecik ilçesine vasıl olduk. Yolda Kadir İnanır’ın müthiş gülüşü ve insanın içini yakan o hüzünlü bakışlarını hatırladım.&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402438447801851730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvlRJRokX1I/AAAAAAAAAKM/aId9j8Eqn5c/s200/kadir.jpg" border="0" /&gt;Zira Birecik yolunda üstünden geçtiğimiz köprü, deli Fırat ve genç mühendis, bir zamanlar TRT kanallarında sık sık seyrettiğimiz, başrollerini İnanır’la beraber Necla Nazır ve Fikret Hakan’ın paylaştığı "Köprü" filminin baş kahramanlarıydılar. Filmi hatırlayacak olursak Kadir İnanır’ın annesi Fırat’ın zalim sularında can verdikten sonra, Kadir (Ahmet) bir daha kimse Fırat’ı geçerken ölmesin diye üstüne köprü yapmaya karar verir. Amacını gerçekleştirebilmek ve okuyup mühendis olmak için büyük şehre gider. Mezun olur olmaz takıntısı olan köprüyü yapmak üzere soluğu köyünde alır, fakat karşısında geçimlerini salcılıkla sağlayan köylüleri bulur. Neyse köprü sonunda yapılır, fakat Kadir'in en yakın arkadaşı Fikret köprünün biryerlerine bomba koyar, bunu öğrenen Kadir köprünün üstüne oturur, arkasından sevgilisi Necla (aynı zamanda Fikret'in de kız kardeşi)gelir yanına çöker, derken Fikret ve Necla'nın babası da gelir yanlarına çömer. Fikret de pişman olur, bombayı imha eder filan falan. Sonrası sanırım mutlu sondu filmde. &lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Sonuç itibariyle ben de Fırat’ın kenarındayım. Türkülere, ağıtlara konu olmuş zalim Fırat’ın, barajlarla tımarlanmış, ehlileştirilmiş bu hali Kadir’in bakışları kadar iç burkucu olmasa da zaten müsait olan bünyeye hüzün serpmeye yetiyor. &lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402484384180475426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 167px; CURSOR: hand; HEIGHT: 223px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Svl67H-sFiI/AAAAAAAAAYY/ZxiSA0SUISY/s200/IMG_1222.JPG" border="0" /&gt;Birecik Barajı'nın kıyılarında tek eşli, karı/kocaları öldükten sonra dahi asla çiftleşmeyen, bu yönleriyle de doğada eşi benzeri az bulunur bi tür olan kelaynaklar yaşıyor. Göçlerde ve insan denen paçavranın verdiği av partilerinde telef olan kelaynakların geride kalan eşleri birer dul olarak hayatlarına devam ettikleri ve bir daha da seks yapmaya niyetli olmadıkları için, haliyle nesilleri tükenmeye yüz tutuyor. Göç etmesinler, ölmesinler, sevişmeye devam etsinler ve nesillerini tüketmesinler diye artık kafeslerde tutulan kelaynakların bir kaç senede bir göç etmelerine izin veriliyormuş. Rahat sevişsinler diye çiftleri ve sapları ayrı ayrı kafeslerde tuttuklarını da eklememe izin verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmDZUi966I/AAAAAAAAAZI/kT-b7pioPMY/s1600-h/IMG_1209.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402493699042962338" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmDZUi966I/AAAAAAAAAZI/kT-b7pioPMY/s200/IMG_1209.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmD8n41x9I/AAAAAAAAAZQ/jqINCPFNfq0/s1600-h/kelaynak2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402494305530398674" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 148px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmD8n41x9I/AAAAAAAAAZQ/jqINCPFNfq0/s200/kelaynak2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Birecik’te yürürken Misak’ı Milli sınırlarını sorguluyorum. Burda anlamadığım bir dil, ve anlamadığım insanlar var. Benim ülke bildiğim "şeye" ait değil gibi bir halleri var. Osmanlı millet sistemi altında işleyebilen ve bir anlamı olan idari yapının, Cuhuriyet’le beraber anlamını kaybetmiş olduğu çok net görülebiliyor. Burası bin yıllar boyunca şatafatlı medeniyetlere yuva olduktan sonra, kendi kendine bırakılmış, sadece tabelalarda varlığı hissedilen bir başka kimliğin zorlamasıyla boyunduruk altına alınmış bir Fırat köşesi. Özgürlükçü liboş ve milliyetçi faşist arasındaki çizgide ibrem hızla liboşa kayıyor. Bu insanların bu zorlama kimlikte ne işi var diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımda Kadir’in delici bakışları, filme konu olan köprünün üstünden geri geçiyoruz. Şimdi Fırat’ın üstünde bir tekne turu yapacağız ve yapılan barajların içine sıkışmış, sıkışmışlıktan da kabarmış Fırat’ın boğduğu diğer su altı şehirlerini göreceğiz. Tekneye bineceğimiz Halfeti kentine doğru giderken, Kürt kasabalarını geçiyoruz, içimdeki liboş şahlanıyor. Halfeti, Baraj yüzünden suların yükselmesiyle tepelere taşınmış talihsiz bir kasabacık. Halfetililer yeni memleketlerine alışamamamışlar. Bunun sebebini tekneyle yarısı suların altına gömülmüş eski Halfeti'nin önünden geçerken anlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmCX_EVRTI/AAAAAAAAAZA/abX3cEAF5IU/s1600-h/IMG_1238.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402492576585827634" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmCX_EVRTI/AAAAAAAAAZA/abX3cEAF5IU/s200/IMG_1238.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmGmSqQmhI/AAAAAAAAAZY/EDLlytyhGLw/s1600-h/IMG_1257.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402497220409858578" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmGmSqQmhI/AAAAAAAAAZY/EDLlytyhGLw/s200/IMG_1257.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Mardin gibi masalsı bir kent eski Halfeti, üstelik su kenarında olanından... Memluk ve Selçuklu mimarisinin en nefis örnekleri var burda. Tekne Fırat’ın yeşil, bol sedimentli sularında ilerlerken, sular altında kalan diğer masal kentlerin önünden geçiyoruz. Ermeni köyleri, Urfa kolonisi, kiliseler, suyun altından bir çığlık gibi gökyüzüne uzanmayan çalışan bir zamanlar uluymuş dedirten minareler... Tekne Urfa türkülerinin ve üstünde pişeyazan kebapların kokuları arasında yeşil yeşil süzülmeye devam ediyor. &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmT9c68V9I/AAAAAAAAAZg/B9bSmTLEA4g/s1600-h/IMG_1256.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402511911952340946" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmT9c68V9I/AAAAAAAAAZg/B9bSmTLEA4g/s200/IMG_1256.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmVcNIEVhI/AAAAAAAAAZo/aS4hzP8jEtY/s1600-h/IMG_1255.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402513539799995922" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvmVcNIEVhI/AAAAAAAAAZo/aS4hzP8jEtY/s200/IMG_1255.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;br /&gt;Yine büyülü, acılı topraklara geldik diyorum içimden. Tur rehberi bağırıyor, "inince poşucuya götürcem sizi!" "La havle" diyerek kebap kokularını içime çekiyorum. &lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Akşam üzeri olunca tekneden inip, Fırat'ı ve Urfa'yı terkeyliyoruz. Ertesi sabah gün doğmadan kalkıp Antep'i ezberleyecekmişiz. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-5164795273536516082?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/5164795273536516082/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=5164795273536516082' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5164795273536516082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5164795273536516082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/11/ayntap-notlar-i.html' title='Ayıntap Notları I'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SvlRJRokX1I/AAAAAAAAAKM/aId9j8Eqn5c/s72-c/kadir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-690636085891402382</id><published>2009-10-27T22:50:00.003+02:00</published><updated>2009-10-27T23:24:03.570+02:00</updated><title type='text'>İşsizlik Güncesi-II</title><content type='html'>Tünel'den çıktım yola. Hava soğumuş çok, ama malum işsiziz, yürümek lazım eve. Adidas tükkanında durdum ilk, para harcamam pek hoş olmaz, taksiye bile binmemişken hele. Lakin durduramıyorum kendimi niye acaba? Neyse ki satış elemanı en rahatsız edicisinden çıktı. Kapıda karşılayıp, içerde gölge gibi seni takip eden, bir ağzının tadıyla askıları karıştırtmayanından. Bi siktir git diycem, ama kendi kendime de kızıyorum bi yandan, "o da zavallı işini yapmaya çalışıyo" filan falan diye telkin etmeye çalışıyorum. Neyse baktım olmiycak, gereksiz yere gericem ortamı, ben siktirip gitmeyi tercih ediyorum. Yürümeye devam. Hamamın yanından daldım Çukurcuma'ya doğru. Önünden hep geçip hiç durmadığım tshirtçüde durasım tuttu bu kez. Alışveriş yapmamam gerektiğinden bünyem tepki veriyo herhalde. Tshirtlere bakıcam ama bu kez de tshirtçünün elemanı bitti dibimde.&lt;br /&gt;"Merhaba"&lt;br /&gt;"Merhaba"&lt;br /&gt;"Dükkanın dışında duruyorum ama tezgahtarım aslında"&lt;br /&gt;"Hıhı"&lt;br /&gt;"Bedenleri de bulunur isterseniz"&lt;br /&gt;"Teşekkürler"&lt;br /&gt;"Bağyan tshirtleri şu tarafta"&lt;br /&gt;"Ok Sağolun"&lt;br /&gt;(test ediliyorum herhalde)&lt;br /&gt;"Promasyonumuz var, bir alana 2.sinde indirim"&lt;br /&gt;(promasyon demesi daha zor değil mi yahu?)&lt;br /&gt;"Çay içer misiniz?"&lt;br /&gt;"Yok çok sağolun, sadece bakıyorum"&lt;br /&gt;Bu noktada iritasyon yerini acımaya bıraktığı için, bi tshirt alıp çıkıyorum arkama bakmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürümeye devam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çukurcuma'ya yeni bir ikinci el cd/plak satan bi dükkan açılmış, heyecanlandım görünce. Kod Müzik'in eski dükkanını hatırlattı Atlas Pasajı'ndaki. Hem dükkanın içi filan, hem de yeri çok güzel. Ne kadar mutlulardır diye düşündüm. Çukurcuma'dan Cihangir'e doğru yürürken, Mahir Günşiray'ı gördüm, herif yıllandıkça güzelleşmiş. Simirna'nın önüne geldiğimde nedense bir daha hiç şiir yazamayacağımı farkettim. Çok üstünde durmadan devam ettim. Borçlu olduğum veterinerin önünden her zamanki gibi omuzlarımı biraz düşürerek geçtim. Bizim sokağa geldiğimde, meyve almazsam sokağın ortasında duran seyyar meyveciden sitem işiteceğimi düşündüm. "Aldıklarımı bitiremedim bi türlü" derim, yoksa küsüyor. Neyse ki neşeli ve sitemsizdi, iki üç kelimelik bi selamlaşmayı da geride bırakıp eve yaklaştım. Bu kez de Çakma Kediş'in önümü keseceğini düşünerek endişelendim. Bu nedenle kapının önüne gelmeden, bir arabanın arkasına gizlenip, çantanın içinde uzun uzun anahtarımı aradım. Bu arama biraz fazla uzun sürmüş olacak ki, Çakma Kediş uzaktan dört nala koşarak geldi ve arabanın arkasında gizlendiğim yerde beni buldu. On dakika kadar onu sevmek zorunda kaldım. On dakikadan az sevince ısırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesaim bitmiş, yorgun bir şekilde eve girerken sokakta Ella Fitzgerald şarkı söylüyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-690636085891402382?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/690636085891402382/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=690636085891402382' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/690636085891402382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/690636085891402382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/10/issizlik-guncesi-ii.html' title='İşsizlik Güncesi-II'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-3413398424555815961</id><published>2009-10-18T15:46:00.005+03:00</published><updated>2009-10-18T16:52:11.208+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gubilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal medya'/><title type='text'>Pazar Pazar</title><content type='html'>Bir Pazar öğleden sonrasında, pazaröğledensonrası modunda, kucağımda 5.5 kiloluk bir tekirle oturmuş internet turları atıyorum. Dışarıda aşağı komşum romatizma teyze, apartımanımıza yeni taşınan gay sesli çocukla balkon atışmaları yapıyor. Çocuğa hafiften acıyorum, romatizma teyze çok konuşur; teyzeye hafiften acıyorum, konuşacak birine çok ihtiyacı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hararetli sabah kahvaltımızın üst başlıklarından biri Twitter olduğu için olsa gerek, internet turlarımın ilkini Twitter ve menzilinde atarak başladım. Hiç bir şeyden geri kalmamak ve her bi bok hakkında bilgi sahibi olmak takıntısıyla zamanında Twitter'a girmiş ama bir türlü "düzenli tweetler yayınlayan", ya da "düzenli tweet yayınlayanları takip eden kişi" mertebesine erişememiştim. Aman Allah'ım o da ne? Meğer neler kaçırmışım. Ben kendi küçükÇük dünyamda "friendfeed de friendfeed" diye tuttururken, kıçını sileninden, burnunu karıştıranına, attığı her adımı, yediği her boku sevenleriyle ve/veya halkıyla buluşturan celebrity takımını pas geçmişim. Allah benim belamı vere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Türk düşünürü, Ertuğrul Özkök'den, Twitter profilinde kendini bi0 tarihçi/müzisyen olarak tanımlayan Murat Bardakçı'ya, gittikleri celebritiy partilerinden canlı tweetler yapan gubidik (gubilik değil rica ederim) mankenlerden, über idük Oray Eğin'e kadar herkesler bu ortamda takılıyomuş meğer. Bu meşhur insancıkların, kendileri gibi olabildikleri ve bunu hayran halk kitlelerine gösterdikleri şahane bir ortammış Twitter. O ne sansürsüzlük, o ne samimilik, o ne spontanlıkmış Twitter'da kol gezen. Ben de bu samimiyet dünyasında yerimi almak için ne gerekiyosa yapacağımı işbu bu yazıyla bildiririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada tweet sözcüğünü bilemeyen kör cahiller için hemen tanımlayacı cümle içinde kullanayım: "Halam tweet yapmıyo". İngilizcesi ise şöyle oluyo: "My aunt doesn't tweet".&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-3413398424555815961?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/3413398424555815961/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=3413398424555815961' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3413398424555815961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3413398424555815961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/10/pazar-pazar.html' title='Pazar Pazar'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-1818542119950147961</id><published>2009-10-13T18:24:00.008+03:00</published><updated>2009-10-18T17:28:59.585+03:00</updated><title type='text'>"Ben dün neden kendimi yerlere attım?"...</title><content type='html'>...diye sordu adamın biri bana bugün. Bense avanak avanak yüzüne baktım. "Ben dün neden kendimi yerlere atıp ter ter tepindim, şimdi bunu düşünüyorum" diye devam etti istifini bozmadan. Malesef bir yetişkindim artık ve yabancılarla, hele hele normal gözükmeyen yabancılarla konuşulmaması gerektiğinin fena halde bilincinde, adımlarımı hızlandırarak oradan uzaklaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsiz hayat, insanların, emeklilerin, esnafın, sokak köpeklerinin, garsonların, ev teyzelerinin, dilencilerin, artizanların ve partizanların gün ışığında neye benzediğini, bu kişi ve canlıların günlerini nasıl geçirdiğini bildiğin ve hayretle izlediğin bir hayat. Bugün, bana kendini neden yerlere attığını soran adamın dışında, dükkanının önünü üstüme doğru süpüren adam, yakışıklı olduğunu bildiği için gerine gerine yürüyen adam, o sezon için bir diziye kapağı atamayıp ortada kaldığı için sabahta akşama piyasa bi kafede oturan dizi oyuncusu adam gibi bi sürü karakter çıktı karşıma. Onlarla karşılaşmaktan memnunum kaldım. Tabi eskiden olsa bu adamlarla karşılaşmakla kalmayıp, onlarla sohbet eder ve macera olsun diye onlarla biyerlere giderdim herhalde, ama yaşım şimdilik bu karşılaşmalardan bile heyecanlanmaya müsait. Bakalım işsiz hayat nelere gebe?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-1818542119950147961?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/1818542119950147961/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=1818542119950147961' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1818542119950147961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1818542119950147961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/10/ben-dun-neden-kendimi-yerlere-attm.html' title='&quot;Ben dün neden kendimi yerlere attım?&quot;...'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-6495921123721879744</id><published>2009-10-11T15:52:00.005+03:00</published><updated>2009-10-11T18:35:10.075+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='30&apos;lu yaşlar'/><title type='text'>Yaz'la Gelen</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/StH5qrHE3xI/AAAAAAAAAKE/fqsDYKbRXys/s1600-h/IMG_1114.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391364740461420306" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/StH5qrHE3xI/AAAAAAAAAKE/fqsDYKbRXys/s200/IMG_1114.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Evet aylardır beklediğimiz Yaz Bebek o gece geldi hakkaten. Gelişiyle beraber hayatımızın bir daha asla eskisi gibi olamayacağının da müjdesini getirdi. Pişkin pişkin, büyümeyi reddeder halimize nispet, birer yetişkin olduğumuzu gözümüze sokarak geldi. Onu çok sevmenin yetmeyeceğini, onu korumak ve kollamak zorunda olduğumuzu, bu dünyayı elimizden geldiğince kendisine tanıtmamız gerektiğini hatırlatarak geldi. Ölümlerden ve doğumlardan afallamış ruhlarımıza bundan sonraki on yılın biz otuzlu insanlar için böyle devam edeceğini, bi dahaki on yılda ise artık doğumların bile olmayacağını, sadece ölümlere kalacağımızı fısıldayarak geldi. Ben de ona bu satırlarla hoşgeldin diyorum. Herşey çok güzel olmayabilir Yaz, çünkü burası değişik bi yer, ama ne olursa olsun yanında hep biz olucaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-6495921123721879744?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/6495921123721879744/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=6495921123721879744' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6495921123721879744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6495921123721879744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/10/yazla-gelen.html' title='Yaz&apos;la Gelen'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/StH5qrHE3xI/AAAAAAAAAKE/fqsDYKbRXys/s72-c/IMG_1114.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-5410372209520250349</id><published>2009-10-09T15:59:00.002+03:00</published><updated>2009-10-09T16:03:14.979+03:00</updated><title type='text'>İşsizlik Güncesi</title><content type='html'>İşsizdim. Palamut mevsimiydi. Farmville usulsüz çiftçilik suçundan kapatılıp açılalı 3 gün, Hülya Avşar'a "Türk milliyetçisiyim" dediği bir röportajda "Halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik ettiği" iddiasıyla soruşturma açılalı 15 günden fazla olmuştu. Yurtta alacakaranlık endeksinin tavan yaptığı günlerdi. Ani endeks dalgalanmalından kaynaklanabilecek her türlü absürd, saçma, "çüş lan bu kadar da olmaz" dedirtecek şeye karşı idmanlı ve hazırlıklıydım. İşsiz olabilirdim ama güçsüz değildim. Gücüm yerindeydi maşallah. O sabah hiç açılamaz gibi duran bi kavanozu iki hamlede açmıştım. Bir önceki gün yere düşen bir tokayı ayak parmaklarımla yerden alabilmiştim. Anlayacağınız çeviktim de. Yani hayat beni yenemeyecekti, şaşırtamayacaktı, düşürüp çelme takamayacaktı, önüme takoz koyamayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kusursuz güne gündelik işsizlik takvimimi düzenleyerek başladım. İlk iş bugün doğacak ve aramıza katılacak veletin saat kaç sularında doğmayı planladığını öğrenmekti. Bütün hamileliği boyunca rahatlığı ve sakinliğiyle hepimizi sinir etmiş gizemli anne kişisi telefonda yine sinirbozucu bi sakinlikle "yeaaaa işteeee hastaneyee gidiyoruz, bikaç saate doğaaar belkii" dedi, benim heyecanlı çığlıklarımı yine bozguna uğratarak. Telefonu sinirle kapattım. Derken telefon tekrar acı acı çalmaya başladı, "hayırdır inşallah kim telefonu böyle acı acı çaldırıyor acaba?" diyerek usulca 3Gsi bile olmayan Samsun marka telefonuma uzandım (hayır sonunda g yok). Arayan sevgili kişisiydi. İşte, nasıldım, günümü nasıl geçirecektim, ne gibi planlarım vardı, bugün doğacak çocuklar kimlerdi, Kuruvasan'la buluşacak mıydım vs gibi bir yığın lüzumsuz soruya maruz kalıyordum. Soru sağnağı devam ederken birden gözlerim yanmaya ve yaşarmaya başladı. "Aha sevgiliye içimden lüzumsuz dedim diye oldu" dedim ilk anda, sonra göz yanmaları nefes alamamalara ve öksürük nöbetlerine dönüştü umarsızca ve kekremsi. Son zamanlarda aralıksız House seyrederek yarattığım "araştırmacı teşhis uzmanı" kimliğim, kurşun zehirlenmesi olabilir mi sorusunu getirdi kafama. Bu aralar çok fazla somon sashimi de yememiştim oysa ki, yaşadığım ev evet eskiydi, ama 2. dünya savaşından kalma değildi. Ustalıkla kafamdaki kurşun zehirlenmesi şüphesini giderdikten sonra evin içinde nükleer sızıntı olabileceğini düşenerek duvar diplerini kontrol etmeye başladım. Sızıntı var gibi gözükmüyordu. "Nükleer veyahut kimyasal sızıntı nasıl anlaşılır" diye girip google'a yazasım geldi. Telefonun diğer ucundaki sevgilinin "alo alooo" çırpınışları, bir dalga gibi kulağıma çarpıp sonra umarsızca (pardon umarsızca kullanmıştım az önce) evin boşluğuna yayılıyordu. Sıkıntılıydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ruh hali içinde, nefes alabilmek ve ciğerlerimi rahatlatmak için kendimi balkona attım ve bunun sabahtan beri yaptığım en aptalca iş olduğunu derhal anladım. Nitekim evin tepesinde dolaşan helikopter olsun, dışardan gelen "kahrolsun IMF" sesleri olsun, hepsi gözleri kör, ciğerleri nefessiz kılan bir hava sarmalı içindeydiler. Bu yıkıcı hava, ota boka biber gazı sıkmayı artık bir görev bilen necip Türk Polisi'nin değerli eseri olmalıydı. Ve evet gerçekten de öyleydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir işsiz sabahta, evimde otururken biber gazı yemiş ve öksürük nöbetine girmiştim. Ülke sınırları içinde bu da olmuştu, bunu da yaşamıştım. Bunları hazmetmeye çalışırken ben, protestoların ana hedefi olan IMF toplantılarının yapıldığı mekanlarda IMF sakinleri çatır çatır Youtube'a girmekteydiler. Hangi birine nasıl gülmek lazımdı bilemiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün, biber gazından yoğun bir şekilde etkilenmiş (yatak döşek kıvamında), o gün için planlanan buluşmaların hiçbirine gidilememiş (robocop polisler evden bütün çıkışları abluka altına aldıkları için)ve işsizlik keyfi saçmalık ızdırabına dönüşmüş bir halde bitmeye yüz tutarken bu kez acı tatlı çalan bir telefonla beraber 9 aydır beklenen haber geldi. Gizemli anne kişisinin sancıları başlamıştı, Yaz geliyordu, yoldaydı! Aylardır kapı arkalarında fısıltıyla konuşulan, akılları kurcalayan soru nihayet cevabını bulacaktı: "Ekim'de gelen Yaz olur muydu? Evden çıkıp istikameti Amerikan Hastanesi'ne doğrulttum. Bakalım ilerleyen saatler daha ne gibi absürdlüklere gebeydi. "İşsiz hayat pek heyecanlıymış" diye düşünerek doblo taksinin içinde gecenin derinliklerine doğru kayboldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki bölümde: Yaz gerçekten geldi mi, geldiyse nası geldi? Gelince ilk neler söyledi? Stay tuned...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-5410372209520250349?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/5410372209520250349/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=5410372209520250349' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5410372209520250349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5410372209520250349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/10/issizlik-guncesi_09.html' title='İşsizlik Güncesi'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-3073271948469586552</id><published>2009-09-09T11:55:00.012+03:00</published><updated>2009-09-21T12:13:52.753+03:00</updated><title type='text'>Tatil Günlüğü 5-6</title><content type='html'>Allah'u Teala'nın kafamızdan aşağı kova kova kova su döktüğü şu günlerde, tatil günlüklerimize hafif bir buruklukla devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5&amp;amp;6. Günler-5.gün'ün sabahında ponza taşından yapılmış 2 metrekarelik odamızda kıçımızda buzul parçacıklarıyla uyanıyoruz. Meğer bu taş çok serin tutarmış. Kaldığımız yerin Şirinler köyüne benzediğini sabah kalkınca farkediyorum. Ortama uygun olarak zıplaya zıplaya kahvaltıya gidiyoruz, karnımızı artık alışkanlık olduğu üzere tıkabasa doyurunca nereye gideceğimiz sorunsalı üstünde kafa yormaya başlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili kişisi, yatağı, bacaklarını dizlerine çekmeden yatabileceği büyüklükte olan bir yerde kalmak istediğini net olarak ifade edince orayı da terkeyleyip, güneye doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Yol üstünde Göcek'i ikimizin de görmediği ortaya çıkıyor, ben yolda giderken Sevgili'nin telefonunu kurcalama oyunu oynuyorum, o esnada şahsımın telefona isim ve soyadıyla kaydedildiğini görünce, kızıp kaydı cort diye siliyorum. Bu korkunç hareketimin karşısında sevgili dediğin tek dişi kalmış canavar bağırmaya başlıyor, neymiş dijital kodu ihlal etmişim. Hem suçlu, hem güçlü böyle bir şey olsa gerek diyerek küsüyorum. Göcek'e küskün giriyorum, zaten hava binüçyüz derece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göcek'i görünce Vahdettin geliyor aklıma. Özlemini duyduğu İngiliz mandasının Göcek'te vücuda geldiğini görseydi çok sevinirdi. İngiliz egemenliği altında, pis denizli bir tekne cenneti olan Göcek'te denize girebilmek için birkaç km ötedeki belediye plajına gidiyoruz. Neyse ki burda sadece 3 liraya sahile girme hakkı kazanıyoruz. Ertesi gün tekneyle çıkacağımız için çok da bokunu çıkarmadan sadece bir-iki kere denize giriyoruz. Deniz, küslükleri, binüçyüz derece sıcağı ve Göcek'in yapaylığını yok ediveriyor. Hücrelerimize tekrar keyif yüklenmiş olarak Göcek'te kalacağımız otele dönüyoruz. Her türlü medeni ihtiyaca hizmet etmek için dizayn edilmiş bir kasaba olan Göcek, Sevgili'ye saç sakal traşı, bana da Bördübet'de su alarak pörtlemiş telefonumun tamiri fırsatlarını sunuyor. Fırsatları geri tepmeyip, üzerine de kallavi bir yemek yiyip, günü bitiriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. günün sabahında, gece iyi uyuyamamamın bir sonucu olarak biraz geç uyanıyorum ve uyandırıyorum. Bu da, kahvaltıyı kaçırdığımız için on kırbaç ve açılacağımız teknenin sahiplerinin "nerde kaldı yahu bunlar" demeleri anlamına geliyor. Bu suçun, yatmadan önce"Saat kurmayalım kendimiz kalkalım" demiş olduğumdan, kaçınılmaz zanlısı olduğum için neyse cezam çekiyorum çaresiz. Somurtuk bir kahvaltıdan sonra İngiliz mandasının sahip olduğu bakkallardan birine domuzlu sandöviç yaptırıp, tekneye koşuşuyoruz telaşla. Pis Göcek limanından ayrılır ayrılmaz karşımıza Savarona çıkıyor. Ben Japon turist gibi resim çekmekten alamıyorum kendimi. Aynı anda deniz üstünde olunca yoldaşmışız filan gibi hissediyorum herhalde Savarona'yla. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SrZQWDYFDUI/AAAAAAAAAJo/Z9Mx5BwcHyM/s1600-h/IMG_0798.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383578744361651522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SrZQWDYFDUI/AAAAAAAAAJo/Z9Mx5BwcHyM/s320/IMG_0798.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tekne üzerinde keyfimiz felaket yerine geliyor. Şen şakrak takılıyoruz. İngiliz koloni gemileriyle yarışıyoruz, koylarda cupur cupur yüzüyoruz, bir girdiğimiz sudan 1.5 saat çıkmayıp 18'den bir gün bile büyük gözükmeyen tekne sahibi! çocuğun fena bakışlarına maruz kalıyoruz. Sevilen dost "deniz sonrası birası" ile bol bol öpüşüp koklaşıyoruz. Koylar koyları kovalıyor. Balıklar suyun üstünde uçuşuyor, hayat güzelleştikçe güzelleşiyor. Ne bugünün ne de tatlı hayatın bitmesini istiyorum. Lakin kahpe zaman yine uçup gidiyor ve dönüş vakti geliyor. Akşamüstü alacasında, hafif ürpere ürpere pis Göcek limanına geri dönüyoruz. Önümüz yol, vaktimiz dar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bir gelenek haline gelmiş olan ıslak ve tuzlu havluları arabanın arkasına yayma aktivitesinden hemen sonra yola çıkıyoruz. Hedef, eğer becerebilirsek Kabak Koyu. Yaklaşık bir saatlik bir yolculuk sonunda Ölüdeniz'e geldiğimizde "hadi bi deneyelim bakalım" diyerek, içinden Kabak Koyu'ne ulaşımın sağlandığı tepelerdeki Faralya Köyü'ne doğru direksiyonu kırıyoruz. Bu hareketin bize insan aklının alamayacağı güzellikte görüntüleri vadettiğinden habersiz köye doğru tırmanmaya başlıyoruz. Sadece bir-iki kilometre sonra sağıma doğru dönünce, "Haassikktiir!!" demekten alamıyorum kendimi, zira artık kelimelerin bittiği sadece küfürün kabul gördüğü yerdeyiz. Yunanlıların, onca adaya rağmen, niye hala akıllarının Anadolu'da olduğunu işte o anda anlıyorum. Bulunduğumuz nokta hiç tartışmasız dünyanın en güzel yeri. Manyak bir güneş batışı, psikodelik kayalar, mavi demenin yavan kalacağı renkte bir deniz... çaresiz yine biraya sarılıyoruz. Bu kadar güzelliği kaldırmak hakikatten zor. O çaresizlikte, küfrede küfrede Faralya Köyü'ne varıyoruz. Bu arada hava kararmış, kayalar ürkünçleşmiş ve yol tamamen toprak ve çakıla dönüşmüş olduğu için küfürler orgazmik olmaktan çıkıp gerçekleri yansıtmaya başlıyor yavaş yavaş. Ama keyiflerde bir eksilme yok. "Dönsek mi?", "sıçtık!", "bu ne yaa!?!" nidalarına rağmen Faralya köyüne avdet ediyoruz sonunda. Orda bizi enteresan bir business karşılıyor: Kabak Koyu'na adam götürme...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Kabak Koyu'na adam götürme' bayağı komplex bir iş modeli aslında. Gaz lambası altında çalışan bir bakkal, gelen arabaların parkedildiği bir otopark alanı, aşağı adam taşıyan pick-up filosu ve gelenlere, sorulan sorulara yanıt vermek suretiyle rehberlik hizmeti veren bir takım insanlardan oluşuyor. Tüm bunlar, dağın tepesinde, hiçliğin ve zifiri karanlığın ortasında toplaşmışlar, turistlerin gelmesini bekliyorlar. Karanlıkta karşımıza ilk çıkan kişiye sorularımızı sıralıyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"aşağı kaça indiriyosunuz?"&lt;br /&gt;"otuz lira abi"&lt;br /&gt;"hadi ya pahalıymış, araba iner mi oraya?"&lt;br /&gt;"inmez abi, arabayı buraya parkedin biz 24 saat burdayız"&lt;br /&gt;"peki, aşağıda tuvaletli ağaç ev var mı? "&lt;br /&gt;"bi Turan var, bi Mete var abi, ama Turan'ın zaten iki odası duşlu tuvaletli, onlar da bu gün öğleden sonra gelen iki aileyle doldu abi, size Mete'yi ayarlarız."&lt;br /&gt;"Mete'nin numarası kaç"&lt;br /&gt;"0252... abi, ben arayayım mı, siz mi ararsınız?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mete'yi arayıp 5 dakika sonra gelmek üzere rezervasyonumuzu yaptırıyoruz. Arabada pek çabuk ufak bi çanta aranjmanı yapıp, birer sırt çantasına sığmış olarak pick-up'a atlıyoruz. Pick-up'a bindikten kısa bir süre sonra ne bok yediğimizi anlıyoruz. Pick-up yuvarlanarak denize doğru düşüyor. Uzun bir düşüşten ve korku içinde getirilmiş bir kelime-i şehadetten sonra Kabak Koyu'na varıyoruz. Bir zifirden başka bir zifire gelmişiz meğer. Fakat Mete Camping bizi çok sıcak karşılıyor. Karanlığın içinde bir misafirperverlik hüzmesiyle çevriliyor etrafımız. Heyecanla duşlu/tuvaletli ağaç evimize doğru gidiyoruz ve cibinlikli yatağı görür görmez, içine atlayıp 7. güne uzanan yorgun bir uykuya dalıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-3073271948469586552?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/3073271948469586552/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=3073271948469586552' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3073271948469586552'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3073271948469586552'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/09/tatil-gunlugu-5-6.html' title='Tatil Günlüğü 5-6'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SrZQWDYFDUI/AAAAAAAAAJo/Z9Mx5BwcHyM/s72-c/IMG_0798.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-4891159603174670411</id><published>2009-09-05T17:09:00.012+03:00</published><updated>2009-09-07T22:37:32.474+03:00</updated><title type='text'>Tatil Günlüğü IV</title><content type='html'>4. Gün- 3 günün sonunda bünyelerimiz tatilin ritmine alışmış olmalı ki, 4. günün sabahında keyifle uyandık ve netbooklarımızı bile odada bırakarak dünün özensizi bugünün sevimlisi otelimizde kahvaltıya indik. Otelin sahibi olan amcayla neşeli konuşmalar yaptık. Komik ve beylik konuşan amca bize nefis balının sırrını anlattı. Balın 3 tane sağımı olurmuş. En makbulu 3. sağımıymış. Bu bal işte o 3. sağımdanmış. Adının, otelin girişinde yere çakıl harflerle kazınmış olmasından ötürü, Şükrü olduğunu düşündüğümüz komik amca, 3. sağımı kastederek "adı ne" diye soran Kerem'e " Bal" yanıtı verince Kerem'le birbirimize bakarak gevrek gevrek güldük. Kahvaltının bitiminde oraya mı gitsek buraya mı gitsek diye düşünürken, Kerem bugünün bana ait olduğu müjdesini bahşetti. Yani ben nereye istersem oraya gidecektik, böylece rotamız benim haftalardır ismini sayıkladığım Bördübet'e çevrilmiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Gitmek istediğimiz yerleri paylaştığımız nazik insanların bok attığı yerlerden biriydi Bördübet. "Bi bok yok, yolu kötü, oraya karadan gidilmez" gibi coşku arttıran yorumların beynimizde yaptığı hasara rağmen oraya gitme kararı aldık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bördübet yolu bize bambaşka bir flora sunuyor. Ağaçlar şimdiye kadar gördüklerimizden biraz daha bodur ama daha sık. Bu defa ormanın parçası oluyoruz, kah incir kokusu giriyor ciğerlerimize, kah kekik. Bol çakıllı, pek yokuş bir yoldan ilereyerek Bördübet'deki konaklama mekanımız olan Amazon Club'a varıyoruz. İnternetteki incelememizden odaların küçük olduğunu önceden bilmemize rağmen bizzat gözlerimizle görünce yine de hafif çapta şaşırıyoruz doğrusu. Odadan kendimizi atıp hemen denize koşmaya karar veriyoruz. Amazon denize açılan bir dere kenarında olduğu için, &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqTqseP4cbI/AAAAAAAAAJQ/pyRgCG-8J2c/s1600-h/IMG_0657.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378681904742035890" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 175px; CURSOR: hand; HEIGHT: 132px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqTqseP4cbI/AAAAAAAAAJQ/pyRgCG-8J2c/s320/IMG_0657.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;adet olduğu üzere ve de eksik &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377998948269964594" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 120px; CURSOR: hand; HEIGHT: 131px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqJ9jLIOPTI/AAAAAAAAAJI/GPTCMwVCSXQ/s320/IMG_0724.JPG" border="0" /&gt;kalmamak amacıyla denize kanoyla gidiyoruz. Sonuç çantanın içinin sırılsıklam olması ve bozuk bir cep telefonu. Dereyle beraber denize dökülürken manzaranın dehşet güzel ve bir o kadar da büyülü ama derenin getirdiği alüvyonlardan olsa gerek denizin biraz bulanık olduğunu görüyoruz. Kerem "ah ah Çiftlik" diye iç geçirip duruyor. "Yuh" diyorum içimden, karşılaştığımız şahanelikleri hiyerarşik olarak sıralamadan duramıyoruz resmen. Akşam üzeri sıcak poğaça ve çay servisi yapılıyor. Orgazmik sesler çıkararak onları da mideye atıyoruz. Güneş batmadan az önce kanoyla geri dönüşe başlıyoruz. Akşamüzeri ışığı ve benim kürek sallamayı Kerem'e bırakmam yolculuğu gayet keyifli bir hale sokuyor. Fondaki sessizlik üstüne serpiştirilmiş böcek vızıltıları, ve kuş cıvırtıları, suda usul usul ilerleyen kanomuzun sudaki fısıltısı, bunların hepsi poğaça ve çayda yaşadığımız orgazmı solda sıfıra indiriyor. Durgun suda sessiz bir huzurla ilerliyoruz.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqTxjlCazCI/AAAAAAAAAJY/dZzB4IWBbFI/s1600-h/IMG_0712.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378689448527186978" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 190px; CURSOR: hand; HEIGHT: 145px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqTxjlCazCI/AAAAAAAAAJY/dZzB4IWBbFI/s320/IMG_0712.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqTyMWubHgI/AAAAAAAAAJg/B0sY_KFcGv0/s1600-h/IMG_0702.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378690149059862018" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 148px; CURSOR: hand; HEIGHT: 145px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqTyMWubHgI/AAAAAAAAAJg/B0sY_KFcGv0/s320/IMG_0702.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Odamıza varınca saydam bir kurbağayla beraber duşa giriyorum. Kurbağa duştan çok memnun kaldığını gösteren sesler çıkarıyor. Gözüne sabun kaçmamasına özen gösteriyorum. Akşam yemeğini gündüz rastladığımız, Kerem'in üniversiteden arkadaşı ve onun şeker eşiyle beraber yiyoruz. Ben, üniversiteden arkadaşın gayet sevdiğim İhtiyaç Molası adlı grubun basçısı olduğunu öğrenince, "severek takip ediyorum" dediğim için akşamın geri kalan kısmında alay konusu oluyorum doğal olarak. Güzel bir gün ve güzel bir akşam yavaş yavaş sona eriyor. Yarın daha da güney sular bizi bekler, ufaktan odalara çekiliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-4891159603174670411?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/4891159603174670411/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=4891159603174670411' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4891159603174670411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4891159603174670411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/09/tatil-gunlugu-iv.html' title='Tatil Günlüğü IV'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqTqseP4cbI/AAAAAAAAAJQ/pyRgCG-8J2c/s72-c/IMG_0657.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-6532857340649119526</id><published>2009-09-05T12:06:00.007+03:00</published><updated>2009-09-05T12:37:46.715+03:00</updated><title type='text'>Tatil Günlüğü III</title><content type='html'>III.Gün- Sabah mutlu olmayı beceremeyen tarafımdan kalkıyorum. Uyanınca bişey oluyor tam hatırlayamadığım ve sinir oluyorum. Yine kolumuzun altına sıkıştırdığımız netbooklarımız, sabah huysuzluğuyla saat 10'da sona erecek olan, 10'dan sonra gelenlerin kırbaçlanacağı kahvaltıya doğru yuvarlanıyoruz merdivenlerden. Bu kahvaltıda dünkine ilave olarak karpuz var, bi de balı nefis. Nefis balından ekmek topları yapıp yuvarlıyoruz mideye. Sevgili kişisi şaklabanlık yaparak beni güldürmeyi başarıyor neyse ki. Kahvaltıyı terkedip yola çıkarken kulağımıza garson çoçuğun söylediğini küpe yapıyoruz. Buranın en güzel denizi Çiftlik demişti. Biz de tıngır mıngır Çiftlik'e doğru yollanıyoruz. Vahşi doğayı yararak fışkıran denizle tekrar karşılaşınca kıpır kıpır oluyor içimiz. Çiftlik iki restoran, iki otel ve sit alanı olmasına rağmen çarkı ters döndürüp imar iznini kapmış eski bir sitenin yağmasında nefis bir koy. Ramazan ıssızlığı ortasında iki- üç İngiliz turist ve de harıl hurul yağlanıp güneşin altında anlam veremediğim bir şekilde yatan, milletini bilemediğim 3 zenci gay çocuk var sadece, bir-iki de yerli velet. Veletlerden uzakta bir yerde mevzilenip denize atıyoruz kendimizi. Deniz gerçekten mükemmel. Sonra biralı patatesli gerçek tatil başlıyor. Patates kesmiyor, kalamar geliyor. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqIq2ZOQGII/AAAAAAAAAI4/aRq_BmxLjrQ/s1600-h/IMG_0580.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377908019005757570" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqIq2ZOQGII/AAAAAAAAAI4/aRq_BmxLjrQ/s320/IMG_0580.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir-iki denize girip, biraz da demir atmış gavur teknelerini kıskanıp çeyrekten memleketim sayılabilecek Söğüt'e doğru tekrar yola koyuluyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Söğüt'e inen yolda, ananemin babası Söğüt'ün karşı kıyısındaki Rodos'ta evlenip çocuk sahibi de olunca, onları okutmak için tarlasını satmaya karar verip döndüğü köyünde aniden öldüğünde, hakkı olan toprakları hacılayan, sonra ananemle kardeşi büyük dayım Söğüt'e dönüp “yahu babamızın toprakları” diye ağızlarını açtıkları anda onları da yaka paçan köyden kovan bütün uzaktan akrabalara miras davası açasım geliyor. Bu manyak güzelliğin bana ait olabilmesi ihtimali başımı döndürüyor, o hırsla annemi arıyorum. Annem dağın sağ tarafının olduğu gibi, efenime söyleyeyim deniz tarafının da büyük kısmının vs filan esasen ananemle dayıma ait olduğunu söyleyince, iyice bir delleniyorum. Ama annem benim gibi paragöz olmadığı için olsa gerek, “sen büyük dedene bi fatiha oku çocuğum, bunları düşünme, bizim malda gözümüz yok” gibi erdem ve bilgelik dolu laflar sarfediyor. E biraz utanır gibi oluyorum. Fatiha bilmediğim için sevgiliye okutmaya çalışyorum, o da “Fatiha bilmiyo musun kızııım, ohaaa” filan diyerek beni aşağılıyor. Ben de ona süphanekeyi ve kuluvallahı bildiğimi söylüyorum. İnanmıyor, ben de okuyorum yüksek sesle. O da, içinde bulunduğumuz sidik yarışı kaidelerine uygun bir şekilde, kendi dua bilgisini ispat etmek amacıyla Fatiha'yı okuyuveriyor bir çırpıda. Böylece büyük dedeciğimin köyünde, mezarının civarlarından geçerken Fatiha okumuş oluyoruz. Buna da şükür diyerek, insanoğlunun içindeki “gitme” dürtüsünü düşünüyorum biraz. Büyük büyük dedem Musa Musaoğlu, Söğüt köyündeki kendi halinde, güvenli hayatını bırakıp, dalgalı denizleri aşıp Rodos'a gitmiş. Sonra Rodos'ta da duramamış, “ben yine bir gideyim” diyerek karşı kıyıya geri dönmüş. Acaba köyünde öldükten sonra karısına nasıl haber salınmış, karısı Şükriye Musaoğlu kaç gün, hafta ya da ay boyunca gözü yaşlı beklemek zorunda kalmış, kim bilir. Bütün bu zorluklara, olanaksızlıklara, iletişimsizliklere rağmen insanlar yine gitmekten alıkoyamamış kendilerini. İçim bi garip oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Söğüt'de Oğuz Türkleri yaşıyor. Herkes gayet çekik ve esmer. Nerdeyse biraz Nepalliler gibi. Onun dışında çok uyanık tipler olmadıkları belli çünkü bir iki restoran ve iskelenin dışında bir numara yok. Söğüt'ü geride bırakıp Bozburun'a ilerliyoruz, o da Söğüt'ün biraz daha uyanık hali çıkıyor. Hafif bir şehir planlamacılığına bile maruz kalmış. Park, kültür merkezi filan gibi gereksiz ve atıl oluşumlar var. Bozburun'u da şöyle bir turlayıp Selimiye'ye geçiyoruz. Selimiye daha uyanık çıkıyor. Butik butik tesisleri, tikitoş lokantaları ve peyzajıyla ne yalan söyleyeyim bizim de hoşumuza gidiyor. Her yerde ismini gördüğümüz Sardunya'ya uğruyoruz son bir denize girmek ve yemek yemek için ancak buranın da yöredeki pek çok yer gibi tekne dostu olayım derken karadan gelen turistleri rencide ettiğini görüyoruz. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqIsuCf0AYI/AAAAAAAAAJA/Q4dUdCRlpt4/s1600-h/IMG_0618.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377910074489700738" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqIsuCf0AYI/AAAAAAAAAJA/Q4dUdCRlpt4/s320/IMG_0618.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sardunya'nın önü bir tekne otoparkı olmuş adeta ve oturup yemek yerken afili teknelerden başka bir şey görmek imkansız. Bir yerimiz şişer korkusuyla ordan ayrılıp Palmetto adında başka bir lokanta buluyoruz. Burası dingin bir yer, öyle ki içerde reiki filan yapılıyor, o derece... Fakat hakkını vermek gerek, hakikatten huzurlu bir yer yaratmışlar. Hele akşam üzeri daha da bir huzurlu olmuş. Bu huzur hezeyanı içinde denize giriyoruz, uçan balıkları seyrediyoruz, ben sevgiliyi denize itip, huzurunu bozduğum için bana küsüyor filan. Akşam yemeğinde güzel bir lağos indiriyoruz mideye, balığın 100 lira olması kalbimizi kırıyor biraz ama kendi salaklığımız olduğu için çok umursamamaya çalışıyoruz. Sonra birden bir betlik geliyor üstümüze ama nerden geliyor bilmiyorum. Belki çok fazla güzellik gördüğümüz için bünye kabul etmiyor, belki de alkolle ittifak yapan mütemadiyen tıkındığımız yemekler çarpıyor. Bize ne olduğunu tam olarak anlayamamış bir şekilde apar topar otele dönüp, 4.güne uyanmak üzere yatağa devriliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-6532857340649119526?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/6532857340649119526/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=6532857340649119526' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6532857340649119526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6532857340649119526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/09/tatil-gunlugu-iii.html' title='Tatil Günlüğü III'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/SqIq2ZOQGII/AAAAAAAAAI4/aRq_BmxLjrQ/s72-c/IMG_0580.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-6350958500721675976</id><published>2009-09-02T23:04:00.003+03:00</published><updated>2009-09-05T11:15:25.364+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutluluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yol'/><title type='text'>Tatil Günlüğü II</title><content type='html'>II.Gün- Tatilin 2. gününde haliyle Foça'da uyanıyoruz. Maceracı ruhumuza uygun şekilde, netbooklarımızı kolumuzun altına sıkıştırarak kahvaltıya iniyoruz. O tanıdık, bildik, sevip özlediğimiz 2 hıyarlı, 3 zeytinli, 2 domates ve bir parça peynirli Türk usulü kahvaltının bizi beklediğini görüp için için seviniyorum. Kahvaltıdan ve netbooklarımızda nereye gideceğimizi biraz araştırdıktan sonra Alaçatı'dan nasibini fazlasıyla almış insanlar olarak beach club'lardan uzak durma yemini ederek mütevazı sahillerin arayışına çıkıyoruz. Tam istediğimiz gibi, beachclublaştıramadıklarından olduğunu düşündüğümüz bir plaj bulup dalıyoruz, etrafta yine Ramazan'a rağmen kuru köftelerini getirmeyi ihmal etmemiş piknikçiler var. Lakin bu halk plajında bile düdüklenmekten kurtulamıyoruz. Sahildeki çay bahçesinin içinden yağız bi genç çıkıp " yalnız araç başına 15 lira ücret alıyoruz" çekiyor. Bu “yalnız”la başlayan cümlelerin hastasıyım.Sanki sana önceden söylenmesine rağmen sen sallamamışsın ya da dinlememişsin gibi bir duruş taşıyor hepsi. Bunu da ayrı bir yazı konusu yapmayı not edip tekrar günümüze dönelim. Oranın beach club olmamasının verdiği sevinçle hiç düşünmeden 15 lirayı sayıyoruz yağız gencin eline. Ne de olsa o özlemini duyduğumuz halk plajı salaşlığını yaşatacak bir yer bulmuşuz, 15 liranın lafı mı olur? Bu ikilemin üzerinde çok durmayıp devam ediyoruz. Fakat bana yine de biraz gaz yapıyor sanki, azıcık huysuzlanmaya çalışıyorum, "bu ne yaa, allahın plajı, içinde yemek bile yok" filan diycek oluyorum, yine azarı işitip oturuyorum aşağı, ne de olsa mutlu olmayı beceremeyen bir huysuz virjinyayım. Deniz güzel, dubalara gidip geliyoruz, spor yaptığımızı sanıp seviniyoruz. Arada sevgilinin “eee 15 liraya bize bi kola ikram edersin artık” demiş olması sonucu kazandığımız kolayı içiyoruz. Burayı sevdiğimizi de söylemem lazım, para kısmını unuttuğun zaman gerçekten çocukluğumuzda sıkça karşımıza çıkan ama artık tehlike altında olan türlerden biri olan halk plajının başarılı örneklerinden. Fakat yol bizi beklemekte, orayı bırakıp yola koyuluyoruz. Bu arada harita almaya karar verip başarılı olamayınca ortaokullu talebeler için hazırlanmış bir coğrafya atlası alıyoruz. Ortaokullular için üzülüyorum biraz. Bizim zamanımızda atlas çok daha karizmatik bir şeydi. Kırmızı kapağı filan vardı. Foça'yı geride bırakıp Marmaris'e doğru koyuluyoruz, oralarda gidilmemiş, güzel yerler var biliyoruz. Bozburun, Selimiye, Bördübet vs. Aydın Çine'de verilmiş bir köfte molasında, köftecinin kız arkadaşının köfteciye hediye ettiği sibirya kurdunu görüp sinirleniyorum. Kurtçuk ağaca bağlı, köfteciyle kız arkadaşı da köpekten uzakta yemeklerini yiyorlar. Nişanlının ne kadar denyo olduğunu düşünüyorum böyle bir hediye aldığı için. Düşündüğümü dile getirince, hop bir sarı kart daha yiyorum. Yine biri hakkında negatif bişey dedim, oysa belki nişanlı dünyanın en bilinçli hayvansever insanı. Köftecide lafı fazla uzatmayıp tekrar arabaya doluşuyoruz. Eve temizliğe gelen teyze bir sene önce bir torba içinde duran bütün CD'lerimi çöp sanıp attığı için, yol için aldığım bir Fikret Kızılok, bir de Yeni Türkü CD'si hiç durmadan dönüyor arabada. Marmaris'e akşam 8.30 civarı, güzel gözlerinin meyhanesinde giriyoruz. Bozburun'a ulaşmaya çalışıyoruz bir yandan. Ulu ulu iğne yapraklı ağaçlar ve vahşi dağların arasından, kekik ve çam kokularının karışımında hafif bir baş dönmesi. “Mutluluk mu acaba?” diye sormadan edemiyor insan. Gecenin karanlığında yanımızda ara sıra beliren denizle beraber tepelerden bayırlardan aşağı vuruyoruz kendimizi. Derken Orhaniye gözüküyor. Yorgunluk galip gelince, burda durma kararı alıyoruz. Bozburun daha 30 km ve bir kaç tepe ve uçurum ötede. Deniz kenarında iddiasız ve özensiz bir otele yerleşiyoruz. Yarın Bozburun, Selimiye ve büyük dedemin ninem uğruna terkettiği memleketi Söğüt var görmek istediğimiz. Üçüncü günün gebe olduğu muhtemel güzelliklerin getirdiği keyifle uykuya dalıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-6350958500721675976?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/6350958500721675976/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=6350958500721675976' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6350958500721675976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6350958500721675976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/09/tatil-gunlugu-ii.html' title='Tatil Günlüğü II'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-5894891112992826997</id><published>2009-09-02T18:46:00.005+03:00</published><updated>2009-09-02T22:31:20.567+03:00</updated><title type='text'>Tatil Günlüğü</title><content type='html'>Bundan tam beş gün önce, aklımda facebook çiftliğime ektiğim çilekler, arkamda bana aylardır azap çektiren hastalıklar silsilesi, ayağımda Birkenstock olmadıkları için bi türlü içime sinmeyen parmak arası terliklerim, yanımda kafasında benim dışımda herşey olan sevgili olmak suretiyle "ya allah bismillah" diyerek tatile çıktım. Sosyal ağlar sayesinde bütün bir yaz boyunca çeşitli insanların ne kadar müthiş tatiller geçirdiklerini, tatilin ne kadar mutluluk verici birşey olduğunu ezberledim durdum, dolayısıyla tek bir şeye odaklanmış vaziyetteyim: Tatil müthiş geçmeli ve çok mutlu olmalıyım. Sıçtık, zira öyle zort deyince mutlu olabilen biri değilim. Bulunduğum yeri önce bi yabancılarım, sonra alıştığımda ise bırakmak istemem filan falan. Hele bizimki gibi yüreğinin götürdüğü yere git tarzında tatillerde bu ikilem iyice ortaya çıkıyo bende. Yine de "allah herkese mübarek ramazan ayında tatil yapmayı nasip eylesin, amin" demek isterim, çünkü her yer huzurlu bir ıssızlık içinde ve her müessese daha sen sormadan indirim yapıyo. Gelelim duraklarımıza. Konsepti "yanına harita bile almadan çık, nereye gideceğine yolda karar ver, aynı yerde bir günden fazla kalan toptur" olan tatilimiz dediğim gibi bundan tam 5 gün önce başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. gün- Bir gün önce içilen alkol ve yaş ilerledikçe artan yola çıkma endişesinin bileşimiyle az uyunmuş, dolayısıyla huysuzluk had safhada. Kediler üç kere öpüldükten sonra sevgiliyi evinden almak için yola çıkıyorum. Evinin önüne gelince aşağı inen sevgilide öyle büyük bir sevgi patlaması ya da aşk fırtınası hissetmediğim için ekstra sinir oluyorum, zaten uykusuzluk yeterince sinir bozucu. Karşılıklı, isteksiz isteksiz "nereye gitsek acaba" filan deyip, ilk hedefin Topçular feribotu olduğuna karar veriyoruz, ondan sonrası allah kerim. Yaklaşık 6 saatlik bir yolculuktan ve çirkin Ulusoy tesislerinde verilen bir moladan sonra yavaş yavaş İzmir'e varırken hadi Foça'ya gidelim diyoruz ve Menemen yoluna doğru sapıyoruz. Konseptin bir parçası da daha önceden görmediğimiz ya da onbin yıl önce görmüş olup artık hatırlamadığımız yerlere gitmek olduğu için Foça kulağa hoş geliyor. Foça'ya girince gayet turist unfriendly ancak bir o kadar da yazlıkçı friendly bir yer olduğunu görüp şaşırıyoruz. Çok az otel/pansiyon var, olanlar dandik ve pahalı ama Foça yine de şeker ve kendi halinde bir yer. Uzun arayışlar sonunda bulduğumuz otelin sahibi Foça'da haftasonu yer bulmanın çok zor olduğunu söylüyor. İzmirli'ler kaybettikleri Çeşme'nin ardından Foça'yı pek bırakmayacağa benziyorlar. Ramazan olduğu halde ne çok rakı içen olduğunu görüp seviniyorum. Ne kadar çok zındık o kadar köfte bana göre. Sevgili insanı ise bu sevincimi duyunca hemen bana kızıyo, kendisi politik doğrucu (politically correct) olduğu için benden daha iyisini beklediğini söylüyo, daha iyisi derken inanca saygı, farklılıları kabul etmek filan gibi bi yığın ıvır zıvır. Bense tatildeyim ve sadece kendim gibileri kabul etme modundayım. Foça'da akşam yemeği arayışlarımız sürerken beleş lokma dağıtan Pehlivanoğulları marketini görüp ordan lokma alıyoruz hemen. Lokmacı bey, lokmasının ramazan hayrı olduğunu söylüyo. Beleş diil hayırmış yani. Sevdiğimiz bir meyhanede her yer rezerve olduğu için yer bulamıyoruz ve 1.5 saatlik bir arayıştan sonra, gözümüze kestirdiğimiz başka bir yere oturuveriyoruz, pardon otuğuotuğuveriyoruz. Sonra oturduğumuz yerdeki tek yabancı insanlar olduğumuzu herkesin birbirini öpmesinden ve bir müşterinin elleriyle garsona midye dolma yedirmesinden anlıyoruz. İstediğimiz şeyleri gidip satıldıkları dükkandan almamız gerektiğini de başka bir hayret dalgasında öğreniyoruz. Sevgili insanı gidip yemek istediğimiz balığı halden satın alıyor mesela. Garson gidip bakkaldan siparişini verdiğimiz yoğurdu alıyor ve imece usuluyla bir akşam yemeğini kotarıyoruz. Nitekim Foça şirin bir yer. İkinci günde buluşmak üzere diyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-5894891112992826997?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/5894891112992826997/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=5894891112992826997' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5894891112992826997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5894891112992826997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/09/tatil-gunlugu.html' title='Tatil Günlüğü'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-9185920429319065133</id><published>2009-08-08T16:59:00.004+03:00</published><updated>2009-08-09T13:18:27.487+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kral TV'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><title type='text'>Hastalık Sayıklamaları</title><content type='html'>Geçtiğimiz hafta beni iki seksen yere seren bir bronşit hastalığından muzdarip tam bir hafta hiç durmadan yattım, aslında hala da yatmaktayım. Bu tip hastalık hallerinde “ay yaşasın kitap okurum” diye seviniyorum ilk, sanki sağlıklı halimle okuyorum gibi, sonra televizyonun ve internetin o sıcak, beni olduğum gibi kabul eden kollarına bırakıyorum kendimi. Neyse ki bu hastalık sırasında yapmayı en sevdiğim başka birşeyi yapma fırsatı buldum bolcana; doya doya, kana kana &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sn3G5JHt5_I/AAAAAAAAAIk/_RNE1wj4dzI/s1600-h/bulent.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367665015898630130" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 104px; CURSOR: hand; HEIGHT: 104px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sn3G5JHt5_I/AAAAAAAAAIk/_RNE1wj4dzI/s320/bulent.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kral TV seyrettim. Öyle güzel bişey ki bu, keşke ben de her Türk erkeği gibi askere gidebilsem ve sadece Kral TV'nin açık olduğu o kutsal ortamın havasını soluyabilsem dedirtiyor bana. Neyse Kral'da herşey bıraktığım gibiydi. Bu beni sevindirdi. VJ Bülent filan da yerli yerinde, Top Ten'in ilk basamaklarını hep tanıdık yüzler işgal etmiş. Sertab olsun, Sibel Can olsun, Kenan olsun hepsi sağolsunlar kırmamışlar bu yaz albüm yapmışlar ve her biri yememiş içmemiş listelerde üst sıralara yükselmiş. Gerçi Kral TV, kiçlikte (aka kitschlikte) Flash TV'nin ister istemez gerisinde kalmış ama, olsun o bir klasik. Neyse hipnotize olmuş bi halde, Kral'a bakarken, karşıma ilk olarak Gülben Ergen'in yeni bi klibi çıktı. "Aşkııım, adımızı göklere yazdırdım, arasına aşkımızı kondurdum" filan diye sonsuza kadar giden bir nakaratı var, arada da kibrit çak mak bişeyler diyo. Öncelikle birilerinin Gülben Ergen'e acil diksiyon dersi aldırması lazım. "Adımızı göklere yazdırdıııım nay nay nom" diye bağırınırken neden o mükemmel, pürüzsüz ve etli dilini sürekli gözümüze sokuyor. Bunu görmek zorunda olduğumuzu sanmıyorum. Yunanca veyahut İspanyolca söylese şarkılarını anlayacam ama böyle bol dil çıkartılan bi lisanda şarkı söyleyip üstüne Türkçe dublaj yapıyor gibi bi olayın yoksa şayet, bu kadar dile gerek yok, sonra neden benim klibim ucuz pornoya benziyor diye üzülürsün. Sonacıma şarkı esnasında "Bir kibrit çaksana çak çak çaksana çak çak çak çak" diye defalarca ve anlamsızcana tekrarların yapıldığı bi bölüm var, bu bölümde Gülben manasız bir çakmak çakma hareketiyle şarkıya eşlik ettiğini sanıyor. Yahu çakılan kiprit değil miydi, illa şarkıyı vücuda getirmek mi lazım? Lazımsa da neden kibrit çaktım derken çakmak hareketi yapıyorsun? Teallaam derken neyse ki Gülben'den Küçük İbo'ya geçiyor ekran. Mantar kılıklı İbo büyümüş, yağız bir delikanlı olmuş. İbo'yu çok fazla inceleyemiyorum, ekran görüntüsü malesef sadece son albümünün reklamı çıkıyor ve 20 saniye içinde ekrandan kaybolan İbo Jr. yerine sesinden Kibariye olduğunu anladığım sanatçı geliyor. Allalla bu Kibariye de değişmiş yahu filan deyip kafamı kaldırdığımda karşımda Ebru Gündeş'i görüyorum. Ebru Gündeş bu klibinde alenen Kibariye'yi taklit etmiş. O "hodey hodey hanım ağa, o satarım anasını ulan bu alemin, dinle lan şarkıyı dümbük" diye bağırınan bas bariton sesi, böyle buğulu bir varoş sesine dönmüş. Şarkı başladığında yeminlen Kibariye söylüyor sandım. Meraklılarına bahsi geçen şarkının adı "kızıl mavi"ymiş. Bu yeni triple yeni albümü etrafı kırıp geçer na buraya yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündeş'ten sonra Davut Güloğlu'nun "kopalım mı" adlı müthiş şarkısı başlıyor, yarabbim işte sentez budur!.. Bu satırları okuyanlar ironi filan yaptığımı sanmasınlar lutfen. Şarkıyı dinlerken Güloğlu'nun Ayder ve Bronx soundlarını harmanlayıp nefis bir kolaj yarattığını farkediyorum. Kıvrak hareketleri içimi hoplatıyor. Herif kesinlikle seksi, işini de iyi yapmış. Bi helal olsun çakıyorum içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu Özgün'e bir türlü ısınamadım, adı bilmemne kadın olan şarkıya çektiği klipte Mirkelam taklidi olmaktan öteye geçememiş, artık gına getiren kirli top sakal hadisesini sadece kafası kazılı hiphopçularda görmeyi seviyorum. Onun dışında genelde seyrelmiş halde seyreden Türk erkeği saçının altında bulaşmış bok gibi duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüm'ün kaliteli pop şarkılarını yeniden yorumlaması hadisesine ise bayılıyorum. Bu kadar mı yakışır popidik popidik şarkılar elin arabeskçisine. Müslüm, Kenan Doğulu'nun "Tutamıyorum Zamanı" adlı eserini icra ediyor, "Bu serseri kalbim" derken, o ağzından akan serserinin r si olmak istiyorum, ayva tüylerim diken diken oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak karşıma beni dumur eden bir klip çıkıyor. Kenan Doğulu'nun bi şarkısı bu. Bu kadar beylik bi şarkı uzun süredir dinlememiştim. İsyan ediyorum hayata, dön gel, alışamam yokluğuna, gibi basma kalıp lafları ( hatta sanırım bu sadece bu üç kalıbı) tekrar eden bir şarkı. Bu şarkı gayet anlamsız, konusunun ne bok olduğu bile anlaşılamayan bir anime üstüne dakikalarca devam ediyo. Nedense oldukça erkeksi bir K.D. avatarı, havalı bir evden çıkıp bir kaç dakika sonra, 5. element hesabı havada giden arabalardan gelecekte bi zamanda varolduğunu anladığımız bir sokakta boş boş yürümeye başlıyor. Yürüyor yürüyor duruyor ve bitiyor. İçimdeki Kral sevgisi bile bir adet daha video klip izlememe izin vermiyor. Umarsızca Flash TV'ye zaplıyorum. Belki bi yelekli köçek möçek bi bişey karşıma çıkar, rahatlarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-9185920429319065133?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/9185920429319065133/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=9185920429319065133' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/9185920429319065133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/9185920429319065133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/08/hastalk-sayklamalar.html' title='Hastalık Sayıklamaları'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sn3G5JHt5_I/AAAAAAAAAIk/_RNE1wj4dzI/s72-c/bulent.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-3027642346504089630</id><published>2009-07-25T11:30:00.009+03:00</published><updated>2009-07-25T13:07:11.808+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarif'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Blog'/><title type='text'>Blog Böreği</title><content type='html'>Karar verdim madem romancı olamıyorum ben de çok sıkı bi blogcu olucam. Hep yazıcam hep güncelliycem. Bu amaçla, casusluk yapmak ve blog dünyasında neler olup bittiğini anlamak için başka blogları takip etmeye bile başladım. Anladım ki bir blogcu olarak en az 100 tane takipçin yoksa bu alemde bi hiçsin o yüzden, ben de takipçi edinebilmek maksadıynan bi tarif oluşturmaya çalışıyorum kendi kendime. Şimdiye kadar tarifin içine koyduğum malzemeler şu şekil: Baz olarak bol miktarda dobralık ve harbicilik (bulursanız benim aklıma gelmeyen, r harfi içeren benzer başka tabirleri de kullanablirsiniz), bi kiprit kutusu günlük trendler, göz kararı komikçilik ve şakacılık ama çaktırmadan, her 3 ölçek ciddiyet için inceltici olarak muhakkak bi ölçek hafiflik, hafiflik yoksa kendinle dalga geçme de olur. Bu malzemeler kısık ateşte yavaş yavaş karıştırılarak kaynatılır ancak son taşımda muhakkak biraz su eklemek gerek çünkü karıştırılarak yapışık ağda kıvamına gelen yazı biraz sulandırılmazsa çok ağdalı olma tehlikesi taşıyacaktır. Bu karışım soğuduktan sonra istenirse ekstra lezzet için üzerine bir miktar ilişkiler hatta temin edilebilirse karşı cinsle ilişkiler serpilerek servis yapılabilir. Bu tariften yola çıkarak gerçekleştireceğim ilk denemem pek yakında...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-3027642346504089630?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/3027642346504089630/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=3027642346504089630' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3027642346504089630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3027642346504089630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/07/blog-boregi.html' title='Blog Böreği'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-2455389313305210608</id><published>2009-07-24T11:27:00.008+03:00</published><updated>2009-10-18T16:50:11.682+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='facebook'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal medya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='derrida'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uyuşma'/><title type='text'>Internet Tekkesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smmy1DB7kCI/AAAAAAAAAHY/c1w5okSLw1A/s1600-h/manilaopium.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362013455777501218" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 217px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smmy1DB7kCI/AAAAAAAAAHY/c1w5okSLw1A/s320/manilaopium.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Bu aralar oldukça boş olan günlerimi fazlasıyla internette dolanarak geçiriyorum. Durum böyle olunca her türlü blogdu, sosyal ağdı, zırttı pırttı okunuyor haliyle. Esasında yaptığım şey tam olarak okumak değil de, devlet hastanesinde ya da vergi dairesinde sıranın gelmesini beklerken kazara yan koltukta bulduğun bir gazete ekine bakmak gibi birşey. Bilinçsiz bir yarı okuma, yarı bakarak uyuşma hali. Arada faydalı şeyler de okumaya çalışıyorum ama bu internette zaman öldürme bulutu öyle birşey ki, seni içine aldıkça uyuşma ve tembelleşşme buharının içinde kayboluyorsun. Kendini Çin mahallesinin ara sokaklarında bir afyon tekkesinin içine tıkılmış ve dışarı çıkacak gücü tamamen kaybetmiş gibi hissediyorsun (afyon tekkelerinde çok zamanım geçti ordan biliyorum). Düşünmek veya stimüle olmak zul geliyor. Kelimelerin azalıyor, konuşmak ve yazmak için kullanacak kelime bile bulamamaya başlıyorsun. Bu aralar Öcalan mapusta Derrida okuyor diyerek, kendimi zorlayarak (yine) internet üzerinden Derrida okumaya çalıştım, öyle bir geri tepti ki, 3 saatimi boş gözlerle Facebook'a bakarak geçirmek zorunda kaldım, ancak öyle toparlayabildim kendimi. Bir daha da alıştırma yapmadan (mesela ciddi bir gazetede ciddi bir makaleyi tam olarak okumak gibi) bu gibi okumalara girmemeye karar verdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-2455389313305210608?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/2455389313305210608/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=2455389313305210608' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2455389313305210608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2455389313305210608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/07/internet-tekkesi.html' title='Internet Tekkesi'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smmy1DB7kCI/AAAAAAAAAHY/c1w5okSLw1A/s72-c/manilaopium.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-5849737142441609279</id><published>2009-07-14T22:03:00.011+03:00</published><updated>2009-07-25T13:26:11.815+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sistem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istiklal caddesi'/><title type='text'>Tuhafiye II</title><content type='html'>Tuhafiye dizimizin bugün ki bölümünde yerel tuhaflıklardan bahsedeceğiz. Bu tuhaflıklar her gün karşımıza çıkan, artık kanıksadığımız ancak yoldan geçen bir turisti kenara çekip seyrettirdiğimiz zaman göz bebeklerini yuvalarından fırlattıracak cinste olanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölüme dükkanının önünü süpüren insanla başlamak istiyorum. Dükkanının önünü süpüren insanın tuhaflığı süpürürken faraş kullanmamasındadır. Dükkanının önünü süpüren insanın beyni, küçükken büyük bir talihsizlik eseri, "herkes dükkanının önünü süpürürse sokaklar temiz olur" önermesiyle yıkanmıştır. Bu yüzden dükkanının önündeki pislikleri sokağın ortasına doğru, hatta yürüyenlerin üstüne üstüne gelecek şekilde süpürürken gamsız ve tasasızdır. Bu kişi büyük ihtimalle daha sonra daha da anlamsız başka bir harekete imzasını atacak ve dükkanının önünü , eline aldığı bir kaç avuç suyu gelişigüzel serpmek suretiyle, yerler çamur bulamacı olana dek bu işlemi tekrarlayarak, ıslatacaktır. Çünkü dükkanının önünü süpürme ve dükkanının önünü ıslatma başabaş giden iki tuhaf harekettir. Doğasında gelişigüzellik olan serpme/ıslatma işlemi, daha önceden sokağın ortasına doğru süpürülmüş olan tozun/kirin/çöpün de mutlak suretle ıslanmasına ve ortalığın daha da iğrençleşmesine yol açacaktır. İstiklal caddesinin ara sokaklarında yürürken son iki aydır hiç yağmur yağmamış olmasına rağmen çamur içinde kalan ayakkabıların ardında yatan esas neden işte bu tuhaf eylemleri tatbik eden tuhaf ama gerçek kişilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine beni benden alan yerel tuhaflıklardan biri de ülkem insanının her fırsatta "sistem" demek istemesidir. Sınıfsal bir ayrım gütmeyen sistem deme güdüsü çok ilginç enstantanelerde ortaya çıkabiliyor. İşte yerel tuhaflıklar listesine üst sıralardan girmeyi hakkeden bir örnek... Dün akşam "Yemekteyiz" programında yine herkes birbirine bok atarken, içlerinden biri o akşam köfte pişireceğini duyduğu kişiye hitaben şu sözleri sarfetti: " Ne köftesi yiyeceğimizi bilemiyorum, Türkiye'nin değişik yörelerinde farklı köfte sistemleri var"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde ev ziyaretleri de değişik tuhaflıklar içeren, bu sebeple yoğun gözlem ve analizi hakkeden süreçlerdir. Geleneksel ev ziyaretleri zaten fazlasıyla tuhaflık içermektedir ama Anadolu'da tezahür edenler ayrı bir tat ve dokudur... Örneğin herşeyin bir sırası vardır. Evine gelen misafire zort diye çay ve un kurabiyesi ikram edersen mesela bu çok büyük bi ayıptır. Öncelikle soğuk bir şey ikram edilir. Soğuk içecek kategorisinde ikram edilen, genellikle kola ya da çocuğa bakkaldan o anda aldırıldığı için sidik kıvamında olan meyveli gazoz olur. Bu faslı kahve takip eder. Misafir soğuk meşrubattan son yudumunu alırken kahvesini nasıl istediği sorulur lakin bir sonraki fasıla, yani "çay"a geçebilmek için kahveden itibaren makul bir süre geçmesi gerekmektedir. Ancak o makul süre geçtikten sonra çay ve çaya eşlik eden yiyecekler misafirin önüne sürülebilecektir. Makul süre geçmeden ortaya çıkarılan çay, misafire "defol git" demekle eşdeğerdir. İşte bu yüzden yeteri kadar zaman geçmeden çay ikramına maruz kalan misafir tuhaftır ki darılıp gücenme hakkına sahiptir. Çay faslı da bittikten sonra "allaaşkına yemeğe kal" süreci başlayacaktır ama o apayrı bir yazının konusu olarak şimdilik rafa kalksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu nano zamanlamaların hükmettiği çay, kahve, meşrubat servisleri arasında gerçekleşen ve Anadolu'yu büyük şehirlerden bir sıfır öne çıkaran başka bir tuhaflık daha vardır ki, yerel tuhaflıkların kanımca en sevimli ve komiklerindendir. İstanbul'un dışına çıkar çıkmaz, ve hatta kentlileşmeden nasibini almamış bazı İstanbul semtlerinde, misafirler ve ev sahibi arasında adeta bir atışma gibi tezahür eden bir "nassınız" lar savaşı yaşanır. Salonda bulunan her misafirin ev sahibi mevkisindeki her kişiyle kombinasyonu kadar nassınız sorusu sorulur. Karşılıklıklı bire-bir kombinasyonlardan oluşan "nassınız"ları, "daha daha nassınız", "anan nassı", "baban nassı", halangiller nassı", enişten nassı, "eniştenin kaynı nassı", "dünürlerin nassı" diye sonsuza kadar uzanan bir dizi başka hal hatır sormalar silsilesi takip eder ve belki de 4-5 saat süren bir ev oturması herkesin nasıl olduğundan başka birşeyin konuşulmadığı, nasıl olunduğuna dair sorulan sorulara verilen cevapların pek de dinlenilmediği, bol bol sıvı alınan ve uzun uzun servis yapılan bir tuhaflıklar dizisi olarak yerel tuhaflıklarımız arasında yerini sağlamlaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuhaflıklar dizisi ister istemez devam edecek...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-5849737142441609279?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/5849737142441609279/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=5849737142441609279' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5849737142441609279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5849737142441609279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/07/tuhafiye-ii.html' title='Tuhafiye II'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-5520386430262636003</id><published>2009-07-14T16:55:00.009+03:00</published><updated>2009-07-25T12:54:29.717+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutluluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlemek'/><title type='text'>Geçip giden huuuu, zamanları huuuu, bir yerlerde bulsaam</title><content type='html'>Hatırlamak insanın “kendi” olmasıyla ilgili çok ilginç bir hadisedir. Ben olmanın, benlik bütünlüğünün bir parçası, bir kesintiye uğramama telaşıdır. Geçmişten bir dilimi aklına getirip onun her gününü hatırlamaya çalışan var mı başka bilmiyorum ama kokusuyla, duygusuyla, sesleriyle hatırlanabilir istenirse mevzu bahis dilim. Genelde bölük pörçük gelmeye çalışır geçmişten salınarak gelen anlar... Beyindeki sessizlik içinde, dilimin zamandaki donmuşluğunun içinden koparak şimdiye kaçmış bir kahkaha çınlar ve sonra yine sessizliğe bürünür beyiniçi, ama bu, kişinin motivasyonunu bozmamalı ve yeterli konsantrasyonla hatırlanmak istenen dilimin kesintisiz olarak da çağırılabileceği unutulmamalıdır. Bu egzersizi uygulamak değişik bir tecrübedir. İçinde bulunulan andan tamamen kopmak ve dilime ait bütün izlenimleri, beş duyunun tüm deneyimlemelerini, duygularını çağırmak gerekir. Bu süreç "Televizyon seyrediyordum, sonra taze çiçek kokusu duyup sağa bakmıştım, fonda hep devam eden duygum duyarlılık acısıydı..."diye beyinde akan bir roman yazmak gibidir adeta. Zevklidir ama çok da tavsiye edilmeyebilir uzmanlar tarafından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişe asılan ve unutmamaya çalışarak, geçmişi umutsuz bir çabayla da olsa yaşatmaya çalışan kişilere genelde acınır. Bu kişiler şimdiyi kaçıran, "an"ı yakalayamayan kaybedenlerdendir. Oysa mutluluk guruları tarafından sürekli olarak pohpohlanan, şimdiyi tanımlamak için de kullanılan “an” dediğimiz şey nedir ki? Zayıf, cılız, düşüncelerden ve tortulardan arınmış bir yaşantı parçası.... Oysa geçmiş öyle mi? Zaman içinde daha da oturan/olgunlaşan duygusuyla ağdalı bir gerçekliktir. Ama yitirilmiş bir gerçekliktir bir yandan. Hatta gerçek bile değildir çoğunlukla, aklın oyunlarıyla yeniden şekillenmiş ve kişiliğin labirentli yollarından geçerek değişime uğramış bir meta gerçekliktir. O belki de hiç varolmamış metagerçekliğe erişme çabasıyla geçer bir kısımın ömrü. Ve yine modern dünyanın mutluluk tüccarları tarafından, biraz haklılık payı taşıyan ama çokça da zalim, bir horlanmaya maruz kalır o kısım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlamanın yan etkilerinden biri de özlemektir. Özlemek, “ben”in bir parçası olan o zaman diliminin geri dönmeyecek olması, onu hatırlamak ama yaşayamamak, burnunun sızlaması, dilimi geri istemek ama alamamak, ileriye bakmaya çalışmak, "an"a odaklanmak ama becerememek gibi bir yığın iç sıkıntısına sebep olur. Yine sanılır ki, özlenen dilimde var olan "ben" yitmiş, yerine başka bir "ben" gelmiştir. Böyle durumlarda yaşanan özlem duygusunu en iyi, sözcüklerle değil de, burun, göz ve boğaz arasında hissedilen, ılıktan daha sıcak o baskı ile tarif etmek doğrudur. Bu gibi durumlarda 1-özlenen dilimin yine "ben"in ta kendisi olduğu, 2-kişinin dilimle ilişkilendirdiği "ben"den "şimdi"de ayrıştığını sandığı ama aslında kimsenin kendinden ayrışamayacağı ve 3- aslında o "ben"in yine yerli yerinde olduğu 100 kere bir deftere yazılmalı ve günde 3 kere yemeklerden önce ve mümkünse öğünler arasında tekrar tekrar okunmalıdır. Yetmiyorsa yakınlarda olan bir dost/arkadaş vb yakalanıp, "Bana bak o da sensin, bu da sensin, sen kaybolmadın aynı şekilde yaşıyosun şapşalak" dedirtmek suretiyle kafaya dank ettirilmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-5520386430262636003?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/5520386430262636003/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=5520386430262636003' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5520386430262636003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5520386430262636003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/07/gecip-giden-huuuu-zamanlar-huuuu-bir.html' title='Geçip giden huuuu, zamanları huuuu, bir yerlerde bulsaam'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-3038804214079894106</id><published>2009-06-30T13:12:00.006+03:00</published><updated>2009-06-30T16:25:22.492+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turist'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='taksici'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şişko'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='korna'/><title type='text'>Tuhafiye</title><content type='html'>İnsanların sahip olduğu tuhaf özellikler ve alışkanlıklara takmış vaziyetteyim. Ben çok mu normalim, pek değil ama yine de farkettiklerimin bazılarını dile getirmeden edemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yükseklik merakı mesela hep ilginç gelmiştir. Nereye bir turist olarak gidersek, orada hemen yüksek bir yere çıkmaya bayılırız nedense... Nerde yüksek bina, oranın tepesine çıkıla. Tepeden bakmak insana neden bu kadar haz veriyor düşünmek lazım. Hakimiyete bu kadar meraklı mı insan oğlu? Neden durduğu yerden çevresine bakıp bunu takdir edemiyor da yükseğe çıkıp bakınca “anaa ne güzelmiş, ne büyükmüş” filan diye heyecanlanıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka tuhaflık bazı tuhaf konuları dile getirmekten alınan garip haz. İnsanların güneşe maruz kaldıktan sonra içine girdikleri soyulma safhasından müthiş bir haz aldıklarını gözlemekteydim uzunca bir süredir, şimdi buna ek olarak bundan bahsetmekten de tuhaf bir haz aldıklarını &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sknl0xh-XpI/AAAAAAAAAHI/xub065Y1R2M/s1600-h/soyulmak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353062326918340242" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 113px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sknl0xh-XpI/AAAAAAAAAHI/xub065Y1R2M/s320/soyulmak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;görüyorum. Hele bir de yazlık bir yere giderseniz, etrafta sürekli derilerinin nasıl cillop gibi soyulduğunu anlatan insanlarla karşılaşabilirsiniz. Şaşırmayın katılın. Hatta mümkünse sıyırın gömleği, tshirtü ya da ne varsa, birilerine soyulan göbeğinizi, omuzunuzu filan gösterin. Ben en son bugün işyerindeki asansörde nasıl da soyulduğunu anlatan, anlatırken de hevesle gösteren bir kızla karşılaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir tuhaflık dile getirmek istediğim, kim daha şişko yarışması, ay göbeeğe bak kat kat kıvrım kıvrım, ay esas sen benimkine bak topak topak... ay yook allah aşkına burdan yak filan da falan diye devam eden anlamsız bir sidik yarışı silsilesi insanlarda. Kimin daha şişko olduğu neden bu kadar önemli? Ağırlıklı olarak kadınlar arasında görülen kim daha şişko yarışması 12-52 yaş arasındaki şehirli kadınlarda tezahür ediyor gözlemlerime göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Palavra bilgi sallamak... İlk kez bu zırvalıkla lisede karşılaşmıştım. Bizim servisten bir kız, yoldan geçen bir arabaya bakıp 1973 model hede hödö diye sallamıştı. Ulan araba hiç 1973 model gibi gözükmüyor ama kaç model olduğunu söyleyecek bilgiye sahip değilim ama bariz fena halde eski bir araba, yani oyle 20-30 yıllık değil en az bir 80-90 yıllık. Ama kız o kadar net ve emin konuşmuştu ki, o zamanlar muhalefet etmek konusunda da çok yeni olduğumdan, sustum oturdum. Şimdilerde de herkes bir başbilen. En iyi deniz börülcesi nerde bulunur, Osmanlı’nın yıkılmasının ardında yatan gerçek sebepler nelerdir, parçacık bilimine göre dünya üzerinde hız hangi değişkenleri içerir vb gibi. Ne gerek var? Sohbetlerde bizi bir sıfır öne geçirmekten başka bir faidesi bulunmayan ve üstelik de etraflıca araştırılmadan ve hakikate ulaşılmadan sallanan bu bilgileri bir kenara koyup çok gerekiyorsa daha faydalı olan ilk yardım, trafik kuralları vb gibi alanlara yoğunlaşsak ve illa paylaşmak gerekiyorsa bu tür bilgileri meze sofralarında, ortamlarda filan fiyakayla paylaşsak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir şaşkınlığa garkeden mesele de bazı insanların “o değil de” diyerek karşısındakinin lafını bölmesi. Misal iki kişi konuşuyorlar.... Biri heyecanlı heyecanlı birşey anlatıyor, beriki karşısındakinin söylediklerine tepki, yanıt filan vereceği yerde, “o değil de” diye başlayıp, karşısındakini hiçleyen ve bir anda kendini gündem maddesi yapan bir monoloğa başlıyor. “O değil de” ne demektir yahu? "Sen bi sus da ben konuşayım" demenin en boktan yöntemi bence. “O değil de” yerine açık ve net "siktir git" demek bile daha erdemli kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak korna çalma tiki olan taksiciler... Bunu da ota boka korna çalanlarla karıştırmamak lazım. Benim bahsettiğim düpedüz tik. Eminim hayatınızda bir kere de olsa rastlamışsınızdır, bomboş caddede giderken bile belli aralıklarla kornasını düttüren o manyak şöföre. Düttüre düttüre gider, burda önemli olan husus her çaldığı korna arasındaki verdiği minik ritmik estir. Bu es sırasında yolcunun içindeki huzursuzluk artar ve bir sonraki kornaya kadar devam eden bir bekleyiş başlar. Çok da uzun süre bekletmeden (maksimum 30 saniye) gelen bir sonraki korna hem yolcuyu hem taksiciyi katarsise ulaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşasın tuhaflıklar dizimizin ilkiyle size binlercesi arasından bir potburi yapmaya çalıştım... İnsan tuhaflıklarıyla şaşırtmaya devam ediyor. Bunları yerel ve evrensel olarak ayırmak da mümkün. Önümüzdeki günlerde devam edeceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-3038804214079894106?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/3038804214079894106/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=3038804214079894106' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3038804214079894106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3038804214079894106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/06/tuhafiye.html' title='Tuhafiye'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Sknl0xh-XpI/AAAAAAAAAHI/xub065Y1R2M/s72-c/soyulmak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-1781617908689700159</id><published>2009-04-18T09:17:00.009+03:00</published><updated>2009-07-25T13:03:49.923+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='McCarthy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cihangir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TRT'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çakma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ergenekon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kedi'/><title type='text'>Kedişimsi</title><content type='html'>Her zamanki gibi memleketin durumu vahim, yazacak çok şey var ve nereden başlayacağımı bilmiyorum. O yüzden aylardır cebir, hile ve duygu sömürüsü yollarını kullanarak eve girmeye çalışan kedinin hikayesini yazayım. Senelerden 2008 ve aylardan sanırım Ekim'di. Türkiye hala iki kutuplu ve liboşlar hal ve gidişattan hala mutlu mesut idi. Bizim apartımanın 1000 yaşındaki bazı sakinleri bir apartıman toplantısında darbe yapıp "herkes kombiye döne" diye fetva verdiğinden beri aradan 5 ay geçmiş, benim ev sahibinden hala pek ses çıkmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dönemlerde yaptığım sonsuz seyahatlerin birinden bir Pazar akşamı eve döndüğümde, en sevdiğim kedim Kediş'i göremedim. Biraz adını çağırıp etrafa baktıktan sonra hafif artan bir panikle haftasonu Kediş'e bakmaya gelen annemi aradım. Anneme Kediş nerde sorusunu sorar sormaz gelen korkunç sessizliğin içinde, sessizliği takip eden daha da korkunç cevabı beklemeden ağlamaya başladım tabii ki. Korkunç cevap zaten 3 saniye içinde geldi. Babamla bir olup, kapıyı açık unutup Kediş'imi kaçırmışlardı. Benim telefondaki ağıt yakan halimden ve nefesim kesilinceye kadar ağlamamdan oldukça tırsan annem Rusya sınırına yakın evinden kalkıp gecenin bir yarısı Cihangir'e geldi. Takdir ettiğim bir performans gösterip o gece benimle beraber ve ertesi gün ben işe gittiğimde tek başına sokaklarda Kediş'i aradı. Hikaye de aslında tam da bu noktada başladı. Ben hazretleri ağıta ara vermeden sersefil perperişan bir halde işe gittikten yaklaşık bir kaç saat sonra annem arayıp Kediş'i ya da ona çok benzer başka bir kediyi bulduğunu, eve aldığını o kedinin yani Kediş'in ya da çakma Kediş'in çok mutlu olduğunu evi hiç yadırgamadığını, yemek yiyip kakasını yaptığını şimdi de yatağında uzanmış keyifle yalandığını anlattı. Çok uzatmadan atlayıp eve gittim, ve gördüm ki evde gerçekten de etrafını zerre kadar yadırgamayan çok mutlu gözüken tekir bir kedi vardı ama Kediş değildi. Kedişimin kumunda bu yeni kedinin boklarını görünce çok fena oldum. Böğürerek ağlamaya başladım yeniden. Yine de Kediş'imin kısa bir süre sonra bulunmasıyla beraber bu çakma Kediş'ciğin kapı dışarı edilirken gözlerinde gördüğüm hüznü de hiç unutamadım. Unutmama pek izin de vermedi işin aslı. O gün bu gündür, kapının önünde yolumu kesip, hiç bıkmadan usanmadan eve girmeye çalışması, en iç parçalayıcı tonlarda miyavlayıp, verdiğim yemeğe elini bile sürmeyip tek amacının sevgi ve sıcacık bir ev olduğunu anlatması en taş kalpleri bile yumuşatacak, eskiden TRT'de Pazar sabahları yayımlanan çocuk ağlatan hayvanlı filmleri aratacak cinsten. Üstelik artık sokağın başından itibaren pusu kuruyor. Geçen gün eve doğru yürüyorum, baktım bir kaç kedi sokağın köşesinde king döndürüyolar, içlerinden biri kafasını king masasından kaldırdı, gözlerini bana dikip tanımaya çalışırcasına kıstı... Bir süre bakıp kim olduğuma kanaat getirmiş gibi yaptıktan sonra (ki gözlüğüm olmadığı için ben kendisini tanıyamıyorum bu esnada), depar atarak koşmaya başladı üstüme doğru... Sonra evin önüne yaklaştığım bir noktada köşeye kıstırıp (evet çakma Kedişmiş tabi) yine bir sevgi ve sıcak yuva talebi, yalvarışı... Her gün ayrı bir tonda, ayrı bir yerde yakalayıp yalvarıyor. Ben de ülkede McCarthy rüzgarları eserken en büyük meselimin çakma Kediş olması için çabalıyorum, herhalde belli oluyordur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-1781617908689700159?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/1781617908689700159/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=1781617908689700159' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1781617908689700159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1781617908689700159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/04/kedisimsi.html' title='Kedişimsi'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-1370602954361403184</id><published>2009-03-24T23:53:00.010+02:00</published><updated>2009-07-25T12:55:06.116+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başa gelenler'/><title type='text'>beyine vidyoçip</title><content type='html'>İnsanoğlunun kendi küçük hayat dilimini yaşaken bazen yalnız yakalanması büyük talihsizlik. Geçenlerde Mahmutpaşa'dan 6 çifti onliraya çorap alırken düşündüm bunu. Fiyatlamanın enteresanlığını hiç farketmemiş gibi yapıp devam edecek olursak, seyyar çorapçı, çoraplar hakiki nike diye satmaya çalışıyordu kendisiyle karşılaştığımda, sonra benim Nike amblemini istemediğimi anlayınca Nike yazıları iki yıkamada çıkıyor garanti veriyorum diyerek satışını tamamladı. Bu ve bunun benzeri bir sürü anlatılmaz yaşanır tadında hikayeyle bezeniyor gündelik hayatımız. Ağlarken ufaklığın gelip gözlerimi keyifle yalaması, yoldan geçen eskicinin etrafta kadın görür görmez, eskici yerine "sikiciiiiii" diye bağırması... Bunlar işte hep o anlatıldığında keyfi kaçan, ama bir yandan deli gibi paylaşılmak istenen o yüzden de tek başına yakalanılmaması gereken hadiseler. Burdan bilimadamlarına sesleniyorum... Beynin içine kameralı bir çip yerleştirdiğiniz gün, feza meza hikayedir, gerçek devrim budur. İnsanoğlu hem bu sayede anılarına sahip çıkabilecek, hele ortamlarda abartmaya meyilli "anne" filan türünde insanlar varsa o öyle değil böyle olmuştu diye lafı anında çakabilecek, hem de belki alzheimer filan gibi unutkalık içeren hastalıklarla bu chip sayesinde başedebilecek, hem de işte başına komik ya da enteresan birşey geldiğinde bunu keyfi çoktan kaçmış bir şekilde anlatarak mal durumuna düşmeden eşe dosta seyrettirebilecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-1370602954361403184?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/1370602954361403184/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=1370602954361403184' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1370602954361403184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1370602954361403184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/03/beyine-vidyocip.html' title='beyine vidyoçip'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-4231040396315705623</id><published>2009-03-06T09:49:00.006+02:00</published><updated>2009-07-25T13:26:48.455+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nuri Bilge Ceylan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutluluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zeki Demirkubuz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='David Gilmore'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mustafa Sarıgül'/><title type='text'>Hoşgeldin Mart Abi</title><content type='html'>Bu sabah yine manyak gibi yağmur yağıyordu. Evden çıkıp arabaya doğru yürürken Cannes fatihi Nuri Bilge Ceylan’a rastladım. Kendisi bir üstteki daha nezih sokakta oturup, bizim sokağa arabasını park ettiği için kılım zaten. Bir de adını hiç söyleyemiyorum, sürekli Zeki Demirkubuz diyesim geliyor. Zaten Demirkubuz filmleri çok daha güzel bence. Böyle tropik tropik yağan yağmurun nedense mutlu edici bir etkisi oluyor. Hava sıcak ve gökyüzünde sarı bir renk. Sanki buraya ait diilmiş gibi eğreti eğreti ama bir yandan da son sürat düşen damlalar. Neysecime, Nuri’ye kıl ola ola arabaya doğru yürüdüm, insanların üstündeki tropik telaşı farketmenin verdiği keyifle sokağın başında genelde güneşlenmeyi seven ama bugün ıslanmayı tercih eden dombili ve bin yaşındaki köpeğin de başını okşamayı ihmal etmedim. Bir yandan yürürken bir yandan da hayırdır inşallah bu ne keyif bendeki diyerekten de şaşırıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabaya binip radyoyu açınca David Gilmore’un doğum günü olduğunu öğrendim ve iyi ki doğmuş diye düşündüm. Yolculuğum boyunca müthiş mor ve gösterişli giyinmiş 65 yaşlarında bir kadın, şemsiyesiyle taksiye vuran bir adam, paytak paytak yürüyen şişko bir zenci teyze, ve yağmura aldırmadan yürüyen şemsiyesiz ceketsiz evsiz bir adamcık dikkatimi çekti. Bir yandan da başım ağrıyordu. CHP’nin Mustafa Sarıgül’e halef olsun diye Muharrem Sarıgül adlı birini Şişli Belediye başkanı adayı olarak göstermesinin ardındaki hin ama aynı zamanda bir o kadar da geri zekalı zihniyeti düşündüm bir süre. Etraf bu Muharrem denen adamın anlamsız flamalarıyla ve Mustafa Sarıgül’ün çakma Obama posterleriyle donatılmıştı zira. Tabi Muharrem Sarıgül’ün Belediye Başkanı seçilmesi durumunda tükürdüğümü dürüm yaparak yalayıp yutmam gerekecek bunun da farkındaydım ziyadesiyle. Yolculuğumun sonuna doğru gelirken bir iki slalom yaptım arabayla. Önümdeki psikopat minibüsü geçip kırmızıya takılmamaktı hedefim ama her cengaver Türk şöförünün başına gelebileceği gibi minibüsü sağlayıp sollarken bir belediye otobüsü beni biçmeye hazır bir şekilde önüme kırdı canavarını. Hüzünle frene basıp kırmızıda durdum ve önümde kırmızıya aldırmadan devam eden hayvanın egzost dumanını seyre daldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuğum sona erdiğinde keyfimin hala yerinde olduğunu mırıldandığım şarkıdan anladım. Sabahlar güzel şeyler velhasıl. Hele Cuma’ysa, hele bahar gelmek üzereyse, hele hayat kısaysa, hele de bi üzülmek bi boka değmiyosa vs vs vs.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-4231040396315705623?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/4231040396315705623/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=4231040396315705623' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4231040396315705623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4231040396315705623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/03/hosgeldin-mart-abi.html' title='Hoşgeldin Mart Abi'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-6420940455951293237</id><published>2009-02-06T17:32:00.013+02:00</published><updated>2009-07-25T12:52:57.632+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rüya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='30&apos;lu yaşlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkek'/><title type='text'>Ilık Sayıklamalar</title><content type='html'>Yine bir rüyayla başlayalım. Bu aralar açık kıçın ötesinde bir manyaklık silsilesi içinde uyku alemi. Uçarken bir kartalla çarpışmamı, bütün yer ve zamanların birbiri içine girmesini filan bir kenara bırakıp, beni en çok etkileyen ve uyanmama sebep olan kısmına geleyim hemen dün geceki rüyamın. 7-8 yaşlarında bana manevi ve biraz da fiziksel olarak işkence ettiğini düşündüğüm bir kız çocuğunu camdan aşağı fırlatıyordum, kız çocuğu kanlar içinde yerde yatarken düşündüğüm tek şey "elimden başka bir şey gelemeyeceği" idi. Çocuk sonunda kurtarıldı, üstü başı kan ve sargı içinde yanımdan geçerken kahkahalar atıp işte sen böyle bir insansın diye haykırdı. Uyandığımda çocuğun bana hissettirdiği tek şeyin çaresizlik olduğunu anladım. Çaresizlik insanoğlunun hissedebileceği en beter duygu, ötesi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçindeyim diye demiyorum ama, 30’lu kadınlar gerçekten hayran olduğum bi segment. Deli, renkli, olgun, vahşi, risk alan, ve hayatı tadan, biraz hüzünlü, ama canlı. Son yıllarda bu segmentte yeni bir eğilim oluşmaya başladı, şiddetle desteklediğim ama biraz da kıskanarak anlamadığım... Bu eğilimin ismi: genç erkekler. Genç erkeklerle beraberlik, ki erkeklerin oldukları yaşın en az 10 yaş gerisinde bulunduklarını herkes bilir, 30’lu bir kadının bir ergenle beraber olması anlamına geliyor ki, işte bu kısmını çok anlayamıyorum. Evet eminim içlerinde çok olgun müthiş şahane olgunları da vardır ancak bu durum 10 arkadaşımdan beşinin genç (kendilerinden 10-15 yaş küçük) erkeklerle beraber olmasını açıklayamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat sorgulamaları her yaş aralığında vardı; ergenlik, 20li yaşlar ve 30lar ziyadesiyle... 40lar ve 50leri merakla bekliyorum. Bu yazı nedense bana kendimi Çetin Altan gibi hissettirdi. Alakasız olabilecek paragraflar ama okuyucuya fısıldanan bir alaka ihtimali...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur bir acaip yağıyor bugün.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-6420940455951293237?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/6420940455951293237/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=6420940455951293237' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6420940455951293237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6420940455951293237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/02/ilk-sayklamalar.html' title='Ilık Sayıklamalar'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-1006958545421449403</id><published>2009-02-02T17:56:00.006+02:00</published><updated>2009-07-25T13:04:36.103+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='biseksüel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yıldırım Türker'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marquez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ergenekon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Emir Kusturica'/><title type='text'>Kusturica ve Ergenekon</title><content type='html'>&lt;p&gt;Emir Kusturica ve Marquez’in bir olup senaryosunu yazdığı bir rüya gördüm dün gece. Müge’nin oğlu Emre büyümüş ve sarman bir kediye dönüşmüştü. Konuşmayı da yeni öğrenmiş yavru bir kediydi. İçim inanılmaz bir sevgiyle doluydu. Yıldırım Türker bisexüel olmuş karı kıza yazıyor, evinde travestilerle sex partisi veriyordu. Bir deniz kıyısı kasabasında, denizin üstünde koccaman bir sofra kuruluyordu, derken dev bir ahtapot tutmuş tır tır bir balıkçı iskeleye yaklaşıyordu. Ahtapot başına geleceklerden habersiz, teknenin içinde alkış tutuyordu. Koccaman sofrada biz şarkılar söylerken, masamız yavaş yavaş sulara gömülüyordu. Sonra herkes birinin omuzunda suyun yüzeyine çıkıyordu. Kıç açık kalması ne güzel bir açıklamadır, muhtemelen sadece vatanım toprakları dahilinde kullanılan bir tabirdir. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bu sayfalara yazmadığım şu bi kaç ay içinde, Türkiye'nin de kıçı açıkta kalmış olmalı. Akıl ve hayalin sınırları dahiline girmesi mümkün dahi olmayan zincirleme olaylar cereyan etti ve hala kimse çimdik atmıyor... niye anlamıyorum. Neler oldu, yaşananların ağırlığı vs gibi konulara hiç girmeden, olup biteni babanemin başına gelen komik bir hadiseyle özetlemek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adeta Ergenekon'cu kıvamında fanatik kemalist olan 85 yaşındaki babanem, Mustafa filmini mesela, göz yaşlarıyla ve taşkın bir hınçla protesto etti. Hayatında CHP dışında bir partiye asla oy vermemiş olan emekli öğretmen babanem İlhan Selçuk göz altına alındığında da göz yaşlarına boğulmuş ve benzer bir hınçla dolmuştu. Ergenekon soruşturmasının en hızlı günlerinden birinde telefonu çaldığında, kulaklarında %90 işitme kaybı olan babanem, telefonun ucundaki insanın şöyle dediğini iddia etmektedir. "Hanfendi sizi Ergenekon davası yüzünden arıyoruz, soyadınız Kubilay olduğu ve zamanında Ergenekon apartmanında oturmuş olduğunuz için bu davada siz de......Çat!! Bu lafları duyduğunu iddia eden babanem "yeni derin devletin" onu bulduğunu düşünerek telefonu korku içinde kapatır. Ne için bulunmuş olduğuna gelince....Bu telefondan sonra babanem, yılmaz bir Cumhuriyet okuyucusu, Kubilay soyadlı emekli bir öğretmen ve CHP yandaşı olmaktan dolayı göz altına alınacağına ciddi ciddi inanmaya başladı. Hepimiz babanemle dalga geçtik ancak ilerleyen günler babanemin dahi göz altına alınabileceğine dair bulgular vermeye devam etti. Bakalım önümüzdeki günlerde bizleri ne bekliyor. Hep beraber göreceğiz. Sevgiler 2008&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-1006958545421449403?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/1006958545421449403/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=1006958545421449403' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1006958545421449403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1006958545421449403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2009/02/kusturica-ve-ergenekon.html' title='Kusturica ve Ergenekon'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-710646520775294691</id><published>2008-09-24T23:38:00.004+03:00</published><updated>2009-07-25T13:05:26.482+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilhan berk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yıldırım Türker'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlemek'/><title type='text'>İlhan Berk'e Mektup</title><content type='html'>Sevgili İlhan Berk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen gideli tam 27 gün olmuş. 27 ilginç bir sayıdır sen de bilirsin. 3'ün küpüdür mesela. Bugün sana bu mektubu yazmak istememin günüdür aynı zamanda. Elimde "Yüzüklerin "Efendisi"nin bilmemkaçyüzüncü basımıyla bütün çocuk halimle bodrum sokaklarında dolaşıyordum kış aylarından birinde. Sanki 98 kışıydı diyesim geliyor. On sene boyunca senin hayalinle yaşamamı senin adının aslında İlham Berk olmasına bağlayabiliyorum ancak. Bir de Sabahattin Ali'nin hayalinin peşinden koşup, onun olduğundan emin bile olmadığı bir mezarın üstüne bir demet kıvırcık salata bırakan birini tanıyorum, bir bu kadar daha ilhamına hastalıklı derecede bağlı. Postaneye koşar adım girişini hatırlıyorum senin. Kanarya gibi bir halin vardı. Yüzüne bakınca seni nerden hatırladığımı düşünmek zorunda kalmıştım. O zamanlar çok şiir çok kitap okuyan bir çocuktum İlhan Berk. Kim olduğunu çıkarmam o kadar zor olmadı bu yüzden. Pır pır yanına yaklaştım, o sevmediğim yapay kibar halimle elimdeki tek yazı yazılabilecek şeyi uzattım çekinerek. Senin gibi bir insanla bildiğim yegane ilişki kurma yolunu seçtim ve senden kitabıma imza istedim. Sense yeni arkadaş edinmek üzere olan bir çocuk heyecanıyla " Beni tanıyor musunuz" dedin. Sonra o güzel imzanı attın. Beni sevdiğin bir yere davet ettin. İçtiğim en güzel şarabı içirdin. Güdük şiirlerimi okudun, sen okudun, sen İlhan Berk olarak benim şiirlerime nazik yorumlar yaptın. Ne kadar da insancıldın, ne kadar alçak gönüllü bir tanrıydın. "Yarın da buluşalım mı" derken yine çocukça heyecanlandığını gördüm. Ne kadar normal gelmişti herşey. Ne kadar saçmaymış böyle sanmam. Ertesi gün aynı çocuk coşkunla çıkageldin. Bu defa senin elinde bir kitap, kitabın! Gidip kitapçıdan satın almışsın Allah'ım! İçinde ise bir mucize... Dostluğun mucizesine itaf ettiğin o sözcükler. Ben senin dostun olmuşum birden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senden sonra bir çok film seyrettim İlhan Berk, bir çok insan tanıdım, çok kitap okudum diyemiycem ama okudum biraz elbet, sevdiğim ben'den çok uzaklaştığım ve kısmen yakınlaştığım zamanlar oldu. Ama hiç bir ben'i seninle iki gün geçiren ben kadar sevmedim, hiç bir yeni tanıdığım insan bana o kadar ilham vermedi. Hiç bir kitap, hiç bir film senin zenginliğine erişemedi. İlhamın ne olduğunu bilen bilir. "Yaşamın bir tek anlamı varsa o da ilhamdır" diyecek kadar da fütursuzum evet. On sene hayatımın türünden, aldığı biçimden en mutsuz olduğum zamanlarda bir köşeciğimde hep sen vardın. Evet sen umuttun aynı zamanda Umut Berk. Küçük f harfi şeklinde bir kırıntı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra seninle bir kaç kere daha karşılaştık, birinde etrafını küçük İskender'in düşmanca ve teritoryal kolları çevirmişti, yüksek sesiyle sana yaklaşanları korkutuyordu. Ya da ben korktum, sadece ben burdayım diyebildim. Arif Damar vardı o gece, "gitme kal var yok dinlemez bir çocuk isteğidir diyordu" yine. Bense senin oteline gidip, sana mektup bıraktım sarı bir zarfın içinde.&lt;br /&gt;Acaba hiç alabildin mi mektubumu? Sonra seni bir otobüsün penceresinden ve bir restoranın balkonundan gördüm birer kere. Yanına bile gelmedim şuursuzluğumdan. Sanırım bir sonraki görüşüm tam dokuz sene sonraydı. O zaman 90 yaşında bir kanaryaydın artık. Yine zıplayarak, sekerek, koşarak yürüyordun. Beni hatırlamadın İlhan Berk ama bütün tatlığınla hayatını anlattın yine. Almanya'da sana ödül vereceklermiş, oraya gidesiymişsin. Seni ziyarete gelecektim, o anda karar vermiştim ve adresini istedim. Ya da mektup yazacaktım ne biliyim. Adresini saklasın diye verdiğim insan ilhamın ne anlama geldiğini unutmuş biriydi o zamanlar, kaybetti adresini. Ve işte o zaman içimi derin bir korku kapladı, ya ben sana ulaşamadan tekrar, sen ölseydin, ya bu hayattan çekip gitseydin, ya benim istediğim, sevdiğim biri olabilme ihtimalimi, beraber yanında götürseydin. Bu korku içimde büyüdü. Kendimce sana dokunmaya çalıştım zaman zaman. İşte sarhoş oldum seni buraya karaladım b, etrafımdakilere seni anlattım. Utandım da bir yandan; on sene önce tanıştığım bir ince uzun adamı, bir (f) harfini neden böyle hayatımın en orta yerinde yaşatıyorum diye. Neyseki ilhamdan anlayan insanlara anlattım seni İlham Berk, çok da üzülmüyorum o yüzden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sen gittin gerçekten ve senden iki gün sonra Yıldırım Türker, Tezer Özlü'ye itafen o içlere bıçak gibi saplanan mektubunu yazdı. Burda "o yazıyı okumamış olanlara da yazık" diye düşünerek aşağıya eklentiliyorum yazıya ulaştıracak adresi. İtiraf ediyorum İlhan Berk, Yıldırım Türker'den kopya çekiyorum bu mektubu yazarken. Ama sana birşeyler karalamak hep aklımda vardı inan. Ve senin yokluğunda büyüyünce Yıldırım Türker olmak istiyorum galiba. İlham ne kadar önemlidir bilirsin, anlarsın...İlham kaynağı buldun mu sarılacaksın sıkısıkı. Şimdilerde bir kediler, bir kelimeler... Müzik bile diil. İşte Yıldırım da böyle biri. Sen de seversin, severdin eminim. Seni hiç şair olarak düşünmedim beni affet, zaten sen de ressam olmaya karar vermişsin görüşmediğimiz yıllarda. Şair diilim bile demişsin. Ama sen ressam da diilsin benim için. İlham Berk'sin işte. Sevdiğim ben'le belki de tek tanışmış kişisin. Gittiğin yerde iyi ol. Bu mektubu bitiremeyeceğim ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&amp;amp;ArticleID=896133&amp;amp;Yazar=%20&amp;amp;Date=24.09.2008&amp;amp;PAGE"&gt;http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&amp;amp;ArticleID=896133&amp;amp;Yazar=%20&amp;amp;Date=24.09.2008&amp;amp;PAGE&lt;/a&gt;=&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&amp;amp;ArticleID=896133&amp;amp;Yazar=%20&amp;amp;Date=24.09.2008&amp;amp;PAGE"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-710646520775294691?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/710646520775294691/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=710646520775294691' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/710646520775294691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/710646520775294691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2008/09/ilhan-berke-mektup.html' title='İlhan Berk&apos;e Mektup'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-492356133515685016</id><published>2008-05-08T22:02:00.007+03:00</published><updated>2009-07-25T12:46:38.037+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politika'/><title type='text'>tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak yavrucum</title><content type='html'>Dünya jet hızıyla iğrençleşmeye, bu blog da bunlardan nasibini almaya devam ediyor. Dünya dediğime bakmayın, bu ülke demeye sanırım hala dilim varmıyor ama sınırları içinde bulunduğumuz topraklardaki iğrençlikler silsilesi moralleri her gün biraz daha altüst ediyor.Gün geçmiyor ki haberlerde ayrı bir depresyonik hadiseyle karşılaşmayalım... Hepimiz birşeyiz furyasına, izninizle "Hepimiz Yalamayız" ı eklemek istiyorum. Yalama olmaktan başka çare de kalmadı açıkcası, neye ne kadar tepki gösterebilir ki insan oğlu, bir sınırı var mıdır bilemiyorum. Şu güzel bahar aylarını nasıl geçirmişiz bir bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutlu doğum haftasını geride bıraktığımız şu günlerde (ki büyük Türk düşünürlerinden Hakan Şükür de derbi için o kutlu haftaya yakışır bir maç olması konusunda taraftarları uyarmıştı çok şükür) Allahüme Salli diyerek sözlerime devam ediyorum....Zamanlar ve iğrençlikler artık birbirine karıştı ama sanırım ya kutlu doğum haftası şenliklerinden az sonra ya da barış içinde geçen 1 Mayıs kutlamalarından hemen önce, 78 yaşındaki (bazı kesimlere göre dinci bazılarına göre dindar olan kesimden) bir zattın, 14 yaşında bir çocuğa tecavüz ettiğine dair iddialar herkesi pardon dinci basın dışında herkesi derinden sarstı. Dinci basın da herzaman ki demokratlığını bir kere daha ispat ederek zanlının suçu ispat edilene kadar kendisi hakkında hiç bir yargıya varılamayacağını belirtti ve ne tesadüftür ki, tam o sırada TVlerde tecavüzle suçlanan o şahısın bir TV programına verdiği demeçte "zinayı ispat etmek için ahanda tam dört adet bizzat gözlem yapmış şahite ihtiyaç vardır" sözleri cereyan etmekteydi. Doğal olarak dinci basının da cümle içinde kullandığı ispat kelimesinin hangi hukuk sistemine göre değerlendirilmesi gerektiği bir merak unsuru oldu. Bu esnada hem kadın hem erkek güzide dinci basın temsilcileri 14 yaşındaki çocuktan genç kız diye bahsetmeyi, ne zaman yanlışlıkla çocuk deseler, bunu hemen genç kıza çevirmeyi bir borç bildiler.&lt;br /&gt;Bahar devam ederken yurdun dört bir yanından özellikle çocuklara yönelik tecavüz haberleri akmaya devam etti ama mazallah konu yargıya intikal ettiği için kimseyi haksız yere incitmek ya da suçlamak istemem, o yüzden bu konular hakkında konuşmamak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malesef yargıya intikal etmeyen ama sanırım konuşması yasak olan bir diğer konu da 1 Mayıs şenlikleriydi. Öyle ki çalışkan Türk toplumu veriminden bişey kaybetmesin, işleri aksamasın diye 1 Mayıs'ı kutlamayı ve Taksim gibi en çalışkan insanların bilfiiil çalıştığı bir mekanı paralize etmesin diye Taksim'e de çıkmayı yasaklayan bıyık kardeşliğinden en uzun boylu olanı bugün veryansın etmiş. Demiş ki "polis uzaylı mı"? Hö!! dediğinizi duyar gibi oluyorum, açıklayayım derhal. Şöyle ki; o barışcıl 1 Mayıs'dan sonra Türk polisinin üzerine o kadar gidilmiş o kadar gidilmiş ve onlar da haklı olarak o kadar incinmişler ki, uzunboylu bıyık kardeş onlar bizim evladımız değil mi, onlar insan değil mi, yazık değil mi o kadar üstlerine gitmeye diye haklı olarak kırgınlığını dile getiriyor. Kimse düşünmüyor tabi, o gün o önlemler alınmasaydı, o dayaklar atılmasaydı insanlar işlerine- okullarına gidemezdi, çok yazık olurdu. Bak içimden geldi yine haykırmak istiyorum iyi mi! Ne Mutlu Türküm Diyene hakkaten valla billa.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-492356133515685016?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/492356133515685016/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=492356133515685016' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/492356133515685016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/492356133515685016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2008/05/tecavz-kanlmazsa-zevk-almaya-bak.html' title='tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak yavrucum'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-4219705796205256929</id><published>2008-04-24T08:00:00.011+03:00</published><updated>2009-07-25T12:51:33.476+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politika'/><title type='text'>burjuva öldü yaşasın beyaz türkler ve duyarlılık meseleleri</title><content type='html'>12-13 yaşlarında Duygu Asena'nın Kadının Adı Yok adlı kitabını okuyup, çok anlamlıdıramadığım ama taaa içimde bir yerlere dokunan bir şeyler hissetmiştim. İçime nasıl bu kadar yoğun olarak işlediğine hala anlam veremediğim bir adalet duygusunu ve bu duyguyu oluşturan yapıtaşlarını şöyle bir yerinden oynatmıştı. O zamanlar küçük bir kız çocuğu olduğum için ve dünyayı algılamam yakın çevremden ibaret olduğu için ben de en yakınımdaki erkeklerde gördüğüm bütün kanıksanmış adaletsizlik timsali kodları deşifre etmeye başlamıştım. Kadınlar sofrayı toplarken oturanları, yemeğin en güzel kısmına hakkıymışçasına konanları, ev hayatının baş muaflarını, canları istediğinde ortaya serilen küçük prens kaprislerini, güç gösterisi yapmak istediklerinde gayet rahat üzerlerine giydikleri mussolini paltolarını ve ucuz faşizm gösterilerini...(höt ben ne dersem o olur tandansında).&lt;br /&gt;İşte Asena'nın kitabını okuduğum o yaşlarda, küçük üst orta sınıf hayatımda gözlemleyebildiğim yegane cinsi adaletsizlikler bunlardı işte, bir de belki yeni yeni maruz kalmaya başladığım ufak cinsel tacizler, ki her genç kızın başına gelirdi bu küçük steril dünyada bile. Her ne kadar kitapta gözüme sokulanlarla travmaya uğramış hissetsem de, cinsiyet meselesine karşı farkındalığım arttı çok ve bu adaletsizliğin sadece benim kendi küçük sosyal sınıfıma ve kendi küçük hayatıma değil bütün sosyal sınıflara hem de çok daha kelli felli ve zarar verici bir etki alanıyla yayılmış olduğunu da farkettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsiyetler arasındaki adaletsizlik ve ayrımcılık konularına duyarlılık aslında belki birçok diğer konuda olduğu gibi biraz yalnız bir var oluş türü. Bu duyarlılığa sahip olanlara hasbel kadar feminist denmesinin sonucu olarak da feminist olmak hem kadınlar hem de erkekler (özellikle beyaz türk olanlarının) arasında neredeyse zavallı, acınacak bir durum olarak konumlanmıştır. Feminizme tepkiler o kadar sığ ve komik ki, feminist olmak istediklerini elde edememiş kadının küsme durumu sanki. Yani başarılı ve zengin bir adamla evlilik yapamamış, haftada en az bir kere kuaföre gidemeyen muhtemelen çirkin kadınların icat ettiği bir kavram, hayata bu sebeplerle küsmüş olmalarının bir sonucu. Hele kadınların feministlere bakışı daha da korkunç. Tıpkı homofobik erkeklerin eşcinsel erkekleri acınası ve tiksinti verici birer ucube olarak görmelerine benzer bir duygu salınımı yaşarlar kadınlar feministlere karşı. Onların da adları feminofobik olsun bundan böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse geçenlerde hayatımıza (feminofobik, beyaz/siyah, kadın/erkek bütün türklerin suratına) bir Pippa Bacca tokadı çarptı. "Amaaan tüh imajımız rezil oldu" ah vahlarıyla beraber gündemde bir süre tutulduktan sonra rafa kaldırıldı. Gerçi beyaz türk cephesinde herkesin bir dudağı uçukladı doğrusu, kendi hayatlarına doğrudan dokunmasa da Avrupalı olabilme hayalini baltaladığı için, bu topraklarda gerçekleşen vahşet hikayelerinin temsili bir hikayesi olarak suratlara tokat, göze giren parmak oldu. Konuşmalar "iğrenç sapık" seviyesinde kaldı çokca bir süre. Oysa bu ülkede kadınların sabit bir şekilde maruz kaldığı cinsel sapkınlığın gayet meşru bir kurum olduğu gerçeği kimsenin aklına gelmedi ( bir kısım sivri dilli yazar hariç) ve bu kurumsallaşmış sapıklığın meşruluğunu gündelik hayatlara usulca sızmış masum gibi gözüken hareketlerden, usul usul çalışan cinsi ayrımcılıktan kazandığını kimse hatırlamadı. Kardeşinin nereye gittiğini, kimle görüştüğünü kendi en önemli meseleleri yapan abiler, bunun bir üst seviyesinin namus cinayetleri olduğunu hatırlamadı, orta yaş krizine girip genç kan aşkıyla tutuşan, çevrelerinde saygın bir iş adamı olarak tanınan kelli felli amcalar, neyse parası verip seviştikleri Rus kızların birer çocuk olabileceklerini, bunun diğer adının pedofili olduğunu hiç hatırlamadılar... Evlerindeki kız çocuklarını abilerine, babalarına hizmet amaçlı kullanan anneler sırf bu amaçla türkiyenin dört bir yanında kız çocukların okuldan alındıklarını bu daha ergen bile olamamış kızcıkların ev işlerini üstlenmek için en temel haklarından mahrum kaldıklarını bir türlü hatırlayamadılar... Ve özellikle beyaz türklerin arasına sızma projelerini büyük bir hırsla yürüten yeni yetme islami burjuvazi, kızcıklarını örtüp bir an önce baş göz etme telaşı içinde, finansal olarak kendilerinden çok daha şanssız ama konu kızlarını evermek olunca kendilerinkine çok benzer sebep, niyet ve dürtülerle hareket eden Anadolu ailelerinin kendi küçücük kızcıklarını daha adet olur olmaz hatta belki de olmadan önce "artık çocuk değil, kadınsın, al şu ehramı, örtüyü, çarşafı, türbanı sar her bir tarafını, gir evin içine, ve sana uygun gördüğümüz erkeği bekle" diyerek o çocukların hayatlarını, çocukluklarını nasıl kararttıklarını ve uygun gördükleri erkeğin koynuna soktukları o çocukların yaşadıkları travmaları hiiiç mi hiç hatırlamadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlanmayanlar yadırganmayanlardı işte, normal olanlar yani ve fakat bir de göz yumulan sistematik adaletsizliğin, bir türlü ses çıkarılmayan türk ceza kanununun, oy çokluğuyla (ki bu oyların arkasında en bir beyaz türker vardı son seçimlerde) başa getirilen partinin temsilcilerinin (ki bazıları birden fazla kadınla evlenmeyi en temel hak görür kendilerinde) kadınlara reva gördüğü ve hasbel kadar bahsi geçen sınıfların dahi yadırgadığı bir dizi başka ayrımcılık ve sapıklık var ki onlar bile meşru meşru hayatına devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Ceza Kanunu'na göre tecavüzün bir sürü hafifletici sebebi olabilir. Mesela kadın isterik olabilir, orospu olabilir, bakire olmayabilir ( ki orospuyla aynı kapıya çıkıyor) mütecaviz evlenmeye niyetli olabilir, kadın çığlık atmamış ve yardım istememiş olabilir (bağırmadıysa aranıyordur zaten) ve bütün bu hafifletici sebeplerin varlığı söz konusuysa tecavüzcü tabii ki tecavüzünde yerden göğe kadar haklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecavüz insan hakkı ihlallerinden kadınlar üzerine yoğunlaşmış olan milyonlarcasından sadece biri. Bazılarına göre belki en korkunç olanı, ama bana göre sadece biri. Evinde kız çocuğuyla erkek çocuğuna ayrı muamele eden, daha küçücüklerken çocuklarına cinsiyetlerinden ötürü farklı haklar dağıtan anne-baba, iş yerinde kadına farklı davranan işveren, trafikte parkedemeyen kadına sırf kadın olup da parkedemediği için akla hayale sığmayacak hakaretleri saydıran lacoste gömlekli cip kullanan beyfendi, sevgilisine her kızdığında orospu diye bağıran master yapmış kurumsal yatırım uzmanı genç adam... Geldiğiniz yer hep aynı, yol açtığınız ve pekiştirdiğiniz toplumsal düzen ise ancak sizlerden olmayan bir kamyon şöförü sizin nezdinizde kutsal olan bir şeye tecavüz edip yok ettiği zaman suratınıza çarpıyor. Ve tabii ki bu düzene başkaldırmayan hatta düzenin en bir yavuz savunucuları kadıncıklar, tecavüz sadece bir sonuç; meşru bir düzenin sonucu ve işin kötüsü sadece sapıkların tekelinde değil. Türkiye'de tartışmasız her kadın siz dahil tacize uğruyor, Türkiye'de milyonlarca yavru en yakınları tarafından tecavüze uğrayıp sonra cezalandırılıyor. Bunu sadece Türkiye'nin bir bölgesiyle, cahillikle, sapıklıkla ilgili olduğunu düşünenler ise aymazlık içinde kavruluyorlar. Siz (ve tabi biz) eski burjuva yeni beyaz türk kardeşlerim, sıcak yataklarınızı terkeyleyerek, düşünmediğiniz, ya da kendinizden tamamen soyutlayarak değerlendirdiğiniz şu düzenin en vahşi gerçekleriyle biraz yüzleşin artık bir zahmet, oyunuzu atarken bundan sonra neye oy attığınızı iki tartıp, bi ölçüverin. Diyeceğim budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-4219705796205256929?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/4219705796205256929/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=4219705796205256929' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4219705796205256929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4219705796205256929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2008/04/burjuva-ld-yaasn-beyaz-trkler-ve.html' title='burjuva öldü yaşasın beyaz türkler ve duyarlılık meseleleri'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-619779818772588439</id><published>2008-02-20T00:16:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:01:10.749+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilhan berk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aysel gürel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlemek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vatan'/><title type='text'>ünzile insan dölü</title><content type='html'>Aysel öldü dün. Yarım kaldık. Çöp kamyonuna otostop çeken bilgeydi kendisi hiç ferrarisi de olmamıştı hem çok şükür. Ünzileyi arayamadım korkumdan, ne söylerim, ne derim bilemedim. Bir kadeh Sevilen koydum kendime, sonra sokaktan bozacı geçti, yine ne diyeceğimi bilemedim. Mumum aleviyle oynayan kediyi düşündüm haliyle. Özdemir asafı hemen akabinde, ve tabi İlhan Berk'i. Ölenle ölünmediğini ve tabi ölmeyenle yaşanmadığını da. Ve güzel olan herşeyin bitmesi gerekmediğini ama hayatın sürekli bunu kafamıza kaktığını ve gözümüze soktuğunu ve hayatın bu başöğretmen tavırlarından ne kadar sıkıldığımı ve artık başka birşey öğrenmek veya hatırlatılmak istemediğimi. Eski fotoğraflar da çok ayıpetmişti. Hem ayselin resimleri heryerdeydi, müthiş, dişi, ve gözyaşı dolu. Bizim resimlerimiz de kaynamış araya. Allahım bu masumiyet denen şey öldürecek beni. Bu kadar mı masum olur geçen yıllar ve gençlik, bu kadar mı iç burkar, bu kadar mı geri gelmez geçen hiç bir gün hiç bir yıl, ay. Bu kadar mı tanıdık olur ölmek adını verdikleri eriyiş, bitiş, yok oluş. Oniki adet sigara içmişim farketmeden, sonra kedi geldi mumun aleviyle oynamaktan bıkmış. Kürtçe bir uzun hava dinledik beraber. Pesto soslu makarna yedik. Taksi korna çaldı aşağıda. Diyarbakırda bi çocuk evine döndü yorgun, ben yatağı açtım, bir devrimci türküsü daha unutuldu bi yerlerde, bi çocuk aşkından yatağa düştü, bi kadın evini bi yabancıya açtı, bi nene torun sevgisiyle iç çekti, bi vatan özlendi, bi seven kavuşamadı, bi hayattan bayıldı, bi hayat yarım bırakıldı, ve bi 5 milyar tanesi devam etti, ölenle ölünmedi, kalanla kalınmadı. Ayselin yokluğunda bütün şarkılar öksüz kaldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-619779818772588439?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/619779818772588439/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=619779818772588439' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/619779818772588439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/619779818772588439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2008/02/nzile-insan-dl.html' title='ünzile insan dölü'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-2617696615640808099</id><published>2008-02-16T14:15:00.010+02:00</published><updated>2009-07-25T12:53:50.078+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><title type='text'>örtünme halleri üzerine</title><content type='html'>Uzun süren bir aradan sonra, ülke hal ve gidişatındaki vehametin, dünya hal ve gidişatını çoktan gölgede bıraktığı bu günlere geldiğimizde, uğruna herkesin birbirini neredeyse parçaladığı, bazı kesimlerce “türban”, karşıt kesimlerce ise “başörtüsü” denilen bez parçası üstüne iki kelam etmenin zamanı geldi diye düşünüyorum. Çok uzun süredir bu konu üzerine bir şeyler karalamak istememe rağmen sahip olduğum/olduğumuz ara-dere bakış açısını kelimelere nasıl dökebileceğimi de bir o kadar bilemez durumdayım. Konu bu provokatif bez parçası olduğu zaman gerçekten çok karışık fikirler ve duyguların hükmettiği karmakarışık haller söz konusu oluyor. Bu karmakarışıklığı net olmaya çalışarak resmetmek ne kadar mümkün göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türbanın ya da başörtüsünün ya da ismi her ne hal ise o örtünün ben de ilk uyandırdığı duygu ne yalan söyliyeyim, mide bulantısı... Hele bir de çeşitlilik, zenginlik laflarıyla yanyana getirildiğini duydukça mide bulantısı artan bir kusma hissine dönüşüyor hiç vakit kaybetmeden, çünkü bu örtünme hadisesine her ne kadar semioloji disiplinin bile şaşıracağı kadar çok sembol atfedilse de (modernite, şehirleşme, mazbutluk vs) aslında kendisinin pek konuşulmasa da açık ve seçik tek bir ifadesi var, o da cinsellik, daha doğrusu kadın cinselliğinin yok edilmesi. En azından en temelindeki motif bu. Örtünmenin bu kadar dile getirilmesinin ise eciş bücüş bir cinsellik anlayışıyla çok paralel gittiğini düşünmekteyim. Ve bu yüzdendir ki kadınların örtülerek veya başka şekillerde ezildiği toplumlarda cinsellik en sapık/sapkın/ tutsak halleriyle yaşanmakta. Örtünmek de böyle bir dünyayı adeta meşrulaştıran sembollerden biri sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen hemen bütün kültürlerde kadının bir seks objesi olması ve bununla bağlantılı olarak bu kültürlerin bazılarının geçmişinde bazılarının da şimdisinde seks objesi olan kadının aynı zamanda toplumsal huzuru ve verimi baltalayan, içindeki cinsellikten dolayı özünde barınan nevrotik olma, baştan çıkarma ve akıl çelme yetilerinden ötürü vahşi bir at gibi kontrol altına alınması gerekliliği kadına karşı gösterilen ayrımcılık ve tahammülsüzlüğün en belirgin sebepleridir. Bu kontrol altına alma ihtiyacının kültürüne göre değişen çok farklı tezahürleri olmuştur tarihte ve günümüzde. Batı, histeri kelimesini binküsur yıl önce bir kadın hastalığı olarak ilan etmiş, bu buluşuyla da adeta huzur bulmuştur. İlk Hipokrat tarafından ortaya atılan bu hastalık, Viktoryen İngiltere'de ve 19. yüzyıl Avrupasında bolcana itibar görmüş, kadının cinsel açlığından kaynaklandığına ve vajinadan beyne kan gitmesiyle ortaya çıktığına inanılan histeriyi tedavi etmek için bolcana kan akıtmak gerektiğine inanılmıştır ve malesef bu amaçla bol miktarda kadın kanı kanı akıtılmıştır o dönemlerde. Günümüzde de Afrika vs gibi yerlerde kadın genital organının kesilerek sünnet edilmesinin artında yatan amaç yine toplumsal huzurdur. Kadını kontrol, kadının, aklı baştan alan ve toplumsal düzeni bozan potensiyel histerisini güdümleme ihtiyacıdır.İslami kültürlerin tercih ettiği “kadını örtme” belki de bu kontrol metodları içinde en masum gözükenidir. Ama günün sonunda amaç yine aynı amaç , hedef yine aynı hedeftir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın islami paradigma içinde de sırf varoluşuyla tahrik eden, salt özel alana ait, kamusal alanda yer alması çok da uygun olmayan bir cinsellik objesidir. Bu objenin kendinden menkul en önemli özellikleri yine erkeği baştan çıkarması, toplumsal huzuru bozması, aklı çelinmeye meyilli erkeği cebren ve hile ile aklını başından alarak doğrudan yanlışa sürüklemesidir. Bütün din kitaplarının birinci paragrafı da bunu anlatır. Havva’nın Adem’i nasıl ölçüsüzlüğü, ve şehvetiyle yoldan çıkardığı hikayesi nerdese insanlığın ve kadın ayrımcılığının tarihini belirlemiştir. Kadın seksdir, seks yoldan çıkarır, yoldan çıkmamak için kadını kontrol etmek ve erkeğin kendi belirleyeceği koşullar içinde seks yapabileceği bir toplumsal düzeni kurmak gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzide ülkemizde kanımca en şaşırtıcı olan, örtünme söz konusu olduğunda aynı fikirde olan ve olmayan bütün kesimlerin bu hadiseyi tamamen başka bir boyutta tartışmayı seçmiş olmalarıdır. Meseleyi, özgürlük ve modernizasyon ekseninde konumlandıran muhafazakarlar, ortaya bir tutam da zulüm edebiyatı serperken, yine benzer eksende tartışmayı tercih eden yazar- çizer- akdemisyen takımı (hele akademisyen olanları en enteresanı) örtünmenin altında yatan kendilerince anlamlı bir dizi sembolü okuyabildiklerini ve anlayabildiklerini iddia ederken, kendilerine Kemalist denen ve diyen, içlerinde hem Bedri Baykam kadar itici ve bu sıfatı ziyadesiyle hakkeden karakterlerin, hem de konuştuklarında gözlerinizi dolduran, kendilerine cumhuriyet kadınları adını veren emekli öğretmenler ve nur yüzlü teyzelerin de bulunduğu bir kesim de türbanın resmileşmesiyle baraber bu ülkenin Atatürk’ün yarattığı en önemli değerlerini kaybettiğini söyleyerek tartışmaya katılmaktalar. Yine akademisyen ve yazar çizerlerden oluşan ikinci grup tüm tartışmaların kesimler arası iktidar mücadelesi olduğunu ifade etmektedir aynı zamanda. Ancak bir iktidar mücadelesi varsa o da erkegin kadını daha da ikidarsızlaştırmak için yüzyıllardır verdiği mücadeledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu üzerinde Türkiye’de hem ekonomik hem de kültürel sınıflar arasında bile bir mutabakat sağlanamamış olması, anıtkabire eline bayrağını alıp koşan kadınlar arasında başı bağlı olanların, bezi destekleyenler arasında ise ciddi bir mürekkep yalamış entelijensiyanın olması herkesin ezberini daha da bir bozar hale getirdi. Kafamız o kadar çok karıştı ki adeta kimin ne olduğunu ve kime güveneceğimizi bilemez olduk. Tıpkı geçen gün arabasına bindiğim taksicinin “kürtler gidince bu mahalle daha iyi olacak” demesi üzerine "iyi de ben de kürdüm" dediğimde duymuş olduğu dehşet dolu şaşkınlık gibi. "Kusura bakma abla hiç benzemiyorsun" derken ki şoke olma hali, gözlerinden okunan “artık kime güveneceğimizi bilmiyoruz” metnindeki gibi bir daimi şaşkınlık hali içindeyiz türban ve etrafını saran bütün tartışma konuları söz konusu olduğunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada ve tarih boyunca yaşam alanı ikiye bölünmüştür. Özel ve genel (mahrem ve kamusal) alan. Toplumbilimcileri de içeren yazar çizer entelijensiyasının örtünmeyi bu kadar destekler gözükmesinin ardında yatan en önemli sebep, kadının özele erkeğin de kamusala sahip olduğu bu alan bölüşümündeki dengeyi değiştirmek ve kadının kamusalda da paydaş olabilmesi için kadını dışarı çıkaran, kadını özgürleştiren özelden kamusala atlatan bir araç olarak konumlandırmış olmalarıdır. Bu bağlamda muhafazakar kesimle birebir aynı dili konuşmaya başlarlar. Oysa ki ortada atlanılan en önemli gerçek şudur; şartlı koşullu özgürlük olmaz. Örtünerek dışarıya çıkabilmek ( kamusalda yer alabilmek) hapishaneden dışarı ancak kelepçeyle çıkabilmeye benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün örtünmek erkek iktidar odakları için hala malesef salt cinselliği temsil ediyor. Fakat kadınlar için örtünmek bir dini vecibe olmaktan çoktan çıkmış durumda. Kendi sosyal sınıfları içinde bir kabul edilme koşulu, bazen bir iş bulmak, bazen okula gitmek, bazen de evlenmek, hatta sevgili bulabilmek için bazense sadece yolda yürüyebilmek için bir ön koşul. Yani bir nevi özgürlük. Ön koşulun özgürlükle içiçe girip kafaları karmakarışık ettiği garip bir hadise. Akademisyenlerin okuyup anladıklarını iddia ettikleri şey de bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konunun en kalp kırıcı tarafı ise, bir yandan da üniversite kapısından içeri girebilmek için zavallı kızcıkların içinde düştüğü o eciş bücüş eğreti haller…Ki onlar da en az örtünme esaretleri kadar iç paralayıcı. Kafalarına geçirdikleri insanın içini buran çirkinlikteki peruklar, piyasaya sırf bu amaçla sürülmüş olduğuna emin olduğum Mary Poppins şapkaları (içlerinde en hüzünlü duranı bunlardır bence) bazen de hiçbirşey takmadan girmeyi tercih ettiklerinde o yüzlerindeki çaresizlik ve ne yapacağını bilememe durumu yine ve yine kadını rencide edici bir sosyal olgu oluşturuyor. Kendi sosyal çevresinde başını örterek hayata karışabilme ön koşulu, kamusal alanda başını açma koşuluna dönüşüyor. Ve bu koşullar ve dayatmalarla dolu hayat kadının esaretini , tutsaklığını gittikçe daha da pekiştiriyor. Zamanında hangi dayatma daha güçlü beyin yıkamışsa, kendini ondan yana görüp, diğerine diş biliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem bu yasakları çıkaranlardan hem de genç kızına örtünmenin ne güzel bir şey olduğunu usulca fısıldayarak, ona kısaca artık yaşı itibariyle potansiyel bir seks objesi olduğunu söyleyen sonra da meclislerde bunun bir kişisel özgürlük olduğunu çığıranlardan eşit şekilde tiksinme hakkım var mı bilemiyorum? Bu eşit tiksinme durumu, “şu durumda üniversitlerde örtünme yasağının kaldırılması karşısında ne gibi bir tavır almalı” sorusu karşısında bir duruş gösteremiyor ne yazık ki. Evet ben de etrafında türbanlı görmek istemeyen bir sosyal sınıfa mensubum, evet ben de türbanı yobazlık, gericilik olarak görüyorum ve evet duygularım tiksinti ve hatta biraz da korku. Ama kadının devamlı maruz kaldığı bu dayatmalar dünyasından da nefret ediyorum ( örtünme veya örtünmeme dayatması)Sanırım günün sonunda bir seçim yapmam gerekirse kadının örtünerek özgürleşmesi ve bunun devamı olan örtünme özgürlüğünün elinden alınması yalanına, örtünmeyerek üniversiteye girebilme dayatmasına kıyasla daha çok dayanamıyorum. Ve örtünme hakkının elde edilmesi mevzusunda, sırf yalan üzerine inşaa edildiği için ve bu ülkede artık malesef bir taraf olma zorunluluğu olduğu için daha çok türbana hayır diyen tarafa kayıyorum. İçim parçalansa bile…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-2617696615640808099?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/2617696615640808099/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=2617696615640808099' title='14 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2617696615640808099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2617696615640808099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2008/02/rtnme-halleri-zerine.html' title='örtünme halleri üzerine'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-4466900525783779859</id><published>2007-10-17T23:54:00.001+03:00</published><updated>2009-07-25T12:42:31.306+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eşkiya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='facebook'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kardeşlik'/><title type='text'>Dünya küçülürken...</title><content type='html'>Buraya son girilen yazıdan beri dünyada çok şey değişti. Büyük ihtimalle 18.yüzyıl ve 19. yüzyıl arasında geçen koskocaman yüz senelik zaman diliminde bile bu denli dramatik değişiklikler yaşamamıştı insanlık. Boru değil, dünya üzerinde hüküm süren bütün gerizekalı savaşlara ve halkları kutuplaştıran ve sürekli bir diğerini ötekileştiren Amerikan eşkiyalık sistemine nispet yaparcasına bir daralma ve küçülme gerçekleşti şu yaşlı gezegenimizin üzerinde. Tabii ki de hepinizin bildiği gibi hayatlarımıza jet hızıyla giren facebook'dan bahsediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En şüpheyle karşılayanlar, en cool duranlar, en benim işim gücüm var uğraşamam diyenler, en biz bunları çok gördük diyenler teker teker düştüler facebook'a. Facebook içinde "antifacebook" oluşumlara rastlandı, ama bu oluşumların mensupları facebook dışında yer almayı düşünemediler bile, içerden muhalafet dediler, bağırındılar ve sonra sustular. "Facebook çığrından çıktı, ebemi de bulucam yakında" diye grup kuranlar, mücadeleden vazgeçip, kendilerini facebook'un birleştirici, ılık kollarına bıraktılar bir süre sonra. İlkokul arkadaşları bulundu, defalarca buluşuldu, 1980'lerde ilk öpülen sevgililer arandı, bulununca nükteli mesajlar atıldı, ilk defa doğum günleri geniş kitleler tarafından kutlandı ve en yalnızlar bile sevildiklerini hissettiler. Aileler facebook'da buluştu, müzikler çalındı, kopmaya yüz tutan arkadaşlıklar güçlendi, güçlüler tavana vurdu. Haftasonları hummalı bir faaliyetler dizisine döndü; cuma günü 14 senedir görüşülmeyen yazlık arkadaşlarına, cumartesileri ortaokulda gidilen bir kursta tanışılan insanlara, pazar öğleden sonraları ise yuva sınıfıyla buluşmaya ayrıldı. Dünyanın öbür ucundaki tanışlara, nerdesin, ne yapıyorsun diye soruldu, cevap alındı, mesafeler daraldı, dünya küçüldü. "Dünya insanlarıyla arkadaş ol" uygulaması indirildi, mozambik'ten, paraguay'dan insanlar arkadaş listesine eklendi, dünya noktaya döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık bir platformda bütün bu dönüşümü yaşarken, başların üzerinde bir kardeşlik haresi büyürken, balon bile olsa bir dostluk sahnesi inşa edilirken, mesafeler daralır, farklılıklar azalırken, bir başka platformda kardeşe kardeşi kesmeyi unuttuğu hatırlatıldı.&lt;br /&gt;Uluslararası politika iğrençliği insanlığın gitmeye çalıştığı her türlü ortak hayali, kesişen her yolu darmadağın etmeyi becerdi yine. Bu topraklar üstünde oynanan binlerce oyuna bir yenisi eklendi, ve yüzyıllardır beraber yaşayan hakların arasına kirli düzeneklerden bir yenisi döşendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni kağıt oyunumuzun adı, kürt kaçtı, ermeni kingi, türk pokeri. Çok nefis, bol kozlu, çok alengirli şahane bir oyun bu. Oyunu oynayanlara ebedi mutsuzluk ve sonsuz acı diliyorum. Umarım kendi boklarının içinde boğulurlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-4466900525783779859?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/4466900525783779859/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=4466900525783779859' title='7 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4466900525783779859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4466900525783779859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/10/dnya-klrken.html' title='Dünya küçülürken...'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-7183609079273113396</id><published>2007-08-26T01:50:00.002+03:00</published><updated>2009-07-25T13:13:39.380+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cihangir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutluluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mahalle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kedi'/><title type='text'>mahallemiz</title><content type='html'>Bütün gençliğini etiler-ulus-akatlar üçgeni içinde geçirmiş, ve okul dahil her türlü hayati önemi olan yere en fazla 5 dakikalık bir araba yolculuğıyla ulaşmış biri olarak, Beyoğlu ilçesine taşınmam ailemin her bir ferdinde travmatik bir etki yaratmıştı. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Ananemin evime ilk gelişini hatırlıyorum. Elinde eğreti alınmış bir ev hediyesi havlu, yüzünü buruştura buruştura elime tutuşturup, gerçek bir evin olunca hediyenin de gerçeğini alırım gibi bir laf etmişti. &lt;span class="fullpost"&gt;daha sonra evime gelen her akrabam acıyarak "yokluk içinde de değilsin ama neden böyle bir yerde oturuyorsun" alt metniyle laf koymaya devam etti. Evet bunları duyan beni varoşta bütün ailemi de konak ta oturuyor sanabilir ama kazın ayağı öyle değil tabi. Özellikle benim için en çok üzülen ananemin, yıllarca şehrin göbeğinde benimkine çok benzer bir sokakta oturduğunu düşünecek olursak bütün bunlar komik gelebilir kulağa. Annemin de sokağa girince tansiyonu çıkıyormuş nedense. İşin doğrusu mahallemizde (aile efradının abarttığı kadar olmasa da) her saniye enteresan enstantanelere rastlamak çok mümkün. Aslında kendisi bir küçümen evren ( nam-ı diğer mikrokozmos), ve kesinlikle steril olmaktan çok uzak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu taparcasına sevdiğim mahallede aslında düşünüyorum da, günler hiç öyle pırıl pırıl geçmeyebiliyor. Sokağa çıktığım zaman standart olarak rastladıklarım arasında yavrusunu yiyen kediler, kardeşini yiyen martılar, pipisini çıkaran deli, mahalle sakinlerini asla hırpalamadıklarını iddia eden kerane sahipleri ve maaşlı pezevenkleri gibi elemanlar geliyor. Sokağı saatlerce kapama hakkına sahip olduğunu düşünen esnaf kamyonetleri, eski mahalle sakinleri ve yeni entel/yuppie zümre arasındaki kıyasıya savaş, sokaklarda 24 sat boyunca oynayan çocuklar, camlardan sarkıtılan hatta 7/24 sarkık tutulan sepetler, milyonlarca kedi, milyonlarca kedi boku, canı sıkılan otopark mafyası tarafından patlatılan lastikler veya müzik dinlediğin için hönkürerek bağıran karşı komşu, balkona çıkınca dört bir yandan yayılan ot kokusu her bir adet günün gayet gayristeril, gayet şoke edici geçmesini sağlayan vazgeçilmez unsurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet mahallemiz bir çamaşır suyu şişesi, bir bebek cildi saflığına ve temizliğine sahip değil belki. Ama gittikçe artan ve başka bir yerde yaşamayı tahayyül bile ettiremeyen bir bağımlılık unsurunu kesinlikle barındırıyor. Mahallemiz bir hayata maruz kalma hali. Mahallemiz çöp kokuyor ve mahallemiz kesinlikle deli. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-7183609079273113396?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/7183609079273113396/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=7183609079273113396' title='8 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7183609079273113396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7183609079273113396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/08/mahallemiz.html' title='mahallemiz'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-618213663181075441</id><published>2007-08-19T18:49:00.002+03:00</published><updated>2009-07-25T13:05:56.677+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Blog'/><title type='text'>Global Isınma Kutupları Eritebilecek mi?</title><content type='html'>Sarhoş olup blog yazmaya bir son vermenin zamanı geldi gibi gözüküyor. Aşka gelip kısa ve absürd hikayeler yazmak, ya da sevdiğimiz şairlerden şiirler recite etmek çok prim yapmıyor bu camiada. Gelen tepkilerden de açık ve net anlaşılıyor bu. Peki, öyle olsun. O zaman hemen sert bir manevrayla ciddi meselelere geri dönelim. Bakalım neler olmuş makro ve mikro çevrede. Geçtiğimiz hafta Putin çok da çaktırmadan eneteresan bir kelam etti, "tek kutuplu dünya çok zararlı, çok fena bişey" diyerek adeta çift kutuplu günlerin kutup başı olduğu günleri yadetti. Bu laflar daha da ısınacak bir dünyanın habercisi olabilir mi acaba diye düşünmeye yeltenirken, hemen direksiyonu kırıyor ve kutupların kendi hayatlarımızdaki tezahürlerine bakıyoruz. Putin gibi sanırım, hiç kimse kutupsuz bir hayatı hayal edemiyor artık. Ya da zaten hiç bir zaman mümkün olamayacak bir hayaldi bu. Öyle ki, en basit günlük yaşamda bile bir araya gelmesi imkansıza yakın olan kutupcuklar söz konusu. Bu aralar en popüler olanlarıı ise medeni hallerin oluşturduğu kutuplar sanırım. Evli ve çocuklular, sade evliler, nişanlılar, bekarlar, arananlar vs gibi farklı fraksiyonlar kendi hegemonyalarını kurmaya çalışırkan sabit bir rekabet içindeler mütamadiyen. Ne yazık ki bu farklı türlerin mesele ve gündemlerinin bir araya gelmesi veya uzlaşması şimdilik mümkün gözükmüyor. Evliler birbirlerini evlerinde ziyaret edip, kanape ve sehapadan oluşan oturma setlerinin etrafında zaman geçiriyorlar, evli ve çocuklular sadece türdeşleriyle beraber tatile çıkıp, tatil köyleri dışında bir ortamda var olmayı hayal bile edemiyorlar. Nişanlılar ( ki en ilginç fraksiyonlardan biri bu bence), sosyalleşmelerini yine kendi türleriyle yapıyorlar ancak aktiviteleri sadece bu ara-dere dönemin önemli meselelerini konuşmaktan ibaret olduğu için zorunlu olarak yine sadece kendi kutup üyeleriyle muattap olabiliyorlar, zira düğün yeri, tafta/dantel fiyatları, mutfak rafları gibi Nurullah Ataç metinlerini aratacak denli eğlenceli konuları kendileriyle konuşup fikir alışverişi yapabilecek başka kimse olmayabiliyor etrafta haliyle. Bekar adı verilen zümre ise, yukarıda adı geçen aktivitelerin topundan hiç hazzetmediği için, kendi türü dışındakilerin gittiği mekanlara gitmeyi zul biliyor. Kazara böyle bir yerde bulursa kendini, ciddi bir oksijen taviyesine ihtiyaç duyuyor, aksi takdirde tıbbi müdaheleye maruz kalabiliyor. İşin ilginç kısmı, bütün bu kutup ve gruplar kendi ait oldukları grup dışındakileri hor görerek, kazın ayağı her ne kadar farklı olsa bile kendi türlerinin en ideali olduğu konusunda yarı ilüzyon bir gerçeklik yaratmaya ve dahası bu gerçekliği dünya aleme empoze etmeye çalışıyorlar. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RsiMJzWfswI/AAAAAAAAACw/l41vp5g5Vj8/s1600-h/bushputin.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5100480678028358402" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 87px; CURSOR: hand; HEIGHT: 104px" height="93" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RsiMJzWfswI/AAAAAAAAACw/l41vp5g5Vj8/s320/bushputin.jpg" width="87" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bush Putin'e ne yanıt verecek bakalım ama ne derse desin tek kutuplu dünyayı savunacak verileri bulması ve savını destekleyebilmesi bu şartlar altında zor gözüküyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-618213663181075441?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/618213663181075441/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=618213663181075441' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/618213663181075441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/618213663181075441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/08/sarho-olup-blog-yazmaya-bir-son-vemenin.html' title='Global Isınma Kutupları Eritebilecek mi?'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RsiMJzWfswI/AAAAAAAAACw/l41vp5g5Vj8/s72-c/bushputin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-620495170177280312</id><published>2007-08-09T00:43:00.003+03:00</published><updated>2009-07-25T13:03:23.694+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cemal süreya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlemek'/><title type='text'>cemal abi yeniden</title><content type='html'>afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani,trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;varto depremini düşün, yardım olarak batı'dangönderilmiş bir kutu süttozunu ve sütyeni.adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sütyeni,kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;tanrım gerçekten çocukluk günlerinizde mi?..eşiklere oturmuş bir dolu insan, keşke yalnız bunun için sevseydim seni&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-620495170177280312?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/620495170177280312/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=620495170177280312' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/620495170177280312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/620495170177280312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/08/cemal-abi-yeniden.html' title='cemal abi yeniden'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-7201462994591403611</id><published>2007-08-09T00:43:00.002+03:00</published><updated>2009-07-25T13:02:12.934+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cemal süreya'/><title type='text'>cemal abi</title><content type='html'>mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;banliyo treninde rastladığımızsınav saatini kaçırmış liseli kız,hep kazanırsın ey çözümsüzlük!ey otobüssever ey troya yolcusu!anımsarsın günlerce konuşup durmuştuko ib(ipekböceği) sesli kadını;birinin grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.iki çay söylemiştik orda, biri açık,keşke yalnız bunun için sevseydim seni.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-7201462994591403611?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/7201462994591403611/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=7201462994591403611' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7201462994591403611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7201462994591403611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/08/cemal-ab.html' title='cemal abi'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-2267334056164854043</id><published>2007-07-25T10:18:00.001+03:00</published><updated>2009-07-25T13:01:47.144+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><title type='text'>22 Temmuz'un ardından</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rqb6UD7GkXI/AAAAAAAAACg/APAgVuuHkhY/s1600-h/komik.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5091031651346452850" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rqb6UD7GkXI/AAAAAAAAACg/APAgVuuHkhY/s400/komik.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-2267334056164854043?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/2267334056164854043/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=2267334056164854043' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2267334056164854043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2267334056164854043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/07/22-temmuzun-ardndan.html' title='22 Temmuz&apos;un ardından'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rqb6UD7GkXI/AAAAAAAAACg/APAgVuuHkhY/s72-c/komik.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-7587759597346211292</id><published>2007-07-19T00:33:00.002+03:00</published><updated>2009-07-25T12:59:03.249+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kedi'/><title type='text'>Şalgam ve Kedi'nin Öyküsü</title><content type='html'>Şalgam vardı. Anlatamıyordu derdini. Mordu, karizmadan yoksundu, dahası turşusu kurulurdu, turşu dışı halinin esamesi okunmazdı. Kışın aranır yazın unutulurdu. Ve bir de Kedi vardı; gururluydu Kedi. Gururundan yürürken etrafına bile bakmaz idi. Arkadaş oldular bir gün, Şalgam ve Kedi. Beraber mumun aleviyle oynadılar. Balık pazarına gidip taklalar attılar. İkisinin de çocukluklarının geçtiği yerdi, yadırgamadılar. Oynarken unuttular tabi, Şalgam ezikliğini, Kedi soğukluğunu. Oynarken bir oldular. Yek ruh olunca vücut aradılar. Kedi oldular; olmadı, Şalgam oldular; olmadı. Böyle uyumsuz, böyle tutarsız bir beraberlik için aradılar, taradılar ve sonunda insanı buldular. Sevinerek yerleştiler insan vücuduna. Hem vakur, hem tedirgindiler, çünkü Şalgam ve Kedi’ydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün bugündür her insanın içinde bir şalgam bir de kedi yaşar. Ve biri diğerine mütemadiyen şaşar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-7587759597346211292?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/7587759597346211292/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=7587759597346211292' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7587759597346211292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7587759597346211292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/07/algam-ve-kedinin-yks.html' title='Şalgam ve Kedi&apos;nin Öyküsü'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-8363997851790009119</id><published>2007-07-18T23:28:00.002+03:00</published><updated>2009-07-25T13:02:59.032+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilhan berk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlemek'/><title type='text'>İlhan Berk'i özlemek</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rp58JgsMjNI/AAAAAAAAACQ/R-zXjmWY4zY/s1600-h/ilhan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5088641131811212498" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rp58JgsMjNI/AAAAAAAAACQ/R-zXjmWY4zY/s400/ilhan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bilen bilir. İlhan Berk özlenesidir. Ölmeyesidir. İlhan Berk uzun bir adamdır, bir bodrum heykelidir. Arkadaşlığın mucizesine inanmış, şarabı çok sevmiş, yazarak mutsuzlaşmış, çizerek hayatı sevmiştir. Postanede karşıma çıkıp, 2 gününü benimle geçirecek kadar yüce gönüllüdür. Asırlarca yaşamalıdır, ve ilkine dokuz kalmıştır. Hayatımı anlamlı kılar. İlham verir. Yanına gitmemi beklemesini istediğimdir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-8363997851790009119?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/8363997851790009119/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=8363997851790009119' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/8363997851790009119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/8363997851790009119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/07/ilhan-berki-zlemek.html' title='İlhan Berk&apos;i özlemek'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rp58JgsMjNI/AAAAAAAAACQ/R-zXjmWY4zY/s72-c/ilhan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-8214097707639976709</id><published>2007-07-08T15:23:00.001+03:00</published><updated>2009-07-25T12:47:54.213+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutluluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='assos'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kedi'/><title type='text'>mutluluğun 3 Ksı-kekik, kedi ve karpuz</title><content type='html'>Haftalık pazar eklerini okuyarak, akşamdan içilen alkolün geçmesi için kendine iyi davranılan bir Pazar günündeyim. Mekan Assos olunca herşey daha kolay, daha acısız oluyor, alkol recovery'si bile... Tanrı'ların ülkesinde yaşadığımızı göstere göstere göze sokan bir yer burası. İnsanlar hoş, su muazzam, dünyanın en güzel sessizliği, en güzel gökyüzü kesiti. Mutlu olmak için hiçbir şey yapmak zorunda olmadığın, mutluluğun her tarafı kapladığı bir yer. Geri dönmek için bir tane sebep bile görememe rağmen, geri dönecek olmak bile mutluluk veriyor. Ne tuhaf. Düşünüyorum ve hayatı tatil ve tatilsizlik arasında gergin bir ip üzerinde yaşamak zorunda olmanın bir tane bile geçerli sebebini bulamıyorum. Hep tatil kıvamında bir hayat yaşamak hiç zor olmamalı. Bunu isteyip de bir türlü beceremeyenelerin ise bir basiretsizliği olmalı. Bu basiretsizliği liflerine ayıracağım ve sözde bilerek ve isteyerek seçmiş olduğumuz bu gergin hayatı neden her ne pahasına olursa olsun korumak istediğimizi bir gün muhakkak anlayacağım. O zamana dek, gelsin cuma akşamı hezeyanları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-8214097707639976709?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/8214097707639976709/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=8214097707639976709' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/8214097707639976709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/8214097707639976709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/07/mutluluun-3-ks-kekik-kedi-ve-karpuz.html' title='mutluluğun 3 Ksı-kekik, kedi ve karpuz'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-1738057957418786712</id><published>2007-06-29T11:40:00.003+03:00</published><updated>2009-07-25T12:52:00.677+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutluluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='küçük prens'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkek'/><title type='text'>neden neden  neden</title><content type='html'>Erkekler hayattan neden korkar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten bilemiyorum. Anneleri tarafından küçük prens olarak yetiştirilmiş oldukları için diye düşünürdüm. (O da etkilemiştir mutlaka). Ya da genetik bir bozukluk. (Anne karnına düştüklerin andan itibaren çetin şartlara daha dayanıksız oldukları da bilimsel bir gerçek) Ya da günü kurtarmak üzerine kurulu bir mekanizmaları olduğu için ( avlandıkları dönemden kalma bir şey)...bilemiyorum. Ama hayatta mutsuz olmaktan korktukları için mutsuz olan, hayatla karşılaşmaktan tırstıkları için hayata başlayamayan o kadar çok erkek çocuk yetiştirildi ki bu dünya üzerinde. Bügün o mutsuzluk ve basiretsizlik bulutunun ağırlığı altında eziliyoruz insanlık olarak. Bunun dünyaya verdiği hasarı düşünmek bile istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir erkeklerin aradıkları? Neyle mutlu olurlar? Ben mutluluklarının şartlardan bağımsız olarak kendi hakkındaki tahayyüllerinde gizli olduğunu düşünüyorum. Kendileri hakkında o dönemde kurdukları hayale ters düşerlerse, mutsuz er kişi vakası vuku bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin hayatında kendisine acı çektirmiş sonra gidip başka bi kadınla şıp diye evlenmiş erkekler vardır muhakkak. Eziyet objesi olarak neden seni seçmiştir, sonra o diğer kadına neden nazlanmadan teslim olmuştur hala bilemiyoruz. Diğer kadın kendisini daha mı çok mutlu etmiştir, hayır büyük ihtimalle. Bir teslimiyet ihtiyaçları olduğu da gerçek. Bunu da cebimize koyalım. Belki de nasıl dünyadaki tüm dişi canlılar nesil yetiştirmek için en uygun baba adayını aramak gibi bir güdüyle hareket ediyorlarsa, erkekler canlılar da teslim olabilecekleri (kendisine sonraları tehlike arz etmeyecek) bir dişi arama gibi bir güdülenme içindedirler. Bu arada “hala çok gencim” söylemini de unutmamak lazım. Sorumluluk almak için çok gencim. İlerlemek için çok gencim. En az bu kadar klişe Amerikan filmlerinde karşımıza çıkan “Bırakın beni, ben Amerikalı’yım” repliği vardır herhalde. Hala çok gencim takıntısından hayata başlamayı bir başlangıç değil, bir son olarak görmekteler gerçeğini çıkarıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayeyi özetleyecek olursak, süper kahraman olduğunu sanan küçük bir çocuk vardır. Bu çocuk süper kahramanlıktan boşta kalan zamanlarında annesi tarafından paşa oğlum diye sevilmektedir. Çocuk yavaş yavaş büyür ve süper kahraman olamayacağının kısmen farkına varır. Fakat dünya üzerinde hala öyle takılmaya devam etmektedir. Artık karşısında süper olmayan bir dünyada süper kahraman vasıflarından aniden mahrum edilmiş bir madur olarak, sıradan bir insan gibi yaşayıp mutlu olmak gibi bir güçlük vardır. Hiç de süper olmayan bu hadise, kurduğu hayallerdeki kendi imgesini tamamen hiçlemektedir. Bu hal ve durum eğer şanslıysa 15-20 sene devam eder ve otuzlarının sonuna doğru azalrarak kırklı yaşlarda kısmi olarak yok olur. Yok eğer şansızsa bu illeti hayatı boyunca çekecek, sahip olduklarıyla mutlu olamayıp, ne aradığını bilemeyen küçük kart prens olarak, tatminsizliği ve mutsuzluğu andropoz zamanında tavan yapacak ve sapıtmaya varan boyutlara ulaşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki genellemeler yanlıştır, tabii ki herkes farklıdır, ve tabii ki istisnalar vardır fakat kaideyi bozmazlar. Tıpkı benim süper araba kullanıyor olmamın malesef gerçekten malesef genel kaideyi bozmadığı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızmasın kimse, öperim gıdıdan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-1738057957418786712?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/1738057957418786712/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=1738057957418786712' title='7 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1738057957418786712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1738057957418786712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/06/neden-neden-neden.html' title='neden neden  neden'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-6600185098713980045</id><published>2007-06-19T08:47:00.001+03:00</published><updated>2009-07-25T13:08:32.103+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gubilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başa gelenler'/><title type='text'>ommm</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rnd5Nzq5_FI/AAAAAAAAACI/oKA1X3aS_A0/s1600-h/secret.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5077660382998953042" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rnd5Nzq5_FI/AAAAAAAAACI/oKA1X3aS_A0/s400/secret.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eğer bu aralar çekim yasasından en az bir kere bahsetmemiş, quantum düşünce tekniğini bir kerecik olsun denememiş, ve en az 2 kere “the secret” adlı kitaba refere etmemiş isen ey okucuyu, düpedüz yazıklar olsun sana. Neden her kötü şey benim başıma geliyor diye düşüneyim deme sakın, sen zaten en kötüsünü hakkeden sefil bi insansın, insan bile değilsin sen, sen nesin ben bilemiyorum. Neyse efenim herhangi bir şekilde mutsuz olmanın veyahut negatif düşünmenin ahlaksızlığın en önde gideni sayıldığı bu günlerde, bu öğretilerden voliyi vurmuş birtakım insanları gerçekten tebrik etmek lazım. Zira pozitif düşün ki evrendeki bütün pozitif düşünceler koşarak peşinden gelsin diye özetlenebilecek bu abukluklar serisi, görüyoruz ki insanların nazarında çoktan “yasa” mertebesine erişmiş. Geçen gün mesela azar işittim bu yüzden, “Gubilik, çekim yasasına karşı geliyosun” dedi biri bana. Havada yürüyorum sandım birden, yerçekimi yasasına karşı geldiğimi düşünen bir gafil olarak. Ama tabii ki bu çekim o çekim diil, hemen doğrunun farkına vardırıldım. Pozitif enerjiyi çekme yasasıymış bahsi geçen yasa. Global ısınmayla gelen felaketler silsilesi, Filistin’in kendini bölerek imha etmesi, dumandan gittikçe görünmez olan bir ortadoğu, dünyada patlayan terör, daha da ürküterek patlayan devlet terörleri vs vs gibi hiç sona ermeden uzayan upuzun bir listeyle pozitif düşünerek pozitif bir dünya oluşturduklarına inanmak suretiyle alay eden bu insan grubu giderek büyüyor...Eskiden ben de pozitif düşünceye inanan masum bi insancıktım ama bu şahane dikteler sayesinde tiksinir oldum. Pozitif düşüneceğim varsa bile içimden gelmiyor. Din halkın opium’udur diyen bir düşünüre selam gönderip, herhalde dünyanın geldiği son durumda hiç bir dinin yetemeyeceğini hatta durumu daha da boka sardıracağını farkeden gizli örgütlerin, CIA’in filan çıkardığı palavralar olsa gerek bunlar diye düşünmeden edemiyor insan. Bir yandandan da Scientology, Illuminati dedikoduları... Her ne tarikatın ya da gizli örgütün halt yemesi ise, bakalım ne kadar sürecek bu komedya...? Belki de hakikaten "son mutlu olma çırpınışları"dır insanlığın. Beklemedeyiz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-6600185098713980045?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/6600185098713980045/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=6600185098713980045' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6600185098713980045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6600185098713980045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/06/ommm.html' title='ommm'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rnd5Nzq5_FI/AAAAAAAAACI/oKA1X3aS_A0/s72-c/secret.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-699755684826257365</id><published>2007-06-18T16:26:00.001+03:00</published><updated>2009-07-25T13:09:22.943+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyolocik analiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dizi'/><title type='text'>Bu son, söz</title><content type='html'>Hiç kaçırmadan seyrettiğim Bindirbir Gece adlı başyapıt beni şaşkınlıklara gark etmeye devam ediyor. Geçenlerde yayımlanan bilmemkaçıncı bölümünde de dehşetengiz sahnelerle karşılaştık külliyen. Mesela, Şehrazat, o bakirelik yemini etmiş mürebbiyeler gibi saçını ortadan ayrılarak sımsıkı toplanmış bir şekilde karşımıza çıkan Şehrazat, o da ne saçını açmış, kah dalgalı fön çektirerek, kah duştan sonra tarayarak düz olarak kullanmaya başlamış. Mesaj açık ve net; panelist tarzı konuşmasından asla ödün vermeyerek ne kadar güvenilir ve prensipli bir insan olduğunu seyircinin kafasına vura vura anlatan, kara gecenin aktörlerinden Onur Bey ile izdivaç kararı alarak, namısını temizletmiş ve bu suretle artık daha normal bir insan gibi davranabilme icazeti almış halkından. Gerçi bana düzenli olarak seks yapmaya başladığı için rahatlamış gibi geldi ama neyse. Bu arada efsane diziden bomba replikler gelmeye devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bomba I- “Napiim Şehrazatcıım, Harvard’da biz Türk öğrenciler sürekli birlikteydik.” (Ben sana Harvard’a gidemezsin demedim, adam olamazsın dedim yavrum...bknz. padişah ve oğlu hikayesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bomba II- “Hahayt Abuzittin Bey siz dürüm yer miydiniz?” (gerçek sahne adını hatırlayamıyciim için üzgün olduğum abuzittin bey zengin olduğu için dürüm yememeli diye bir önyargısı var senaristin, yerse de sushidürüm yemeli yiğidim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bomba III- “Mr.Brown’ı aradın mı Keremciim.” (Bu noktada senaristlerin net t...k geçtiklerini anlıyoruz, yok eğer geçmiyorlarsa vakit kaybetmeden biz onlarla geçiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bomba IV-“Tarabya’da çok harikulade bir italyan restoranı açılmış. Adı Botticelli, harika ravyoli yapıyorlar, ravyoli sever misin ravyoli?” ( Bunu söyleyen daha önce dürüm yer misiniz sorusuna maruz kalan ve heyecanla yediğini belirten Abuzittin Bey, şimdi kendisinden en az 30 yaş genç sarışın hatunu yatağa atmak için ravyoli ayağı çekiyo. Kusmuk kıvamına az kaldı sayın seyirciler. Burjuva olmak için ravyoli yenir diye ezber yapmış senaristlere allah akıl fikir versin der, Botticelli’yi de zavallı gündemlerine alet ettikleri için kendilerine ayrıca teessüf ederek sözlerime son veririm . İtalyan lokantasının adı vaffankulo olsaymış keşke, daha bi italyan, hem seyirci hıyar nasolsa, anlamaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-699755684826257365?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/699755684826257365/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=699755684826257365' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/699755684826257365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/699755684826257365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/06/bu-son-sz.html' title='Bu son, söz'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-454728997596414244</id><published>2007-05-20T09:34:00.001+03:00</published><updated>2009-07-25T13:10:03.197+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkek'/><title type='text'>üsküdar musiki cemiyeti 90.yaşını kutlayacak</title><content type='html'>Biraz da müzik konuşalım... Bu yaz İstanbul'lu müzikseverler için çok özel bir yaz olacak gerçekten. Çeşitli festivallere gelen isimler bir biri ardına açıklandıkça, kalbimi güçlendirmek için neler yapmalıyım diye ciddi ciddi düşünmeye başladım. Geçtiğimiz hafta bir geceyi sevinçten neredeyse uykusuz geçirdim. Gelmesi kesinleşmiş insanların tam listesi &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=221790&amp;amp;tarih=20/05/2007"&gt;http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=221790&amp;amp;tarih=20/05/2007&lt;/a&gt; adresinde şimdilik. Blonde Redhead, Coco Rosie, Antony and the Jonhnsons, Beirut ve James, ne kadar sık seyretsek de Bryan Ferry benim favorilerim ama bir Plant ve bir Satriani'nin gelmesi de old school rock seven abla ve abiler için ne anlama geliyordur allah bilir. Heyecanla bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkekler için iki kötü haberle satırlarımı noktalıyorum.&lt;br /&gt;Domatesin prostata iyi gelmediği anlaşılmış. Erkenden önlem almak amacıyla bol bol domatesli pilav yiyenlere duyurulur. Yetmiyormuş gibi bundan 50 yıl öncesiyle kıyaslandığında DNA'daki Y kromozomunun yarı yarıya küçüldüğü ortaya çıkmış. Feminen taraflarıyla daha barışık, daha az homofobik bir erkek jenerasyonunun geldiğini umabilir miyiz acaba?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-454728997596414244?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/454728997596414244/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=454728997596414244' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/454728997596414244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/454728997596414244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/05/skdar-musiki-cemiyeti-90yan-kutlayacak.html' title='üsküdar musiki cemiyeti 90.yaşını kutlayacak'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-2491653035095665992</id><published>2007-05-16T16:15:00.001+03:00</published><updated>2009-07-25T13:10:56.819+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kedi'/><title type='text'>Ne Kadar Sallarsan Salla</title><content type='html'>Bir süredir farklı farklı fraksiyonlara ait okurlardan farklı farklı tehdit mektupları alıyorum. Bu mektuplardan bazıları yazılarımı “ben çok kitap okuyorum, bak ne güzel havalı kelimeler kullanıyorum” gibi bir duruş içinde olmakla suçlayıp, o yönde tehditler savururlarken, bazıları da suya sabına dokanmayan, dolayısıyla karakterime aykırı yazılar yazdığımı iddia ederekten, tehditlerini diğer bir yönde fırlatıyorlar. Vakur bir gülümseme ve birleştirici bir şevkatle kucaklıyorum hepsini. (inanmayanlar kırıcı olur)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle şunu ifade edeyim, söyleyecek birşeyim yoksa susmayı tercih etmeyi tercih eden bir kimseyim. Bu satırlarda söylediklerim de genellikle yürürken, tuvalette, efenime söyliyim, salata filan yaparken aklıma gelen, bir süreliğine de olsa orda ( aklımda) zaman geçiren düşünce parçacıklarıdır ki onları dillendirirken de, çok basit bir çıkarımla kendi okumak isteyeceğim gibi yazmaya çalışırım evet. Dolayısıyla yazdıklarım okumak istediklerime, isteyeceklerime bir öykünmedir, ona da evet. Ben, kedime yün hırka ördüm, bugün de camları bi güzel ovdum, dostluk ne harika, bahar çiçekleri ne cumburlop tarzı yazılar okumayı sevmiyorum. Karşıma çıkınca da geçiyorum, bundan yola çıkarak o tür yazılar yazamıyor olmam da çok doğal bir akış gibime geliyor. Bu, neden senin blogun ahmetin mehmetin hüsmenin blogları gibi naif ve gündelik değil diye soranlara cevabımdır. Beğenmeyen zaten okumazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanısıra yazılarım da çok provokatif de bulunmuyorsa, iki sebebi vardır. 1-canım provokasyon çekmiyordur, 2-provokasyonun kıralı politik provokasyondur, o arenada takılmanın Türkiye’de doğrudan sonucu hapistir, işkencedir vs dir. En azından benim yapmak isteyeceğim türden provokasyonun bedeli budur. Çok da gerekmemektedir. Bu da neden provokatif değilsin diyen arkadaşlarıma cevabımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bugün defansifim ama rating yaratıyor, naapiyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-2491653035095665992?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/2491653035095665992/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=2491653035095665992' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2491653035095665992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2491653035095665992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/05/ne-kadar-sallarsan-salla.html' title='Ne Kadar Sallarsan Salla'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-3025929391408895727</id><published>2007-05-02T21:50:00.001+03:00</published><updated>2009-07-25T13:11:48.055+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dizi'/><title type='text'>Sirk İşi Türkiye'de Neden Tutmuyor?!?</title><content type='html'>2007' nin Mayıs ayına tam gaz girmiş vaziyetteyiz. Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin dokuzyüzellidörtbinüçyüzokinci çığrından çıkma hallerini yaşıyor. Bir yandan 29 Ekim doğumlu Abdullah Cumhur Gül adlı vatandaşın ( vatandaş demek devlet memuruna hakarete giriyor mu acaba?) ismine layık olmaya çalışma manevraları, bir yandan Türk Ordu'sundan post-moderni de geçtim, post-dekonstrüksiyonist üstü az nohut tadında internetten semi-muhtıra denemeleri (hoş ben youtube'a muhtıra videosu upload edilmesini tercih ederdim gerçi ama...) , başka bir yandan sırf inat olsun da, kutlamalar, anmalar kendi istediği meydanlarda yapılsın diye yüzbinlerce polisi savaşa gidermişcesine bir avuç insanın üstüne salan toparlak bir vali, ve bu kocaman anlamsızlıklar balonu içinde usul usul el-Nino sıcaklarını bekleyen Türkiye. Ha bir de Deniz Baykal hakkında halkı tahrik'den suç duyurusunda bulunuldu. (Dincisi, laikçsi, liberali ve muhafazakarıyla sanırım herkes için için en çok buna sevindi) Evet bütün bu İsveç'de mesela, toplasan bir yüzyıl içinde ancak gerçekleşebilecek sansasyonel yoğunluktaki hadiseler, bizim ülkemizde 3 gün içinde cereyan etti.&lt;br /&gt;Ancak ve fakat, kaos ve adrenalini sıvı olarak damardan enjekte ettiğimiz bu geçtiğimiz hafta içinde beni en çok şaşırtan ve dehşete düşüren şey ne Bülent Arınç'ın karısı türbansız olan Vecdi Gönül'ü alenen veto etmesi, ne de Tanju Çolak'ın "çatır çatır teşvik primi aldık, paraları da kıtır kıtır yedik" açıklamaları oldu. Açıkçası geçtiğimiz hafta beni en çok şoke eden mesele Şehrazat'ın Onur Bey'e senli benli hitap etmeye başladığını görmek oldu. Hakikaten porotesto edesim geldi, zira sarsıldım ve dağıldım karşılaştığım bu manzara karşısında. Hem de o tertemiz anne rolünün içindeyken, yani biricik oğlu tatar Kaan'ın yanındayken yaptı bunu. Ağzını açtı ve fütürsuzca SEN dedi Onur Bey'e. Türkiye buna hazır değildi bence. Bey demeyi bıraktı mı, onu göremedim. Anlaşılan Bindirbir Gece şaşırtmaya devam edecek bizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-3025929391408895727?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/3025929391408895727/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=3025929391408895727' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3025929391408895727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3025929391408895727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/05/sirk-ii-trkiyede-neden-tutmuyor.html' title='Sirk İşi Türkiye&apos;de Neden Tutmuyor?!?'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-3537827180929408922</id><published>2007-04-04T20:36:00.001+03:00</published><updated>2009-07-25T13:13:13.132+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istiklal caddesi'/><title type='text'>quo vadis?</title><content type='html'>Artık hiç bir zaman bir Marco Polo ruhuyla seyahat edilemeyeceğini içten içe biliyordum sanırım ancak geçtiğimiz haftasonu itibariyle herşey çok daha netleşti. Turist olmak başlı başına ikinci sınıf bir durum, biraz utanç verici ama bir yandan heyecan verici. Heyecan vericiyi açmak gerekirse, heyecan duymaya güdümlü, heyecan arayan bir ruh halinden bahsediyorum tam olarak. Ve işin enteresan tarafı seni neyin heyecanlandıracağını birebir bildiğin için de, o potansiyel heyecan verecek şeyi arama hali diye özetleyebiliriz turist olmayı. Mesela ben dar sokak görmekten heyecanlanıyorum ve her gittiğim yerde dar sokak arıyorum. Dapdaracık bir sokak bulunca da sanki maden bulmuşçasına heyecanlanıyorum. Oysa süpriz faktörü sıfır bir arama halinden bahsediyoruz. Ne anlamsız. Dar sokakları olmayan bir yere gidince de, ne olursa olsun beğenemiyorum bir türlü. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bilginin taşmış lağım gibi ortalıklarda aktığı bir dünyanın her türlü bilgiye kadir vatandaşları olarak, her bir yeni ortama, yeni duruma o yeni ortam ve durumla ilgili zaten her türlü ön bilgiyi proses etmiş ve kurgulanmış bir beklenti ve yargılama potansiyeli ile adım atıyoruz ne acı ki. Ve bu yüzdendir ki, hiçbirşey hiçbir zaman gerçekten yeni olamıyor trajik bir şekilde. Yeni bir ülke, yeni bir kültür, yeni bir hayat bile neredeyse yok. Hele bir turist için hiçbir yenilik yok. Beklentilerin karşılanması veya karşılanmaması var sadece. Beklentin dar sokak, leziz bir mutfak ve bir parça otantizm kırıntısı ise, onun bile karşılanma ihtimali %5o'nin üzerinde değil. İşin içine kırıntı kadar bile otantizm girdi mi, globalleşmenin hiç yoklamamış bir yer olması gerekliliği de beklenti algoritmasının içine giriveriyor ister istemez. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gündelik hayat, sıradan hayat ise çok daha şaşırtıcı her nasılsa. Tıpkı Eduard Manet'in fii adlı bir tarihte yaptığı o suratlara tokat atan resim gibi. Kimse gündelik hayatın bu kadar şaşırtıcı olmasını kaldıramadığı için o dönemde Manet'i topa tutmuşlar. Gerçekten de, adamcağızdan tiksinmelerinin sebebi bu olmuş. Egzotik yerler, dini şahikalar ve soyluluktan yarılan zatları çizmemesi onu çok rezil bir ressam yapıvermiş, zamanın Hıncal'larının gözünde. Ve tabii gündelik hayatı böylesine sansasyonel bir şekilde sunması da, iki satır önce de dediğim gibi....&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RhPqoK-zUEI/AAAAAAAAACA/rryX254pgp4/s1600-h/Luncheon-on-the-Grass.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5049637583075889218" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 296px; CURSOR: hand; HEIGHT: 249px" height="290" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RhPqoK-zUEI/AAAAAAAAACA/rryX254pgp4/s400/Luncheon-on-the-Grass.jpg" width="379" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RhPoia-zUDI/AAAAAAAAAB4/CCN29Dd2yYY/s1600-h/Luncheon-on-the-Grass.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RhPoia-zUDI/AAAAAAAAAB4/CCN29Dd2yYY/s1600-h/Luncheon-on-the-Grass.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ondokuzuncu yüzyılda henüz paket turlar daha popülarite kazanamadığı için ve tabii imparatorluklar arası sınırlar bayağı da bir penetre edilebilir olduğu için, seyyahat etmek aylar alsa bile çok büyük bir erdemmiş. E haliyle bir ayı yolda geçen bir seyahat sonrasında kimse 4 gün kalıp geri dönmediği için, insanlar gittikleri ülkelerde bir süreliğine de olsa oranın yerlisi gibi takılabilmişler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lafı daha ne kadar uzatabilirim bilemiyorum, ama sadetle iştigal edecek olursak kısaca şunu söyleyebilirim, 21. yüzyıl hayatımızın en vazgeçilmez ögelerinden Perşembe-Pazar get awaylerinden birini daha önce hiç gitmemiş olduğum bir yere yaptım, geçtiğimiz hafta, ve evet güzeldi ve keyifliydi. Ama Marco Polo'nun ki kadar keşfedilmemiş bir dünyada olmasa da, en azından 19. yüzyıl seyyahlığını yaşayabilmeyi isterdim. Bilginin bu kadar uluorta olmamasını, biraz daha şaşırabilmeyi ve bu kadar net ve set beklentilerle seyahat etmemeyi... Uzun lafın kısası, İstiklal Caddesi bugün her zaman ki gibi gündelik hayatın en harikulade detaylarıyla bezeliydi; Velhasıl seyahat etmeyi turist konjüktüründen çıkararak yeniden tanımlamak lazım. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-3537827180929408922?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/3537827180929408922/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=3537827180929408922' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3537827180929408922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3537827180929408922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/04/quo-vadis.html' title='quo vadis?'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RhPqoK-zUEI/AAAAAAAAACA/rryX254pgp4/s72-c/Luncheon-on-the-Grass.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-4555039179257628833</id><published>2007-03-29T12:39:00.001+03:00</published><updated>2009-07-25T13:21:25.342+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başa gelenler'/><title type='text'>Robotek</title><content type='html'>Sene bindokuzyüzseksen filan olmalı. Çok boş zamanım olduğunu hatırlıyorum, demek ki okula gitmiyorum. Bu da 81 öncesi mutlu yıllara tekabül ediyor. Kuzenimle beraber dönemin en favori aktivitesini gerçekleştirmek üzere onların evinde toplanmışız. Telefonda random numaralar çevirerek kendi küçük aklımızla insanları işletiyoruz. (ya da belki de tatil filandı ama bu gerzekliği yapmak için çok küçük olmamız gerekirdi diye inanmak istiyorum) Bir dönem bağımlılık haline gelmiş bu hobiden nasıl kurtulduk bilemiyorum ama sabahları yaşasın insan işletmek için yeni bir gün daha diyerek uyandığımızı hatırlarım. Neyse bu furyanın zirve yaptığı günlerden birinde, kuzenimle beraber otururken düzenli olarak işlettiğimiz bir numarayı arayı çok açmadan bir yoklayalım dedik. Bodur ellerimiz ve 3 kuruş aklımızla numarayı çevirdik ve o da nesi!!! Robot! Mekanik bir ses bize hangi numarayı çevirdiğimizi ve mesaj bırakmamız gerektiğini anlatıyor. Feci korkmuş bir vaziyette telefonu kapadık. Kimliğimizi tespit eden bir robotla karşı karşıya olduğumuzdan emindik o sırada. Çok uzun bir süre robotu aramadık.Telesekreterle hadisesiyle o ilk tanışıklığımızdan sonra, olayın gerçekten ne olduğunu anlayana kadar uzunca bir süre geçmiş olmalı. Zira anladıktan sonra hayatımızda yeni bir dönem başlamıştı, telesekreter işletmek! Galiba bu hobi, aktivite her neyse, işletme eylemine maruz kalan insanların bize taktığı isme vakıf oluncaya kadar sürdü. Biz birer telefon sapığıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımızın cenazeler, doğumlar ve düğünler arasında bir koşuşturmaca haline gelmesi hali tam olarak ne zaman gerçekleşti bilemiyorum ama, zaman bolluğundan ve gamsızlıktan en anlamsız şeylerden zevk alan küçük dertsiz dünyamızdan, bu dünyaya geçiş çok enteresan oldu diye düşünüyorum halen şaşırarak. 2 doğum, bir ölüm ve bir düğün haberini aynı gün içinde almış bir insan olarak konuşuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-4555039179257628833?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/4555039179257628833/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=4555039179257628833' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4555039179257628833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/4555039179257628833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/03/robotek.html' title='Robotek'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-318617965277340016</id><published>2007-03-24T02:42:00.000+02:00</published><updated>2007-03-24T02:44:00.075+02:00</updated><title type='text'>yanılsamalar</title><content type='html'>kahvene şeker, sütüne kahve, yoğurduna bal koyarken düşündün mü hiç o yoğurt o balı, o süt o kahveyi, o kahve o şekeri içine istiyo mu diye&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-318617965277340016?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/318617965277340016/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=318617965277340016' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/318617965277340016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/318617965277340016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/03/yanlsamalar.html' title='yanılsamalar'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-8863715561956849012</id><published>2007-03-22T22:07:00.000+02:00</published><updated>2007-05-03T22:21:07.067+03:00</updated><title type='text'>Tınaz Titiztepe'ye nooldu?</title><content type='html'>28 gün diye bi kitap tavsiye etti bi arkadaşım. Alıp okuyasım pek yok ama birinin çıkıp bu konu hakkında bi kitap yazmış olması bile içime su serpti. 28 günün neye tekabül ettiğini hala anlamamış olanlar için söyliim, bir kadının yumurtlama saykılı oluyo şekerim. Neyse, bu meselenin hayatımızı ne kadar etkilediğini farketmeyen er kişiler için son kez belirtmek istiyorum, abicim rahat bırakın biziiiiiii, özellikle 21-28. günler arasında. Eğer gün saymak gibi bi adetiniz yoksa, tez elden edinin, ve başlayın. Mutlu beraberliklerin, mutlu evliliklerin, hatta mutlu arkadaşlıkların sırrı bunda saklı. İnanın bana. Hayat bizim için sürekli kızgın kumdan buz kovasına atlamak, kovadan çıkıp, kuma yatmak kadar uçlarda yaşanıyor hafta bazında. Love it or leave it.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-8863715561956849012?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/8863715561956849012/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=8863715561956849012' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/8863715561956849012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/8863715561956849012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/03/tnaz-titiztepe.html' title='Tınaz Titiztepe&apos;ye nooldu?'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-5702406859373985143</id><published>2007-03-17T10:11:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:19:08.389+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Georgie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlemek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çizgi film'/><title type='text'>hatıra şeysi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RfuoEsFDuRI/AAAAAAAAABE/ggyLPzu5QTg/s1600-h/georgie_2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5042809006276720914" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="165" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RfuoEsFDuRI/AAAAAAAAABE/ggyLPzu5QTg/s320/georgie_2.jpg" width="220" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rfuw3sFDuUI/AAAAAAAAABc/7_iAWdJ79RM/s1600-h/georgie1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5042818678543071554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 180px; CURSOR: hand; HEIGHT: 161px" height="173" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rfuw3sFDuUI/AAAAAAAAABc/7_iAWdJ79RM/s400/georgie1.jpg" width="150" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk deyince aklıma Fame City'de kurbağa dövmek, sigara ciklet çiğnemek (hangi girişimci ruh bunu yapmış acaba?) , Rüştü Asyalı ve görünmez penguen Penguen Pertev'i seyretmek, Marco annesine kavışacak mı diye beklemek, banyoyu doldurup, Atlantis'den gelen adam olduğunu hayal etmek ve bir gün olacağına inanmak, Radyo II'de temsil dinlemek, ballı babalardan bal emmek, manyak gibi milliyet çocuk ve enid blyton okumak gibi aktiviteler geliyor. Yukarıdakiler de dönemin efsane çizgi karakterlerinden Georgie, ve kendisine aşık üvey abileri Able ve Arthur. Georgie'nin dereye düşüp boğulma ve donma tehlikesi geçirdiği, Able ve Arthur'un da çırılçıplak soyunup, baygın vaziyetteki ( ve tabii ki çıplak) Georgie'nin dönüşümlü olarak yanına yatıp, 35e filan düşmüş olan vücut ısısını normale çıkarma çalışmaları vardır ki, seyreden her çocuğun cinsellikle tanışıklığında önemli bir milestone teşkil eder. Bir de daha sonra Georgie'nin sevgilisi olacak ( bence kesin gaydi o ayrı) Lowel Grey adlı lord çocuğunun Georgie'nin degajesinden fırlayan göğüslerini görüp utanma sahnesi vardır ve tabi ki o da 80 çocukları arasında efsane olmuştur. Bu arada Lowel bence Georgie'nin alter egosu idi, yok böyle bir benzerlik... Bakıp kendiniz karar verin, gay mi, alter ego mu diye. İşte karşınızda Lowel Grey...&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5042811643386640690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RfuqeMFDuTI/AAAAAAAAABU/cFtgWEZuIwQ/s400/lowel.jpg" border="0" /&gt;83 senesinde bunların TRT'de yayımlanabilmiş olması ne şaşırtıcı bir şeydir. Hayat hakikaten ne şaşırtıcı bir şeydir.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RfuxZ8FDuVI/AAAAAAAAABk/aQYTQU_U37o/s1600-h/Georgie19.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5042819266953591122" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 263px; CURSOR: hand; HEIGHT: 403px" height="403" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RfuxZ8FDuVI/AAAAAAAAABk/aQYTQU_U37o/s400/Georgie19.jpg" width="243" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rfuxn8FDuWI/AAAAAAAAABs/Cbk2ExgQQ5I/s1600-h/Georgie38.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5042819507471759714" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rfuxn8FDuWI/AAAAAAAAABs/Cbk2ExgQQ5I/s400/Georgie38.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yan tarafta yine şaşkınlıkla küçük beyinlere nasıl kardeşler arası rekabetin enjekte edildiğini görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Georgie gibi çizgi film bir daha asla gelmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rfuxn8FDuWI/AAAAAAAAABs/Cbk2ExgQQ5I/s1600-h/Georgie38.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Rfuxn8FDuWI/AAAAAAAAABs/Cbk2ExgQQ5I/s1600-h/Georgie38.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-5702406859373985143?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/5702406859373985143/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=5702406859373985143' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5702406859373985143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5702406859373985143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/03/hatra-eysi.html' title='hatıra şeysi'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RfuoEsFDuRI/AAAAAAAAABE/ggyLPzu5QTg/s72-c/georgie_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-5116324419380516516</id><published>2007-03-17T09:51:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:17:31.091+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kıl oldum'/><title type='text'>Kılobal Sıçış</title><content type='html'>Mart'ın pek kapıdan bakmadığı semi bir kışın son demlerine vardık. Hiç bitmeyecek bir bahar gibi davranan bu kafası karışmış mevsim, sanırım yerini kavrultucu bir yaza bırakacak bir-iki haftaya kadar. Nisan ayının ortalarında 30 dereceyi görmeyi hedefliyorum ben kendi adıma. Herşeyin katıksız bir düzen içinde gittiği, her türlü kaos, entropy vs tadındaki olgunun da aslında mütiş bir uyum ve nizam gösterdiği bu muhteşem sistemin de ağzına sıçmış bulunmaktayız hayırlısıyla. Evren'in bile sistematiğini yerlebir eden bir gerzek ırk olarak, başka dünyalardaki canlıdaşlarımız tarafından dehşet içinde seyrediliyor olmalıyız. Hele hele bir test case idiysek, abort edilmeye az kaldı diye düşünüyorum. Failed experiment. Daha sonra bu deneyin bir kitabını yazacak olursa kriptonlu bilim adamları, "Evrendeki anomali: Dünya", " Kal-El 'in fareleri insanlar nasıl kendilerini yok ettiler: Bir modelin yok oluşu ve alınacak dersler" gibi başlıkları kullanabilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-5116324419380516516?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/5116324419380516516/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=5116324419380516516' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5116324419380516516'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5116324419380516516'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/03/klobal-s.html' title='Kılobal Sıçış'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-5577658716864462512</id><published>2007-02-16T23:58:00.000+02:00</published><updated>2008-12-11T01:54:41.203+02:00</updated><title type='text'>a misplaced ördek on the cobblestone</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RdYpt5IeHKI/AAAAAAAAAAs/7jK1hj5rdZY/s1600-h/amsterdam+025.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5032255502040308898" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RdYpt5IeHKI/AAAAAAAAAAs/7jK1hj5rdZY/s400/amsterdam+025.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;hiç bir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz... ask the duck&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RdYpTZIeHJI/AAAAAAAAAAk/MMTWqvIpyDE/s1600-h/amsterdam+025.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-5577658716864462512?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/5577658716864462512/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=5577658716864462512' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5577658716864462512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/5577658716864462512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/02/yer-yer-hissetiim-misplaced-rdek-on.html' title='a misplaced ördek on the cobblestone'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RdYpt5IeHKI/AAAAAAAAAAs/7jK1hj5rdZY/s72-c/amsterdam+025.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-6840952779407813865</id><published>2007-02-13T10:24:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:15:23.262+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><title type='text'>Komünal Şahikalar</title><content type='html'>İnternet dünyasının son trend komünitelerini dolanıyorum. Herkes öyle popüler, öyle eneteresan, öyle şahane ki....Tanberk Can....1493 friends, nerdeyse hepsi oturup bişeyler yazmışlar, "Tanberk Can, dün gece öyle süper eğlendik ki, yıkıldık, sonsuza dek dostumsun", "Tanberk Can kuzuyu unutma, Rafi'de güneşin doğuşunu seyretmek muhteşemdi. 1493 arkadaşlı Tanberk Can tabi ki, scuba, müzik, motor sporları ve snow board yapıyor. Tanberk Can Türkiye'de yaşıyorsa en sevdiği grup Depeche Mode, en sevdiği film Fight Club, Türkiye dışında yaşayan versiyonlarında bir çeşitlilik göze çarpıyor tabii ki ama onlar da haliye super cool, manyak enteresan tipler. Onların da en az 1000 er adet "friends" resimleri bulunuyor komünite sayfalarının altında, hepsi birbirinden şahane insancıklar. Böyle süper enteresan, süper aktiviteli, binbir arkadaşla dolu ve yapyaratıcı hayatlar yaşayan Tanberk Can'lar merak ediyorum sıçmaya mesela nasıl vakit ayırıyorlar? Hasetle doluyum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-6840952779407813865?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/6840952779407813865/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=6840952779407813865' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6840952779407813865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/6840952779407813865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/02/komnal-ahikalar.html' title='Komünal Şahikalar'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-1079729458060207597</id><published>2007-01-31T20:42:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:20:10.881+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Binbir Gece'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dizi'/><title type='text'>gündem takip modülü</title><content type='html'>Bugün bütün ülkeyi derin bir hüzün kaplamıştı. Çok anlam verememekle beraber Sedat Peker'in hapse girmesiyle bir ilgisi olduğunu düşündüm. Bu karanlık günün gebe olduğu trajediyi anlamış gibi yağmur çiseliyordu hiç durmadan. Peker'in adamları Beşiktaş'daki yargıtay binasının önünü çevirmiş, mahkeme salonundan taze çıkmış inci gibi dişleriyle gülümseyen Peker'i hapse uğurluyorlardı. Türkiye onunla gurur duyuyordu, bu gurur tabii ki adamlarının kulağa şiir gibi gelen protestolarında da dile getiriliyordu. "Reis sen bizim herşeyimizsin" nidalarını, "Türkiye seninle gurur duyuyor" feryatları takip ediyordu. Türkiye bunu nasıl atlatacaktı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece Bindirbir Gece adlı dizi de Bosna kayak merkezi gibi devasal bir projeyi kotarmaya çalışan bir avuç gencecik insanın mücadelesini seyrettik. Slobodan Miloseviç'den esinlenildiğini tahmin ettiğim Slobodan adlı bir iş ortağının müjdesini de verdiler bize. Bu iş ortağı ilerleyen bölümlerde ortaya çıkacak olursa emekliye ayrılmış Balkan asıllı futbolculardan birini kullansınlar derim. Mesela bir Simoviç'e, bir Boliç'e n'oldu acaba, neden bu tür projelerde değerlendirilmesinler, neden Türkiye'de mütemadiyen gündem olabilecekken dünyanın bir ucunda çürümeye terkedilsinler. Bu konuya değinmeden geçemedim, zira magazin programlarının daha çok celebrity'ye penetre etmesi gerektiğini düşünen bir kimseyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Flash TV nedir, ne değildir konusunu irdelemek istiyorum. Hakkaten nedir ve ne değildir, lütfen bilen anlayan beri gelsin, insaniyet namına bir basın bülteni hazırlayıp dağıtsın. Bir gün radikal dinci, bir gün sol milliyetçi, başka bir gün maocu, on dakka sonra liberal muhafazakar olabilen, bütün bu baş dönderici dinamizmi kendi bünyesinde barındırabilmeyi başarmış inanılmaz bir kanal mı, yoksa korkunç başarızlığı yüzünden bir topçuk gibi elden elde, fraksiyondan fraksiyona atılan, sürekli ona buna peşkeş çekilen, don değiştirir gibi sahip değiştiren bir biçare mi? Zinhar bu soruların cevabı verilmeli!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-1079729458060207597?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/1079729458060207597/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=1079729458060207597' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1079729458060207597'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1079729458060207597'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/01/gndem-takip-modl.html' title='gündem takip modülü'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-3495432227817920991</id><published>2007-01-25T22:14:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:20:45.770+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='politika'/><title type='text'>Hrant Dink'in ardindan</title><content type='html'>Bu ulkenin azinliklari defalarca kirilip yapistirilmaya calisilmis kirilgan kristallerdir. Ulkenin karanliginda, hosgoru aydinligi sacmaya calistilar yillar yili, kendine donerek soyutlanan/soyutlayan bir turkiye’yi dunyayla bulusturdular, yapistirdilar...Ve o kadar hoyrat davranildi ki onlara....Once ayri dinden olanlarindan yillarca vergi alindi, sonra yetmedi, evleri dukkanlari yakildi yikildi, o da yetmedi isimleri kufur oldu bir grup insanin agzinda. Her bir istikrarsizlik doneminde, hedef gosterildiler. Cogu gitti, azi kaldi geriye. Kalanlarin da oyle hos tutulmalari gerekiyordu ki oysa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra n’oldu, okudugunu anlayamayan gerizekalinin biri cikti, abuk sabuk bir dava acti Hrant Dink’e, geriye kalanlarin en kirilganlarindan birinin aleyhine...Sonra yillarca surmus olan alacakaranlik kusagindan aslinda hic cikmadigimizi gosteren bir hadise oldu, o sacma sapan davadan hukum giydi Hrant Dink...Gostere gostere hedef oldu linc zihniyetine. Hem de en sacmasindan, soylemedigi bir sey, islemedigi bir suc icin. Turklugu asagilamak gibi buram buram irkcilik kokan bir sucun faili oldu. Sucun kendisi irkci, maddenin kendisi daha da irkci.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma’dan beridir, bu utancla nasil yasariz diye dusunuyorum, emanete hiyanetin en goze parmak sokan halidir bu cinayet. Bu dusuncelerle Halaskargazi’ye gittim bugun. Orda sessizce duran, hic gitmeyen, usul usul aglayan insanlari gordukce biraz olsun sevindim. Genci, yaslisi, turbanlisi, hizmalisi hepsi bir aradaydi. Bir kere daha yapistirmisti azinlik, bir araya getirmis, birbirine tolere etmeyi, beraber yasayabilmeyi hatirlatmisti. En son bir turbanliyla, kemalisti yanyana nerede gordugumu bile hatirlamiyorum...Hepsi ermeniydi Agos’un onunde beklerken, taziye defterine yazarken, ellerindeki karanfilleri birakirken merdivenlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugun “Hepimiz ermeniyiz” diyenlere, hepimiz sehitiz niye demiyorsunuz karsi kisir soylemiyle cevap veren zihniyet oyle densiz, oyle utanc verici ki ... Okudukca, gordukce umutsuzluktan aglayasim, gidesim geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=hrant+dink+in+ayakkabisi%2F%2310493703"&gt;http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=hrant+dink+in+ayakkabisi%2F%2310493703&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-3495432227817920991?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/3495432227817920991/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=3495432227817920991' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3495432227817920991'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/3495432227817920991'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/01/hrant-dinkin-ardindan.html' title='Hrant Dink&apos;in ardindan'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-1366249149980626070</id><published>2007-01-11T19:58:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:23:22.783+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kedi'/><title type='text'>kedi</title><content type='html'>kedi beslemek bir rock starla ilişki yaşamak gibi bir şey ve insan oğlunun da ne kadar manyak olduğunun bir kanıtı. kediden göreceğin iki gıdım şevkat ve sevgi kırıntısı için çekilen çile, kum yenilerken teneffüs edilen o sıvılaşmış amonyak, 6 ayda bir değiştirmek zorunda kalınan eşyalar, sürekli kırılan şeyler ve mütemadiyen bir zarar görme hali. karşılığında ise sürekli cool cool takılan, canı isterse gelip iki gıdım sürünen, bir başını kucağına koyup masum masum bakıp içini eriten kedi tripleri. kedileri hep kadınlarla özdeşleştirirler saçma bir şekilde, kediler bence egodan geberen, kendilerine aşık erkeklerin en güzel temsilcileri hayvanat dünyasında.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-1366249149980626070?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/1366249149980626070/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=1366249149980626070' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1366249149980626070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/1366249149980626070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/01/kedi.html' title='kedi'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-7915549171354113360</id><published>2007-01-01T12:09:00.000+02:00</published><updated>2008-12-11T01:54:41.552+02:00</updated><title type='text'>yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl herkese kutlu olsun</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RZjk87it53I/AAAAAAAAAAU/AIer4HjvujM/s1600-h/turkey.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5015009920503637874" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 156px; CURSOR: hand; HEIGHT: 142px" height="159" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RZjk87it53I/AAAAAAAAAAU/AIer4HjvujM/s200/turkey.jpg" width="197" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Pazartesiyle başlayan bir yıla girdik işte tralaylaylom. Dediklerine göre topraktan bu sene bereket fırlaycakmış heyecanla bekliyoruz. seneyi kapatırken son dakika golleri de oldu tabi. Her sene bir kabus gibi üstüme çöken "bir yılbaşı sofrası ne kadara maloluyor " haberleri bu sene de TVlerde boy gösterdi. Üstünde zavallı kızarmış bir hindi ve midye dolma, içli köfte vs gibi bir takım efsane klasikler bulunan bir masaya kamera yaklaştırıldı ve gayet sıkıcı sesli bir spiker sanki haber değeri varmışçasına masada bulunan bütün itemların bağırarak fiyatlarını söyledi. İnsanın yemek yemeyesi geliyor haliyle. Öyle de çirkin gözüküyorlar ki o kameranın önünde... Sonra yurdum insanı, mikrofon uzatılarak bayram mı yılbaşı mı ikilemiyle karşı karşıya bırakıldı. Tabii ki nezih halkımın büyük çoğunluğu gavur adeti olan yılbaşı kutlamasını tasvip etmediğini iletti. Kendileri hala hicri takvime göre yaşadıklarını ifade ettiler. Yılbaşı ve noel arasındaki kavram karmaşası da yine seneyi kapatmaya bir kala bolcana yaşandı. TVler Avrupa'da yılbaşı alışverişleri başlığı altında bol bol noel öncesi alışveriş manzaralarını gösterdiler. Bir de hindi hususu var tabi... Şükran gününden ödünç alınan bir hindi yeme geleneği, bu sene de noele atfedilerek, ordan da bir uzun atlamayla yine yılbaşına maledildi. Bu sene neler olup bitti programları da ilgiyle izlendi TVlerde. Benim en çok ilgimi çeken ise kesinlikle Şenay Akay'ın löpçük diye ortaya çıkan memeleri ve Bülent Ersoy'un mini eteği oldu. Orhan Pamuk ve Nobel, Saddam'ın idamı vs gibi konularsa açık arayla arkadan geldiler. Bir sene de işte eğridir ve doğrudur göllerine akarak bitti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-7915549171354113360?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/7915549171354113360/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=7915549171354113360' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7915549171354113360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/7915549171354113360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2007/01/yeni-yl-yeni-yl-yeni-yl-yeni-yl-herkese.html' title='yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl herkese kutlu olsun'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/RZjk87it53I/AAAAAAAAAAU/AIer4HjvujM/s72-c/turkey.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-2143143163007413518</id><published>2006-12-12T21:21:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:21:51.977+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><title type='text'>baksana bana</title><content type='html'>Fıskiyeyi ve palmiyeyi medeniyet sanan bir kısım denyoyla aynı vatani hudutlar içinde yaşıyoruz. Etrafa anlamsız fıskiyeler serpiştirip bunu şehir planlamacılığı sanan belediyeler, dükkanlarının önüne plastik palmiyeler koyup zengin gösterdiklerini sanan işletmeciler, bunların hepsi bu toprakların üstünde gerçekleşiyor ne acı. Bu vesileyle kadınların gerekli gereksiz birbirleriyle "canım" diye konuşmalarını da kınıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-2143143163007413518?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/2143143163007413518/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=2143143163007413518' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2143143163007413518'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2143143163007413518'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2006/12/baksana-bana.html' title='baksana bana'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-2960064862974156463</id><published>2006-12-06T22:35:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:14:58.242+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istiklal caddesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başa gelenler'/><title type='text'>+18</title><content type='html'>Hayatım bana kendisini değiştirmem gerektiğine dair mesajlar göndermeye devam ediyor. Hayattaki en büyük risklerden biri risk almamak diye düşünmekteyim. Öyle garip bir edim ki risk almamak, ne kadar risk almaktan kaçarsan, bir gün bir yerde herhangi bir risk alma ihtimalinden koşarak uzaklaşıyorsun ve uzaklaştıkça risksiz hayat her tarafını sarmalıyor ve bir noktaya geliyorsun ki hayattaki tek iç güdün güvence oluvermiş. Yani ne istediğinin, ne istemediğinin, ne sevip ne sevmediğinin hiç bir önemi kalmamış. Sadece sahip olduklarını kaybetmemek üzerine bir hayat kuruvermişsin. Güvenlikli bir sitede evin, tolere edemediğin bir partnerin, tiksindiğin bir işin ve kendi çükümik çevrende inşaa etmiş olduğunu düşündüğün bir imajın/prestijin...Yanlış anlaşılmasın, sadece böyle bir hayatın sarmalında kendini buluvermenin ne kadar kolay olduğunu bu derste hep beraber hatırlayalım dedim. Hele kadın olmak bu sarmalı, özellikle "ailenin bölünmez bütünlüğünü korumak" iç güdüsü de işin içine girince, daha da bir olası kılıyor sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse istiklal caddesinde çalışmanın en güzel yönlerinden biri, hiç bir şeyin hayat kadar şaşırtıcı olamayacağını düzenli periyodlarda hatırlamak galiba. Mesela dün, illegal bir gösteriyi bastırmayı taze bitirmiş olan çevik kuvvet adlı bir manga polisin hep beraber mandabatmaz'da türk kahvesi içmesine tanık olduk cadde ahalisi olaraktan... O kadar çok polisi bir arada gören halk adlı topluluk da geleneksel " aa polis var olay var hadi seyredelim" toplaşmasını çay bahçesini çevrelemek suretiyle gerçekleştiriyor ve çok komik bir manzaranın oluşmasına sebebiyet veriyordu. Çaylarını yudumlayan polisleri seyreden insanlar...tuhaf ama gerçek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-2960064862974156463?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/2960064862974156463/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=2960064862974156463' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2960064862974156463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/2960064862974156463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2006/12/18.html' title='+18'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-116491170967344239</id><published>2006-11-30T20:27:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:22:51.872+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündem'/><title type='text'>Kasım sonu</title><content type='html'>Papa'nın küfür portföyümüze 1 numaradan giriş yaptığı, maaşların yıl sonu efektiyle kuşa döndüğü, AB'ye hassiktiri çekmemize ramak kaldığı, göçmen kuşların afrikada bir yerlerde takıldığı günlerdeyiz. Aylardan Kasım günlerden 30, bir gün sonra artık kimse kendini sonbahardayız diye kandıramayacak. İlkokul hayatbilgisi ders kitapları her ne kadar anlamsız bir ısrarcılıkla 21 Aralık diye bağırınsa da biz yarından itibaren dürüst bir kışa adım atacağız. En azından ben buna inanıyorum. Havanın kendisi de en az 5 derece soğuma planları yapıyormuş zaten.&lt;br /&gt;Haftanın lafı: Friendship is overrated&lt;br /&gt;Haftanın boktanı: Dondurmam Gaymak&lt;br /&gt;Haftanın füzyonu: Kıymalı sushi oturma&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-116491170967344239?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/116491170967344239/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=116491170967344239' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116491170967344239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116491170967344239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2006/11/kasm-sonu.html' title='Kasım sonu'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-116422884185029973</id><published>2006-11-22T22:31:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:22:18.991+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutluluk'/><title type='text'>günler günlerin ardından</title><content type='html'>Hani küçücük plastik silindir şişecik içi köpük dolu turşucuk oyunu vardır ya. Hani plastiğin içine yerleşmiş ortası boş minyatür tenis raketi formatındaki aparatı şişeye sokup çıkarıp, ağzımızdan üflediğimiz nefesle oluşturduğumuz köpükleri havaya saçtığımız o nefis oyun...Sanırım yeni bir hayat analojisi keşfettiğimi söylememe pek gerek kalmamıştır...Neyse tam da o köpükçüklere benzeyen renkli ve dinamik açılımlarla dolu hayatımızda yeni olmasa da son zamanlarda daha da çok farkettiğim bir durum söz konusu. Jet hızıyla geçen haftaların kendi içindeki fasit döngüsü. Pazartesi ve Çarşamba'nın söz gelimi, akustik dışında ne gibi farkları olabilir ki,? Neden pazartesileri hiç çalmayan telefonum Çarşamba günü böyle bir canlanma yaşarken, perşembe günü mesela kerhane telefonuna döner? Ve bu telefon neden Cumartesileri garip, tutarsız bir frekans yakalarken, pazarları hep aynı miktarda çalar. Salı ve Cuma arasındaki esrarengiz benzerlik nerden kaynaklanmaktadır? Cuma sabahı neşeli bir tını taşırken, cuma akşamı oluşan o garip hüznün arkasında neler yatmaktadır? Ve neden bu günler ve garip karakteristikleri sanki olağan düzen buymuşcasına birbiri ardına haftalar, aylar ve yıllar boyunca kendilerini tekrar edip dururlar? Bu şartlar altında o zaman, bir pazar akşam üstüsü mesela mutlu olmanın mümkünatı yok mudur?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-116422884185029973?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/116422884185029973/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=116422884185029973' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116422884185029973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116422884185029973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2006/11/gnler-gnlerin-ardndan.html' title='günler günlerin ardından'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-116392136941259145</id><published>2006-11-19T09:17:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:16:41.795+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='30&apos;lu yaşlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuhaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başa gelenler'/><title type='text'>bir cuma akşamı senfonisi</title><content type='html'>Cuma akşamı davetlisi olduğumuz MTV launch party'ye gitmek için yola çıktık. Gece çıkmaya karşı içimde gittikçe artan bir isteksizliğin büyüyor olmasına rağmen, bu kez gidilen mekanın büyük ve ferah, elimizde de kapı gibi VIP davetiyeleri olması ben de gidilebilir etkinlik hissi yaratmıştı. Bir buçuk saatlik bir Cuma akşamı yolculuğundan sonra pırıl pırıl gençlerin organizasyonunda çalıştığı partiye vardık. Bendeki vehamet girişte park yeri gösteren çocukların üstlerinin kalın olup olmadığını, kapıda içeriye girmek için bekleyen gençlerin ebeveynlerinin yanında olup olmadığını kontrol etme boyutuna varmış durumda. Hatta kendimi tutamayıp maksimum 14 yaşında görünen bir çocuğa annesinin nerde olduğunu bile sordum. Öyle bir tiksintiyle baktı ki çocuk bana...Arabada almış olduğumuz alkolün de etkisiyle Emre Aydın ile başlayıp Serdar Ortaç'la son bulan bir coşma olayına da girdiğimizi söylemem lazım. Coşku seli esnasında bir yandan "o kadar da kötü diiliz, hala içimiz geçmemiş bak ne güzel sallıyoruz arabayı" diye kendimi avutmaya çalışıyor, bir yandan da "onbinsenedir aynı eğlence triplerini yapmaktan usanmadın mı, 50 yaşına geldiğinde de mi içkinin dibini vurup salak saçma müziklerle eller havaya yaparak eğlenmeyi planlıyorsun bre gelişme özürlü salak!" diyerekten kendime haksızlık ediyordum. Yolda yeni yetmeler gibi arabayı sallayarak dansederken&lt;br /&gt;trafikte çiçek satmaya çalışan bir çingeneciğin bize bakıp alenen la havle çekmesi de beni biraz sarstı itiraf etmeliyim. Neyse vaka-i MTV'ye avdet etmeyi başardık sonunda. VIP salonu denen yer, küçük bir Türkiye simulasyonuydu adeta. Dar alanda kısa paslaşmalar, yer yer yükselen agresyon kat sayısı, lavuğun birinin çıkıp "kız arkadaşıma değdin ulan" diyerek olay çıkarması, bu ve benzeri hadiselerle 15 dakikada bir ortamda çıkan dalgalanma ve insanların birbirine girmesi sonra güvenliğin gelmesi. Gecenin sonunda 2 kavgaya karışmış, bir kere güvenlik tarafından kenara çekilmiş ve "beyfendi ben 31 yaşındayım, arkadaşlar genç, kanları deli, bizim olay çıkarabileceğimize inanabiliyor musunuz" kıvamında bir monolog yapmış, en sevdiğim saatimi kaybetmiş, etraftaki çıtırları görüp depresyona girmiş ve bira kaynaklı bir başağrısıyla hayata küsmüş bir haldeydim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-116392136941259145?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/116392136941259145/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=116392136941259145' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116392136941259145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116392136941259145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2006/11/bir-cuma-akam-senfonisi.html' title='bir cuma akşamı senfonisi'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-116362177650148453</id><published>2006-11-15T22:08:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:18:12.737+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutluluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mahalle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlemek'/><title type='text'>hmmm</title><content type='html'>Hayatı randomly güzelleştiren şeyler diye bir liste başlatacak olsaydım başa mahalleleri ve mahallelerin kendine özgü karakterlerini ve, varsa delilerini, sonra sokak çalgıcıların ve ermiş yaşlı amca ve teyzeleri koyardım. Tuvalette harcadığım zamanın günün geri kalan kısmından daha çok bana ait olduğunu hissediyorum. Aklımdan tuvaletteyken her ne geçiyorsa, korkunç değerli versus işteki sikindirik ahmet efendinin ettiği lafa kafamın takılması. Tuvalette hep bir özlem duygusu ve burun direği sızlaması hadisesi yaşıyorum nedense. Belki çok saf ve damıtılmış en hakiki öz düşüncelerimle başbaşa kaldığım o küçük ama değerli zaman diliminin bana hatırlattığı her ne varsa bi şekilde içimi sızlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-116362177650148453?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/116362177650148453/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=116362177650148453' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116362177650148453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116362177650148453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2006/11/hmmm.html' title='hmmm'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-116344475272376936</id><published>2006-11-13T20:57:00.001+02:00</published><updated>2009-07-25T13:15:49.661+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dizi'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5320/4016/1600/lost.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5320/4016/320/lost.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lost bitti kavruk kaldık. Elimiz ayağımız tutuldu sohbet edemez olduk. Geyiğin dibine darı ekildi, ayak üstü muabbetleri öksüz kaldı. İtiraf ediyorum hayatımda doğan boşluğu kitap okuyarak dahi gidermeyi düşündüm, o derece... Neyse sonra kendime geldim, hemen bir kursa yazıldım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-116344475272376936?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/116344475272376936/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=116344475272376936' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116344475272376936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116344475272376936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2006/11/lost-bitti-kavruk-kaldk.html' title=''/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-116320586204820724</id><published>2006-11-11T02:39:00.000+02:00</published><updated>2006-11-13T10:14:55.786+02:00</updated><title type='text'>sen kalk ta ben yatam</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5320/4016/1600/kedis%20002.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5320/4016/200/kedis%20002.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri bir gün "babamı atatürk'ü sever gibi seviyorum" demişti ve bana bu inanılmaz anlamlı gelmişti. Sonra dün sabah, ki on kasımdı kendisi, işe gitmeden önce Atatürk'ü televizyonda gördüm, geçen on kasımlarda anıt kabiri dolduran onbinlerin nasıl coşkuyla yürüdüklerini seyrettim....  gözlerim doldu. Olmuş dedim kendi kendime, becermişler. Artık 4 yaşından itibaren ne yaptılarsa bizlere ben dediğim kişi bile kolektif doldollarda gaza gelebiliyor, bir duygu patlaması, bir hissi hezeyan yaşayabiliyorsa, althusser amca haklı olsa gerek diye düşündüm. Devletin ideolojik aygıtları arasında anaokulu, yuva vs gibi her bir beyin yontma yuvasını listelemişti düşünürcan yıllar önce. Ben ki ilkokul 2de, bayrak töreninde konuşuyor diye el kadar arkadaşını tokatlamış bir yavrukurtum, şimdi on kasımda çalan sirene, siren çaldığında 1940'ların SSCBsi gibi herkesin ne iş yapıyorsa bırakması zorunluğuna kıl olsam ne yazar.  Sonra aklıma iki on kasım önce yaşadığım bir travma geldi. Yağmurlu bir sabahtı ve ben deli gibi işe koşuşturuyordum, sonra o bıçak keskinliğindeki siren başladı, saat dokuzu beş geçmekteydi ve bütün dünya durmak zorundaydı. Ben büyük bir gaflet ve dalalet içinde olmalıyım ki o an, kendimi kaybetmiş bir şekilde yürümeye devam ettim. Sonra tam bir dakika boyunca o teyzenin çığlıklarını duydum, vatan haini diye bağırıyordu, sahtekar, şerefsiz diye devam etti sanırım ve 9'u 6 geçeye kadar süren bir mini işkence.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-116320586204820724?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/116320586204820724/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=116320586204820724' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116320586204820724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116320586204820724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2006/11/sen-kalk-ta-ben-yatam.html' title='sen kalk ta ben yatam'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-116309611464312001</id><published>2006-11-09T20:10:00.000+02:00</published><updated>2006-11-11T02:31:23.603+02:00</updated><title type='text'>eski tostlar</title><content type='html'>TV'de az önce şöyle şahane bir enstantane ile karşılaştım. Muazzez Ersoy adındaki kişilik BM bişeysi olarak Türkiye'deki Somalili mültecileri ziyaret etmiş. Sahne şu: Bu yavrular iki dirhem bir çekirdek giyinmişler, bir masanın etrafında az sonra yemeğe başlayacak şekilde oturmuşlar. ME de bunların arkalarından gelip bir yandan sarılıyor, bir yandan kendi şarkılarını mırıldanıyor, sonra o susuyor bütün Somalililer koro halinde ME şarkıları söylemeye başlıyor  ve bu parodi dakikalarca devam ediyorö. Alacakaranlık kuşağında sıradan bir gün .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-116309611464312001?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/116309611464312001/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=116309611464312001' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116309611464312001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116309611464312001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2006/11/eski-tostlar.html' title='eski tostlar'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-116306498817576349</id><published>2006-11-09T11:02:00.000+02:00</published><updated>2006-11-09T11:36:28.276+02:00</updated><title type='text'>bir adam vardı</title><content type='html'>Yirmili yaşların başındayken kendini bir bok zanneden, sonra onyılın sonlarına doğru boruyu aldığını hissedenler parmak kaldırsın. En şahane hayat bizim olmayacak mıydı, en bi başarılı, en bi mutlu, en bi kahraman biz olmayacak mıydık? Dünyayı değiştirmek gibi bir misyon bize yüklenmemiş miydi? Peki regresyon içinde olduğunu düşünenler...? Daha az kitap okuyup, daha az eğlenenler, daha renksiz bir hayat yaşayıp, daha toleranssız olanlar? Ve  vasatlığı iç huzuruyla yer yer karıştıranlar? Gittikçe daha muntazam bir çan eğrisine dönüşen hayat akışının standart sapma bacaklarında paniğe kapılanlar... Ve en kötüsü gittikçe söyleyecek daha az enteresan lafı kaldığını düşünenler...? Neyse havaya kalkan parmaklara müjde! 30'lu yaşlarınızın büyük bir bölümünü, iliğinizi kemiren bir işte, geri kalan bir avuç zamanı da ikea, carrefour tadında hayatın replikası olduğunu iddia eden, kapitalizmin g noktası kallavi alış veriş merkezlerinde, sürekli gülümsenen ve bolca anlamsız laf sarfedilen hafta sonu brunch'larında, ve en bombası...hayatınıza anlam kattığını düşündürmek misyonu yükleyerek tonlarca para verdiğiniz bir takım  zevzek kurslarda geçirerek beynininizi uyuşturabilir ve gittikçe ne kadar sıkıcı bir insan haline geldiğiniz gerçeğini kısmi olarak unutabilirsiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-116306498817576349?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/116306498817576349/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=116306498817576349' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116306498817576349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116306498817576349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2006/11/bir-adam-vard.html' title='bir adam vardı'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36006754.post-116081193476675317</id><published>2006-10-14T10:42:00.000+03:00</published><updated>2006-10-14T10:45:34.773+03:00</updated><title type='text'>soz sukut vs</title><content type='html'>soyleyecek birseyi olmayan sussun demisti biri benden once.  unlu bir dil bilimcisi oldugu soylenir kendisinin. uzuntum benden once yasamis olmasi, cunku herkes onu taniyor soyledikleriyle, beni degil. oysa onu okumadan once de soylemistim ben bunu. madem bu kadar benimsemisim bu lafi, o zaman neden diye sormadan edemiyorum kendime... neden hala konusuyorsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36006754-116081193476675317?l=buralarieskidendutluktu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/feeds/116081193476675317/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36006754&amp;postID=116081193476675317' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116081193476675317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36006754/posts/default/116081193476675317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://buralarieskidendutluktu.blogspot.com/2006/10/soz-sukut-vs.html' title='soz sukut vs'/><author><name>Kutad Gubilik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00070518192930293150</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_oMNjtRvDABs/Smq7b5WLvyI/AAAAAAAAAHk/y9X-Bm3__7Q/S220/mardinson+015.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
